SİNAN GENÇ/ İzmir’de yaz sezonunun başlamasıyla birlikte özel plajların giriş ücretleri, kıyı alanlarının işletmeler tarafından kullanılması ve vatandaşların denize ücretsiz erişimi yeniden gündeme geldi. Türkiye'nin birçok yerindeki sahil beldelerinde olduğu gibi Çeşme, Urla, Seferihisar, Foça, Dikili ve Karaburun gibi sahil turizmiyle öne çıkan ilçelerde vatandaşlar, halkın kullanımına açık olması gereken kıyıların şezlong, şemsiye ve masalarla kapatıldığını savunuyor. Artan beach club ücretleri nedeniyle ücretsiz halk plajlarına yönelen yurttaşlar ise daralan kamusal alanlar nedeniyle sahilde yer bulmakta zorlandıklarını belirtiyor. Sahillerde yaşanan bu krizin gerçek bir sorumlusu yok. Zaten sorun da oradan kaynaklanıyor. Çevre bakanlığı, valilikler, kaymakamlıklar, ilçe belediyeliri, maliye ve daha birçok kurum sahillerde yetkili ama tek bir sorumlu olmadığı için karmaşa yaşanıyor.

Çeşme’de 1500 liralık giriş ücreti iddiası

Tartışmaların en dikkat çekici adreslerinden biri Çeşme Altınkum Plajı oldu. Sosyal medyada paylaşılan bir görüntüde, daha önce ücretsiz girilebildiği belirtilen bir alana bu yıl kişi başı 1500 lira giriş ücreti istendiği öne sürüldü. Görüntüyü paylaşan vatandaş, plaj alanının özel işletme tarafından kapatıldığını ve ücretsiz otoparka ulaşmak isteyen sürücülerin de engellenmeye çalışıldığını iddia etti. Kısa sürede geniş kitlelere ulaşan görüntüler, Çeşme’de kıyıların kamusal kullanımı ve yüksek plaj ücretleri tartışmasını yeniden alevlendirdi.

Ilıca’da ücretsiz alanlara yoğun ilgi

Çeşme’de yüksek giriş ücretlerinden kaçınan vatandaşların önemli bölümü Ilıca Plajı başta olmak üzere ücretsiz halk plajlarına yöneliyor. Özellikle hafta sonlarında halk plajlarında havlu serecek alan kalmazken, kıyı hattındaki özel işletmeler ile ücretsiz bölümler arasındaki kullanım farkı dikkat çekiyor.

Vatandaşlar, kıyıların belirli işletmelerin kullanımına bırakılmasının ücretsiz alanlarda aşırı yoğunluğa neden olduğunu savunuyor.

Urla ve Seferihisar’da kamusal alan tartışması

Urla’nın Kum Denizi, Demircili ve Altınköy sahilleri ile Seferihisar’ın Akarca, Ürkmez ve Sığacık çevresindeki kıyıları da yaz aylarında yoğun ilgi görüyor.

Bölge sakinleri ve günübirlikçiler, bazı işletmelerin sahile çok sayıda şezlong yerleştirmesi nedeniyle denize ücretsiz ulaşabilecek alanların daraldığını ifade ediyor. Özellikle çocuklu ailelerin tercih ettiği halk plajlarında, sabahın erken saatlerinden itibaren yoğunluk yaşanıyor.

Vatandaşlar, belediyelerin ve ilgili kurumların kıyı işgallerine karşı daha sık denetim gerçekleştirmesini istiyor.

Foça, Dikili ve Karaburun’da benzer şikâyetler

Eski Foça, Yeni Foça, Dikili ve Karaburun’daki koylarda da kıyı kullanımıyla ilgili benzer tartışmalar yaşanıyor.

Yazlık bölgelerdeki bazı işletmelerin kıyıya masa, sandalye ve şezlong yerleştirdiğini belirten vatandaşlar, denize girebilmek için işletmeden hizmet almaya zorlandıklarını ileri sürüyor. Ücretsiz alanların azalması nedeniyle halk plajlarında oluşan kalabalığın hem çevre temizliğini hem de trafik düzenini olumsuz etkilediği ifade ediliyor.

“Kıyılar herkesin ortak kullanımına açık”

Kıyıların kullanımına ilişkin yargı kararları da tartışmaların merkezinde yer alıyor. Yargıtay kararlarında kıyıların herkesin ortak kullanımına açık alanlar olduğu, işletmelerin vatandaşların sahile ulaşmasını engelleyemeyeceği belirtiliyor.

