Türkiye’nin en önemli deprem kentlerinden İzmir’de yapı stokunun durumu yeniden gündemde. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Hıdır Çak’ın Türkiye genelinde yaklaşık 6-7 milyon konutun risk havuzunda bulunduğuna ilişkin değerlendirmesi, 30 Ekim 2020 depreminde ağır kayıplar yaşayan İzmir’deki tabloyu da yeniden gündeme taşıdı. İzmir için dikkat çeken verilerden biri bölgesel planlama çalışmalarında yer alıyor. İzmir Bölgesi Mekânsal Gelişme Dinamiklerinin Analizi çalışmasına göre, İzmir metropoliten alanındaki 180 bin 784 bina çok yüksek deprem risk grubunda değerlendiriliyor. Çalışmada bunların 2000 yılı öncesinde, deprem tehlikesinin yüksek olduğu alanlarda yapılmış yapılar olduğu belirtiliyor. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Bu rakam, tek tek binalara uygulanmış resmi “riskli yapı tespiti” sonucunda ortaya çıkan sayı değil. Bölgesel deprem riski; yapının yaşı, konumu ve deprem tehlikesi gibi parametrelerin birlikte değerlendirilmesiyle oluşturulan mekânsal risk analizini ifade ediyor.

İzmir’de yaklaşık 900 bin yapı var

İzmir Büyükşehir Belediyesi verilerine göre kent genelinde yaklaşık 906 bin yapı bulunuyor. Belediye tarafından daha önce açıklanan verilere göre bu yapıların yüzde 88'i 1999 Deprem Yönetmeliği öncesinde inşa edildi ve yapı denetim hizmeti almadı. Bu veri tek başına söz konusu yapıların “riskli bina” olduğu anlamına gelmese de İzmir'in eski yapı stokunun büyüklüğünü gösteriyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Ağustos 2026'da yayımladığı son bilgilerde ise Deprem Master Planı kapsamında yaklaşık 40 fay zonu, zemin yapısı ve 118 bin yapıya ilişkin envanterin incelendiği belirtildi.

İzmir’de hangi ilçeler öne çıkıyor?

İzmir için “en riskli dört ilçe kesin olarak şunlardır” şeklinde resmi bir sıralama yapmak doğru değil. Çünkü deprem riski yalnızca ilçe sınırına göre değil; zemin özellikleri, yapı yaşı, yapı kalitesi, faylara yakınlık ve nüfus yoğunluğu gibi çok sayıda değişkene bağlı olarak mahalle hatta yapı ölçeğinde değişebiliyor. Bununla birlikte mevcut çalışmalar özellikle Bayraklı, Bornova, Konak ve Karşıyaka üzerinde yoğunlaşıyor. 30 Ekim 2020 depreminden en fazla etkilenen ilçeler arasında bulunan Bayraklı ve Bornova'da yapı envanteri tamamlanırken, Karşıyaka'da da yaklaşık 22 bin 500 yapının saha incelemesi tamamlandı. Konak ve Bayraklı'da ise 2026 yılında toplam 4 bin hektarlık alanda yeni mikrobölgeleme ve zemin araştırmaları başlatıldı.

Bayraklı ve Bornova’da 96 bin bina incelendi

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Şubat 2026'da açıkladığı verilere göre Bayraklı ve Bornova'da yaklaşık 96 bin binanın ön incelemesi gerçekleştirildi. Çalışmalarda binaların olası bir deprem karşısındaki davranışlarının belirlenmesi ve daha ayrıntılı analiz gerektiren yapıların önceliklendirilmesi amaçlanıyor. Bayraklı, 30 Ekim 2020 İzmir depreminde yaşanan ağır hasar nedeniyle çalışmaların ilk başlatıldığı ilçe oldu. Ardından Bornova'ya geçildi. Belediyenin çalışmalarında Bornova'daki yaklaşık 62 bin konut türü yapının envanteri oluşturuldu.

Karşıyaka’da 22 bin 500 yapı mercek altında

Yapı stoku çalışmalarının üçüncü önemli ayağını Karşıyaka oluşturuyor. İlçenin 27 mahallesindeki yaklaşık 22 bin 500 yapının ön incelemesine yönelik saha çalışması tamamlandı. Uzmanlar elde edilen veriler üzerinden ayrıntılı inceleme gerektiren binaları belirlemeye çalışıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi özellikle bu çalışmaların doğrudan “riskli yapı tespiti” olmadığının altını çiziyor. Amaç, yapıların deprem etkisindeki davranışlarını değerlendirerek daha ayrıntılı incelemeye ihtiyaç duyulan binaları önceliklendirmek.

