Tayfur GÖÇMENOĞLU/İzmir Fuarı, 1923 yılında İzmir’de toplanan İktisat Kongresi’nin en önemli projelerinden biridir. Adım adım yol alınmış ve nihayet 1936 yılında yangın alanı diye bilinen geniş bir alanda Fuar inşa edilerek dünyaya örnek gösterilecek bir eser meydana gelmişti.
Bugüne gelinceye kadar büyük badireler de atlatan İzmir Fuarı, sonuçta şartlara ayak uydurmak zorunda kalmış ve geçmişte çokça yaşanan şaşalı günlerini geride bırakmıştır. Tabii birçok anılarıyla. İşte onlardan bazıları...
Fuar, 1936 yılında gösterişten uzak bir törenle açıldı. Fuar’ın fikir babası Dr. Behçet Uz, adının ‘İzmir Fuarı’ olmasını istiyordu. Belediye Meclis üyeleri ise ‘Arsıulusal İzmir Fuarı’ adında ısrar edince bu isimde karar kılındı. Ancak halk, bunun ne anlama geldiğini bilmediği için Fuar’ın daha çok sektörel bir etkinlik olduğunu sanıyor, içeri girmekten çekiniyordu. Belediye, hem bunun böyle olmadığını anlatmak iç in büyük çaba sarfetti, hem de bir süre ziyaretçilerden ücret almadı. Fuarın adı, sonraki yıllarda ‘Uluslararası İzmir Fuarı’ ve ‘Enternasyonal İzmir Fuarı’ adlarıyla anılmaya başlandı. Ancak İzmir Fuarı’nın ‘Uluslararası’ statüsü bir yıl sonra yani 1937 yılında yürürlüğe girdi ve Fuar’a ilk olarak üç yabancı ülke İngiltere, Sovyetler Birliği ve Yunanistan katıldı.
Bir yıl sonra Türk Hava Kurumu tarafından Paraşüt Kulesi yapıldı. Bu yapı, Fuar ziyaretçilerini artıran bir vesile olmuştu. Paraşütle atlayanları izlemek, vatandaşları bu alana çekmeye yetiyordu.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında yani 1939 yılında itibaren bu ülkeler Fuara katılmadılar ama İzmir Fuarı yine aynı kimlikle faaliyetini sürdürdü. 20 Ağustos’ta açılıyor, 20 Eylül’de de kapanıyordu. 1942 yılında Kültürpark’ta eğlence nitelikli etkinliklere ara verildi.

FUAR AYNI ZAMANDA EĞLENCE MERKEZİ
Fuar, ticaret ve sanayiyi öngören yapısının yanı sıra Egeliler için bir eğlence merkezi de olmuştu. Belediye tarafından şimdiki Kaskatlı Havuzun yer aldığı alanda Fuar Gazinosu faaliyete geçerken Beşir Üge adlı bir girişimci de Çamlık Gazinosu’nu açmıştı. Bu gazinoda o yılların en ünlü sanatçısı Müzeyyen Senar sahne alıyordu. Bir gece dönemin Valisi Refik Şefik Soyer, Fuar Gazinosu’nda konukları ile yemek yerken, bir memurunu o sırada sahnede Müzeyyen Senar’ın şarkı söylediği Çamlık gazinosuna göndererek sanatçının buraya gelip kendilerine de program yapmasını iletti. Memur, bunu sahnedeyken Senar’a iletmeye kalkınca sanatçı çok sinirlendi, gazino çalışanlarına ‘Sesi sonuna kadar açın’ diyerek ‘Vali Bey, Vali Bey. Ben burada şarkı söylüyorum. Senin ayağına gelmem. Çok istiyorsan, sen gel, beni paşa paşa dinle’ diye seslendi. Vali Refik Şefik Soyer, bunun üzerine Müzeyyen Senar’a bir yıl süreyle İzmir’de sahneye çıkma yasağı koydu. Daha o yılın kışında Müzeyyen Senar İstanbul’da sahne almak için kendisini karşıya geçirecek tekneyi beklerken bir kenarda paltosuna sarılmış adamın kendisine yaklaşarak ‘Müzeyyen Hanım’ diye seslenişini duydu .O da bir tekne bekliyordu ama belli ki o tekne gelmiyordu. Paltosuna sarılmış bu adam İzmir valisi Refik Şefik Soyer’den başkası değildi. Sanatçıdan özür diledi ‘O anın psikolojisi’ dedi ve affını istedi. Birlikte tekneye binerek karşıya geçtiler. Ertesi gün Müzeyyen Senar’ın sahne yasağı kaldırıldı.
Çamlık Gazinosu’nu çok uzun yıllar çalıştıran Beşir Üge, sonraki Yaz mevsiminde İzmir’e gelen Müzeyyen Senar’a ‘Helal olsun. Erkek gibi kadınmışsın ‘dedi ve gazinonun adını Çamlık Senar olarak değiştirdi.