Bir işletmeden hizmet almayan kişinin tehdit veya baskıyla sahilden uzaklaştırılmasının, olayın koşullarına göre suç oluşturabileceği değerlendiriliyor.

İzmirli vatandaşlar, kıyıların yalnızca yüksek ücretleri karşılayabilen kişilere açık hale gelmemesi gerektiğini belirterek, “Denize girmek temel bir hak, lüks olmamalı” sözleriyle tepkilerini dile getiriyor.

Denetim çağrısı

Yaz sezonunda milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlayan İzmir’in sahil ilçelerinde, kıyı alanlarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılması isteniyor.

Vatandaşlar; kaçak giriş ücretlerinin engellenmesi, halk plajlarının şezlonglarla kapatılmaması, ücretsiz geçiş yollarının açık tutulması ve kamusal kıyı alanlarının görünür şekilde işaretlenmesi çağrısında bulunuyor.

Sahillerde yetki karmaşası sorunu büyütüyor

İzmir’in sahillerinde yaşanan işgal, kaçak ücret ve kıyıya erişim sorunlarının çözümünü zorlaştıran başlıca nedenlerden biri, yetkinin tek bir kurumda toplanmaması. Plajın bulunduğu alanın mülkiyeti, belediye sınırları içinde olup olmadığı, işletmeye tahsis edilip edilmediği ve koruma statüsü gibi unsurlara göre farklı kurumlar devreye giriyor.

3621 sayılı Kıyı Kanunu’na göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunuyor ve herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olması gerekiyor. Kıyılardaki uygulamaların denetimi ise belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyelere, bu sınırların dışında valiliklere ait. İlgili idarelerin kıyıları sürekli kontrol etmesi ve mevzuata aykırılıklara karşı gerekli önlemleri alması gerekiyor.

İlçe belediyeleri doğrudan denetim yapıyor

Çeşme, Urla, Seferihisar, Foça, Dikili ve Karaburun gibi kıyı ilçelerinde belediyelerin zabıta birimleri önemli sorumluluk taşıyor. Şezlong ve masa işgalleri, ruhsatsız işletmeler, yaya geçişinin kapatılması, izinsiz ücret talebi ve belediyeye ait halk plajlarının kullanımı konusunda ilk denetimi çoğunlukla ilçe belediyeleri gerçekleştiriyor.

Belediyeler, kendi yetki alanlarında bulunan işletmelerin iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarını kontrol edebiliyor; kaldırım, yol, meydan ve belediyenin tasarrufundaki sahil alanlarındaki işgallere müdahale edebiliyor. Ancak kıyının Hazine arazisi olması veya alanın başka bir kamu kurumuna tahsis edilmesi durumunda belediyenin tek başına işlem yapması yeterli olmayabiliyor.

Büyükşehir Belediyesi hizmetlerden sorumlu

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise kendi sorumluluğundaki kıyı düzenlemeleri, sahil parkları, temizlik, altyapı, ulaşım, otopark ve bazı halk plajlarının işletilmesi gibi alanlarda görev üstleniyor.

Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyelerinin üzerinde genel bir “bütün sahilleri denetleme” yetkisine sahip değil. Bir kıyı alanındaki işletmenin ruhsatı, tahsis işlemi veya kaçak yapısı farklı kurumların yetki alanına girebildiği için Büyükşehir Belediyesi de çoğu zaman ilçe belediyesi, valilik ve bakanlık birimleriyle birlikte hareket etmek zorunda kalıyor.

Milli Emlak tahsis ve kira işlemlerini yürütüyor

Kıyıların önemli bir bölümü Hazine adına kayıtlı veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanlardan oluşuyor. Bu alanların kiralanması, tahsis edilmesi ve kullanım koşullarının denetlenmesinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Milli Emlak birimleri görev yapıyor.

Bir işletmenin sahilde faaliyet göstermesine izin verilmiş olması, vatandaşların denize ulaşmasını engelleyebileceği anlamına gelmiyor. Tahsis veya kira sözleşmesine aykırı kullanım tespit edilmesi halinde Milli Emlak birimleri sözleşme hükümlerini uygulayabiliyor, ecrimisil işlemi başlatabiliyor veya tahsisin iptalini gündeme getirebiliyor.

Sorunun önemli noktalarından biri de burada ortaya çıkıyor. Belediye işletmenin ruhsatını denetlerken, alanın kira ve tahsis işlemi Milli Emlak tarafından yürütülebiliyor. Bu nedenle aynı plajda farklı ihlaller için farklı kurumlara başvurulması gerekebiliyor.