Bayraklı’da eski yapı stoku dikkat çekiyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayımlanan proje dokümanlarında Bayraklı ayrıca dikkat çekiyor. İlçedeki yapılaşmanın önemli bölümünün 2000 yılı öncesinde tamamlandığı, yapı niteliği nedeniyle risk taşıyabilecek konut ve iş yeri oranının yüksek olduğu belirtiliyor. Bayraklı bu nedenle kentsel dönüşüm açısından öncelikli ilçeler arasında değerlendiriliyor. Aynı çalışmada Karşıyaka'da da 2000 yılı öncesinde tamamlanan yapı oranının yüksek olduğuna işaret ediliyor. Konak ise eski ve yoğun yapı stokunun yanı sıra farklı yapılaşma biçimlerini aynı anda barındırması nedeniyle yürütülen yeni zemin ve afet çalışmalarının önemli noktalarından biri.

Risk yalnızca merkez ilçelerle sınırlı değil

İzmir'deki deprem tehlikesi yalnızca Körfez çevresindeki ilçelerden ibaret değil. Bölgesel analizlerde İzmir metropoliten alanının yanı sıra Aliağa ve Foça kıyıları, Çeşme kıyı şeridi, Seferihisar ve Menderes kıyıları ile Torbalı, Tire ve Ödemiş'in kent merkezleri depremden etkilenme açısından dikkat çeken bölgeler arasında gösteriliyor. Bu nedenle “İzmir'in yalnızca dört ilçesi riskli” şeklinde bir değerlendirme bilimsel açıdan doğru değil. Risk, ilçelerin kendi içinde dahi önemli farklılıklar gösterebiliyor.

Türkiye’de 6-7 milyon konut risk havuzunda

İzmir'deki tablonun arkasında Türkiye genelinde çok daha büyük bir yapı stoku sorunu bulunuyor. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Hıdır Çak'ın verdiği bilgilere göre Türkiye'de yaklaşık 36 milyon konut bulunuyor. Bunların yaklaşık 26 milyonunun aktif olarak kullanıldığı değerlendiriliyor. Türkiye'deki ortalama bina yaşının yaklaşık 25 olduğunu belirten Çak, yaklaşık 6-7 milyon konutun risk havuzunda bulunduğunu ifade etti. Çak'a göre özellikle 1998 Deprem Yönetmeliği öncesinde yapılan, çok katlı, elle beton dökülmüş veya ağır çıkmalara sahip yapıların ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekiyor.

Bina yaşı tek başına yeterli değil

Uzmanların üzerinde durduğu en önemli noktalardan biri ise eski olan her binanın doğrudan riskli kabul edilemeyeceği. Bir binanın deprem güvenliğinin belirlenmesi için yapı yaşıyla birlikte beton ve donatı özellikleri, taşıyıcı sistem, zemin koşulları, projeye uygunluk ve sonradan yapılan müdahaleler gibi birçok parametrenin incelenmesi gerekiyor. Bu nedenle ön incelemenin ardından gerekli görülen yapılarda karot ve donatı tespitleri gibi çalışmalar yapılması, laboratuvar sonuçlarıyla yapının bilgisayar ortamında modellenmesi ve deprem performans analizinin gerçekleştirilmesi gerekiyor.

"Zenne Arif” de gözaltında
"Zenne Arif” de gözaltında
İçeriği Görüntüle

Riskli çıkarsa iki seçenek var

Ayrıntılı inceleme sonucunda riskli olduğu belirlenen yapılarda ise güçlendirme veya yeniden yapım seçenekleri gündeme geliyor. Güçlendirmenin teknik olarak mümkün ve ekonomik olması halinde mevcut bina korunabiliyor. Güçlendirme maliyetinin çok yüksek olması veya yapının buna uygun olmaması durumunda ise yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor. Riskli yapıların tek tek değil, belirli mahalle veya yapı adalarında yoğunlaşması durumunda ise uzmanlar ada ve mahalle bazlı kentsel dönüşümün daha etkili bir çözüm olabileceğine dikkat çekiyor. İzmir açısından en önemli nokta ise şu: Kentteki tüm eski binaların riskli olduğu söylenemez; ancak yaklaşık 900 bin yapılık devasa stokun tamamının aynı ayrıntı düzeyinde incelenmiş olduğu da söylenemez. Bu nedenle devam eden Deprem Master Planı, yapı envanteri ve mikrobölgeleme çalışmalarının sonuçları İzmir'in gerçek yapı riskinin ortaya çıkarılması açısından kritik önem taşıyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