AÇILIŞ DÖNEMİ HASAT MEVSİMİ SONU
Fuar, ilk yıl 1 Eylül’de açıldı. Sonraki yıllarda 20 Ağustos’a çekildi. 20 Ağustos-31 Ağustos tarihleri arasında milli, sonraki günlerde de uluslararası kimlikle faaliyet gösterdi. Açılışa dönemin Başbakanı İsmet İnönü ve İktisat Vekili Celal Bayar da katıldılar. İnönü, burada yaptığı konuşmada ‘İzmir Fuarlar şehri olacaktır’ sözünü kulanmış ve bu, İzmir Fuarına verdiği önemin bir işareti kabul edilmişti.
Fuarın böyle günlerde açılması, hasat mevsiminin sonuna getirilmesi açısından çok önemliydi. Bir çiftçi bölgesi olan Ege’nin her yerinden misafir ağırlayan İzmir Fuarı’ndaki eğlence yerleri, bir anlamda çiftçilerin yorgunluklarını gidermeleri adına da hizmet veriyordu ve tarihin böyle bir zamana denk getirilmesi planlanarak gerçekleştirilmişti. İzmir Fuarı, ayakkabı boyacısından taksi şoförüne, otelcisinden lokantacısına pek çok sektörün can damarı idi. Sadece bir aylık fuar dönemindeki kazancıyla bir yıl geçinen esnaflar vardı.
PAKİSTAN’DAN HEDİYE: PAK BAHADIR
1954 yılında dönemin Pakistan Hükumeti, İzmir Fuarı’na; henüz altı yaşında olan Pak Bahadır adlı bir fil hediye etti. Fil, gemi ile İzmir Rıhtımı’na getirildi ve törenle karşılandı. Pak Bahadır, kısa zamanda Fuar’ın sembolü haline geldi. Vatandaşlarla samimi davranışları ile kendini herkese sevdirmeyi başardı. Hastalandığında yurt dışından bile veterinerler getirtildi. Pak Bahadır’ın 1907 yılında ölümüne kadar 28 yıllık bakıcısı Bahattin Öztanman yanından hiç ayrılmadı. Öztanman, emekliye ayrılıp evine çekilince Pak Bahadır yemeden içmeden kesildi. Bunun üzerine emektar bakıcısı yeniden göreve çağrıldı. Sevimli filin ölümüne en çok üzülenlerin başında o geliyordu. Hatta ‘Beni de ölünce Pak Bahadır’ın yanına gömün’ demişti. Pak Bahadır’ın iskeleti korunurken ve müzede sergilenirken bedeni bir temsili mezarda ziyaretçilere açıldı.

FUAR KLASİĞİ: KAYBOLAN ÇOCUKLAR
Fuar’ın en önemli klasiklerinden biri de çocukların kaybolmasıydı. Gün geliyor, 10-15 çocuk kayboluyordu. Fuar Yönetimi, Müdürlük binasında kaybolan çocuklar için bir büro oluşturdu. Burada oyuncaklar, çocukların hoşlandığı içecek ve yiyeceklerin olması, sonrasında aileleriyle kavuşturulmalarında bazen sorunlara yol açmış, büronun cazibesine kapılan bazı çocuklar, anne babalarına teslimde zorluk çıkarmışlardı.

