İzmir'in ticari ve kültürel kalbi sayılan Tarihi Kemeraltı Çarşısı, yüzyıllardır çekiç seslerinin, ahşap kokusunun ve tezgah başındaki hummalı çalışmanın harmanlandığı benzersiz bir atmosfere ev sahipliği yapıyor. Bıçakçılıktan sıcak demirciliğe, geleneksel çalgı yapımından incelikli el sanatlarına kadar pek çok kadim zanaat, fabrikasyon üretimin ve dijital çağın getirdiği seri imalat baskısına karşı direnmeyi sürdürüyor. Kentin somut olmayan kültürel mirasını oluşturan bu kadim üretim kültürü, ustaların alnından dökülen terle günümüz dünyasında varlık mücadelesi veriyor.
Bu noktada yerel idarenin sunduğu kurumsal destekler, zanaatkarlar için can suyu niteliği taşıyor. Kent hafızasını korumak amacıyla yürütülen projeler kapsamında, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 22 yıldır kesintisiz olarak düzenlenen Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülleri, çarşıya ruh katan insan hazinelerini görünür kılıyor. Unutulmaya yüz tutan mesleklerin son temsilcileri, bu prestijli takdir sayesinde hem mesleki onurlarını koruyor hem de kadim bir birikimi gelecek nesillere aktarmanın sorumluluğunu üstleniyor.
Çeliğe işlenen ustalık ve ecdad yadigarı gelenekler
Geleneksel bıçakçılık sanatını Ege'nin tarihi sokaklarında yaşatan isimlerin başında gelen bıçak ustası Hasan Ergenay, çocuk yaşta Denizli'nin Yatağan beldesinde babasından devraldığı mesleği yarım asırdan uzun süredir gururla yürütüyor. Günümüzde üretimin büyük ölçüde fabrikasyon sistemlere ve lazer teknolojilerine kaydığını belirten usta zanaatkar, el işçiliğinin yerini hiçbir makinenin tutamayacağını ifade ediyor. Özellikle hayvan boynuzlarından özenle yontulan saplar ve elde dövülen çelik bıçaklar, sanatsal birer obje olarak değer görüyor.
Geleneksel üretimin korunmasının bir memleket meselesi olduğuna dikkat çeken usta zanaatkar, yaşadığı kaygıları ve yerel desteğin önemini şu sözlerle dile getiriyor:
"Kemeraltı sokaklarında bu işi dedelerinden gördüğü yöntemlerle yapan neredeyse hiç kimse kalmadı. Evlatlarıma, torunlarıma bu işi incelikleriyle öğrettim ancak yeni yetişen nesil beden gücü ve sabır isteyen bu alana yönelmek istemiyor. Oysa el işçiliğiyle yapılan bir boynuz saplı bıçağın üzerindeki emek paha biçilemez. Gelişmiş ülkelerde bu tür geleneksel sanatlar devlet kademelerince koruma altına alınıyor. Sanatı kaybetmek, benim gözümde vatanı kaybetmek gibidir. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından verilen Tarihe Saygı Ödülü bize yalnız olmadığımızı ve mesleğimizin halen değer gördüğünü hissettiriyor. Her sabah dükkanımın kepengini açıp o tezgaha oturmamın arkasındaki ana güç işte bu duygudur."
Doğu çalgılarından Avrupa sokaklarına uzanan bir başarı öyküsü
Çarşının bir diğer yaşayan değeri ise diş hekimliği fakültesindeki eğitimini yarıda bırakarak hayatını geleneksel müzik enstrümanı yapımına adayan İran doğumlu sanatçı Sami Hosseini. 2012 yılında eğitim amacıyla İzmir'e gelen ancak Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Çalgı Yapımı Bölümü'nü keşfetmesiyle yaşamının seyrini değiştiren Hosseini, Kemeraltı'ndaki tarihi bir depoyu dönüştürerek "Defxane" adlı kültür mekanını kente kazandırdı.
Geleneksel def yapım usullerini modern tekniklerle birleştiren sanatçı, imal ettiği özel enstrümanları dünyanın dört bir yanındaki müzisyenlere ulaştırıyor. Tarihi çarşının sadece gündüzleri alışveriş yapılan bir yer olmaktan çıkıp akşamları da yaşayan bir kültür merkezine dönüşmesine katkı sunduklarını aktaran enstrüman yapımcısı, uluslararası arenadaki projelerini şu sözlerle aktarıyor:
"Kemeraltı'nın o kendine has çok kültürlü yapısından ilham alarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yıllarca atıl kalan bir depoyu eşimin desteğiyle konserlerin, workshopların ve akademik eğitimlerin verildiği yaşayan bir alana çevirdik. Bugün ürettiğimiz enstrümanları Almanya, Hollanda, Amerika ve Japonya gibi ülkelere ihraç ediyoruz. Yabancı sanatçıların İzmir ve Kemeraltı kültürü ile tanışmasına aracılık etmekten gurur duyuyoruz. Yerel yönetimin bu emeği fark edip bizi Tarihe Saygı Ödülü ile onurlandırması genç ustaların yetişmesi adına son derece teşvik edici bir adım."
Demirin ateşle dansı dizi ve film platformlarına taşındı
Tarihi çarşının dar sokaklarında yankılanan çekiç seslerinin kaynağı olan Akdemir Ailesi, üç kuşaktır süregelen sıcak demircilik geleneğini ilk günkü heyecanla yaşatıyor. Küçük yaşlarda babalarının yanında mesleğe adım atan Ali ve Ömer Akdemir kardeşler, değişen piyasa koşullarına uyum sağlayarak geleneksel demirciliği kişiye özel butik üretime dönüştürdü. Baltadan kebap şişine, bağ makasından özel tasarım tarım aletlerine kadar pek çok ürünü örs üzerinde şekillendiren emektar ustalar, kaliteden taviz vermeden üretim yapıyor.
Mesleğin üçüncü kuşak temsilcisi olan genç usta Süleyman Akdemir ise atalarından devraldığı mirası çağdaş görsel medya endüstrisine entegre etmeyi başardı. Çocukluğunda atölyedeki şahmerdan makinesinin çalışmasını gördüğü an bu zanaata tutkuyla bağlandığını belirten genç demirci, ecdat yadigarı teknikleri dönem dizilerine ve uluslararası koleksiyonculara taşıyor.
Üretim vizyonlarını küresel pazara açtıklarını ifade eden genç usta, yürüttükleri inovatif çalışmaları şöyle anlatıyor:
"Dedemizden ve babalarımızdan öğrendiğimiz sıcak demircilik yöntemlerini günümüzün dijital dünyasıyla birleştirdik. Bugün 'Diriliş Ertuğrul' ve 'Kurulus Osman' gibi popüler dönem dizileri için aslına uygun balta, kılıç, ok ucu ve zırh parçaları imal ediyoruz. Demiri ahşap oyma sanatıyla harmanlayarak bir asrı aşkın ömre sahip koleksiyonluk eserler ortaya çıkarıyoruz. İnternet altyapımız ve sosyal medya ağlarımız üzerinden Almanya, Belçika ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa'nın pek çok ülkesine mikro ihracat gerçekleştiriyoruz. Yerel idarenin bizi koruması, ata mesleğimizi uluslararası arenaya taşırken en büyük moral kaynağımız oluyor."
Geleneksel üretimin son kalesi konumundaki ustalar, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin koruma vizyonuyla güç bularak, asırlık çekiç seslerini gelecek kuşaklara aktarmak üzere tezgah başındaki nöbetlerini sürdürüyor.