Bakanlık ve il müdürlüğü kıyı mevzuatını denetliyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İzmir İl Müdürlüğü; kıyı kenar çizgisi, imar planları, kıyı yapılaşması, dolgu alanları ve Kıyı Kanunu’na aykırı uygulamalar konusunda yetki taşıyor.

Kıyıya kaçak yapı yapılması, sahilin fiziki engellerle kapatılması, kıyı kenar çizgisinin ihlal edilmesi veya kullanımın imar mevzuatına aykırı hale gelmesi durumunda il müdürlüğü inceleme ve işlem yapabiliyor. Kıyı kenar çizgisinin tespit süreci de valilik bünyesinde oluşturulan komisyonlar aracılığıyla yürütülüyor.

İzmir ve İstanbul’da haraç operasyonu: 2 şüpheli tutuklandı
İzmir ve İstanbul’da haraç operasyonu: 2 şüpheli tutuklandı
İçeriği Görüntüle

Valilik ve kaymakamlık koordinasyon sağlıyor

Belediye ve mücavir alanların dışında kalan kıyılarda doğrudan denetim görevi valiliğe ait. İlçelerde ise kaymakamlıklar; belediye, jandarma, Milli Emlak ve diğer kamu kurumları arasındaki koordinasyonu sağlayabiliyor.

Vatandaşların kıyıya girişinin engellenmesi, güvenlik sorunu yaşanması veya kurumlar arasında yetki tartışması çıkması halinde kaymakamlık ve valilik devreye girebiliyor. Özellikle aynı alanda birden fazla kurumun görevli olduğu durumlarda ortak denetim kararları bu makamlar üzerinden alınabiliyor.

Jandarma ve polis güvenlik boyutunda devrede

Jandarma ve polis, sahil alanlarının idari işletme denetiminden doğrudan sorumlu değil. Ancak vatandaşın tehdit edilmesi, zorla sahilden çıkarılması, geçişinin engellenmesi, kavga, saldırı veya kamu düzeninin bozulması halinde güvenlik güçleri devreye giriyor.

Kırsal kıyılarda ve jandarma sorumluluk bölgelerinde denetimlere jandarma ekipleri eşlik ederken, kent merkezlerinde polis ekipleri görev yapıyor. İşletme çalışanlarının vatandaşları tehditle veya zor kullanarak kıyıdan uzaklaştırdığı iddialarında konu yalnızca idari işgal değil, adli soruşturma boyutu da taşıyabiliyor.

Koruma alanlarında yetki daha da parçalanıyor

İzmir’de bazı koylar doğal sit, arkeolojik sit, özel çevre koruma bölgesi veya kültür ve turizm koruma alanı içerisinde bulunuyor. Bu tür alanlarda belediye ve Milli Emlak dışında Kültür ve Turizm Bakanlığı, koruma kurulları ve tabiat varlıklarını koruma birimleri de sürece dahil olabiliyor.

Alan orman sınırları içerisinde bulunuyorsa Tarım ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü; milli park veya tabiat parkı statüsündeyse Doğa Koruma ve Milli Parklar birimleri yetkili olabiliyor. Böylece tek bir koyda ruhsatı belediye, arazi tahsisini Milli Emlak, koruma kararını bakanlık, güvenliği ise jandarma denetleyebiliyor.

Vatandaş hangi kuruma başvurmalı?

Şezlong ve masa işgali, ruhsatsız işletme veya yaya geçişinin kapatılması durumunda ilk başvuru ilçe belediyesine yapılabilir. Alanın Hazine arazisi olduğu düşünülüyorsa Milli Emlak birimlerine, kıyı mevzuatı ve kaçak yapı şüphesi varsa İzmir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne başvurulabilir.

Tehdit, baskı veya zorla çıkarma yaşanması halinde polis ya da jandarmaya; kurumların işlem yapmaması veya yetki tartışması yaşanması durumunda ise kaymakamlık, valilik veya CİMER’e şikâyette bulunulabilir.

Bu parçalı yapı nedeniyle vatandaşın hangi kapıyı çalacağını bilememesi, kurumların birbirini yetkili göstermesi ve denetimlerin gecikmesi sahillerdeki sorunun büyümesine yol açıyor. İzmir’in kıyı ilçelerinde yaşanan tartışmanın yalnızca yüksek ücretlerden değil, aynı zamanda çok başlı ve dağınık bir yönetim sisteminden kaynaklandığı görülüyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