Enternasyonal İzmir Fuarı, iki kutuplu dünyada özellikle Amerika Birleşik devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki teknolojik gelişmenin bir arenası olmuştu. Amerika özellikle uzay konusundaki teknolojik gelişmelerini dev pavyonunda sergilerken Rusya da farklı teknolojilerini sunma yarışında geri kalmıyordu. Bu arada Japonya, İtalya, Fransa ve Almanya da kendi teknolojik gelişmelerini burada sergileme fırsatı buluyorlardı. Fuara katılan bazı Afrika ülkelerinin ok, yay gibi ilkel silahlarını sergilemeleri de en an dev ülkelerin pavyonlarındaki ilgili görmelerine yetiyordu .Pakistan, Lozan Kapısı’nın hemen girişinde geleneksel mimari yapısıyla kurduğu pavyon binasında uzun yıllar Fuar’ın bir katılımcısı olarak boy gösteren ülkelerin başında geliyordu.
1950 yılında hurdacılıkla geçinen Susuzlu Ailesi’nin; Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi’nde Hürriyet, Uhuvvet, Adalet ve Musavat adı verilen dördüzleri dünyaya geldi. İzmir Belediyesi, kente uğur getireceği inancıyla bu çocukların bakımlarını üstlendi. Bu amaçla İzmir Fuarı, ulusal kimlikle bir gün fazla açık tutularak buradan sağlanan giriş ücretleri ve kültürpark dahilindeki işletmelerden sağlanan rüsumlar bir havuzda toplanarak dördüzlere tahsis edildi. Uygulama on yıl sürdü. 1960 yılında dönemin İhtilal Hükumeti bu uygulamayı kaldırdı.
Fuarın ilk müdürü Suat Yurtkoru idi. Yurtkoru, 1930’lu yıllarda İzmir belediyesi Beder terbiyesi Müdürü iken Rusya’da Gorki Parkı’ndan etkilenerek Kültürpark ve İzmir Fuarı fikrini ortaya atmış, fırtınalı süreçte alanın kamulaştırılması ve Fuar’ın kurulmasında öncü rol oynamıştı. Fuar’da en uzun süre görev yapan müdür ise Ahmet Dönmez idi. Mesleği arkeolog olan Dönmez,3-4 lisan bilmesi yanında Fuarcılık konusunda da Avrupa’da incelemeler yapmış, değerli bir yöneticiydi.
6-7 Eylül 1955’te; Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı haberi yayılınca ayaklanan bir grup İzmir’li, Fuar’daki Yunanistan Pavyonu’nu yaktı. Aynı şekilde İsrail Pavyonu da zarar gördü. Bunun üzerine bazı ülkeler sonraki birkaç yıl Fuara katılmama kararı aldı.
Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile yöne dönemin Başbakanı Adnan Menderes, 1956 yılında İzmir Fuarı’nı ziyaret ettiler. Bu ziyaret, devletin İzmir Fuarı’na ne kadar önem verdiğinin de bir göstergesi oldu. Bayar ve Menderes, Yunanistan’ın yeniden Fuar’a katılmaları çağrısında bulundular.
Geleneksel olarak İzmir Fuarı’nın açılışlarında dönemin Ticaret Bakanlarının konuşmaları kaçınılmazdı. Bir başbakan veya cumhurbaşkanı sembolik birer konuşma yapsalar da Ticaret bakanı, daha detaylı konuşmasıyla açılış törenine damgasını vururdu. 1966 yılında dönemin başbakanı Süleyman Demirel, bu geleneği bozdu ve açılış konuşmasını tek başına kendisi yaptı. İzmir Fuarı’nın Türkiye ekonomisiyle sınai gelişmesini yansıtan bir vitrin olduğunu söyledi. Dönemin Ticaret Bakanı Macit Zeren, hazırladığı konuşma metninde dönemin ekonomik gelişmelerine dair pek çok bilgi sunma imkanından mahrum edildiğini söyleyerek Demirel’den bir süre açıklama bekledi. Böyle bir açıklama gelmeyince de 1 Kasım 1966’da bakanlık görevinden istifa etti. Macit Zeren’in istifası muhalif basında günün konusu olmuştu. İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker’in çıkardığı Akis dergisi de Macit Zeren’i elinde makas olduğu haldeki karikatürüyle yayınlayarak onurlu bir harekette bulunduğunu yazıyordu.

İlginçtir; Fuar’ın her yılki toplam ziyaretçi sayısı istikrarlı bir tablo sergilememiştir. İlk yılki toplam ziyaretçi sayısı 361 bin 527 iken bir sonraki yıl 624 bin 22 olmuş, 1945’ta dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu Fuar’ın açılışına katılmış, o yıl ziyaretçi sayısı 1 milyonu bulmuştur. 17 Ağustos 1999 depreminden sonraki gün, Fuar henüz açık olmadığı halde 200 bina yakın ziyaretçiyi ağırlamıştır. 2000 yılında sadece bir Pazar günü Fuar’a biletle girenlerin sayısı 165 bin 174 olarak tespit edilmiştir.
1957 yılında Fuar’da sahneye çıkmaya başlayan Zeki Müren, Kültürpark’ın eğlence sektöründeki sıçramasının ilk tetikleyicisi olarak anılır. Halit ve Mehmet Ali Alpman kardeşler, dönemin Fuar yönetimi ile anlaşarak Zeki Müren’in sahneye çıkacağı ve sonrasında Manolya adı verilen mekanın yapılmasına vesile oldular ve Sanat Güneşi, burada 17 yıla yakın bir süre sahne aldı. Zeki Müren’in Fuar eğlence yaşamına kazandırdığı ivme, başka mekanların açılmasına da vesile oldu. Var olan Göl Gazinosu yenilendi, 6 bin kişilik , 3 bin kişilik Ekici Över, 2 bin kişi alabilen Akasyalar, Safiye Ayla’nın sahne aldığı Ayla-Mehtap Bahçesi, Kübana Gece Kulübü, Mogambo Disko, Kış aylarında faaliyet gösteren Benelüks ve İtalyan Pavyonu gibi eğlence merkezleri , her gün toplam 20 bin kişiyi Kültürpark’a çekti. Özel tiyatroların biri geldi, biri gitti. Devlet Tiyatrosu, İzmir sahnesinde Kış mevsiminde sahnelediği bütün oyunlarını Fuar boyunca birer gün de olsa Açık Hava Tiyatrosu’nda izleyicileriyle buluşturdu. Şüphesiz bu eğlence atılımı 1960’lı yıllarda gerçekleşmişti.
1970’li yıllarda Türk sinemasında baş gösteren erotik moda, sanatını düzgün yapmak isteyen pik çok ismi evine kapatmıştı. Organizatör Hasan Ekici, Fatma Girik’ten başlayarak bütün ünlülerin kapısını çalarak onları ikna etti ve İzmir Fuarı’ndaki bahçelerde sahneye çıkardı. Sadri Alışık, fıkra anlatırken Ayhan Işık, İzzet Günay şarkı söylüyor, Hulusi Kentmen keman çalarak hem marifetlerini sergiliyor, hem de geçimlerini sağlıyorlardı. Bu süreçte Türk Sineması’nın -düzgün-bütün sanatçıları sahneye çıkarak hem hayranlarıyla buluştu, hem de Fuar’a renk kattılar.
Fuar’da ilk sahne alan sanatçılar arasında Ferdi Tayfur da yer alıyordu.

Total olarak Fuar’da en çok dinleyici toplayan sanatçı Bülent Ersoy oldu. Ersoy, Zeki Müren’den de fazla dinleyiciye hitap ederek rekor kırdı. Onu zeki Müren’den sonra Emel Sayın izledi. Fuar’ın beklenmedik seyirci ile buluşan en talihsiz sanatçısı ise Safiye Ayla oldu.

Fuar, başta Medrano olmak üzere pek çok dünya sirkini de ağırladı. Kültürpark içindeki Lunapark günün her saatinde dolup taştı. 1960’lı yıllarda hizmete giren mini tren de Fuar ziyaretçilerinin gözdesi oldu.
Fuar restoranlarıyla da ünlüydü. Ada Gazinosu, Atış Poligonu, Küçük Göl, Dağ Restoran, Palmiyeler , Taverna Erol, Mavi Saray, Villa, Hayvanat Bahçesi içindeki Kır Bahçesi, Tenis Kulübü Restoran, bunlardan sadece bir kaçı idi.

Fuar ziyaretçileri için öncelikle hayvanat bahçesinde gezinmek, sonra çocukları lunaparka götürmek, bilahare ülke pavyonları gezinmek vazgeçilmezdi. Ülke pavyonlarında kendi d illerinde yayınlanmış broşürleri dileyen alabilirdi.Bir gazeteci, bir günde topladığı broşürleri tattırmış, 36 kilo gelmişti.
Fuar’ın bu anlatılanlarla vurgulanan popülaritesi, 1990 yılında itibaren yavaş yavaş yok oldu ya da yok edildi. Öncelikle gazinolar, eğlence bahçeleri, bando eşliğinde yıkıldı. Enternasyonal kimlikle ilgili sıkıntılar giderilemedi ve Avrupa Fuarlar Birliği’nin baskılarına boyun eğilmek zorunda kalındı. Süre kısaltıldı. Katılım her geçen yıl azaldı. İZFAŞ’ın kurulmasıyla sektörel Fuarlar , Fuar İzmir’e kaydırıldı.
Bugün Fuar, nostaljik bir kimlikle sadece 9 gün açık kalabilmekte ve eski yılları yaşayanlar gözünde ‘adı var sanı yok’ niteliğindedir. Ancak bütün bunların, Kültürpark’a eski canlılığı kazandıracak yeni projeleri hayata geçirmeye engel olduğunu kimse söyleyemez. İzmir’in hem ticari, hem sosyal yapısı, bunun beklentisini kalben yaşamaktadır.




