İnci ONGUN/Ülkemizde engelli bireyler; fiziksel altyapı eksiklikleri, toplumsal önyargılar, eğitim ve iş bulma süreçlerinde karşılaştıkları engeller nedeniyle ulaşım, sosyalleşme ve ekonomik bağımsızlık başta olmak üzere günlük yaşamın pek çok alanında büyük zorluklar yaşıyor. Görme engelliler için ise bu zorluklar çoğu zaman evlerinin kapısından çıktıktan sonra attıkları ilk adımla başlıyor. Bozuk kaldırımlar, insan kalabalığı, rast gele bırakılan skoterlar, bisikletler, beton dubalar, sarı kılavuz çizgilerinin üzerine açılan tezgâhlar ile masa-sandalye işgalleri görme engelliler için günlük hayatı adeta bir engelli parkuruna dönüştürüyor. Üstelik sorun yalnızca yollarına çıkan fiziksel engellerle sınırlı değil. Kalabalık içinde dikkatsizce üzerlerine yürüyen insanların kendilerine çarpması, beyaz bastonlarının üzerine basarak eğilmesine ya da kırılmasına neden olması da geliyor.
21 YILDIR AYNI YOLDA
Doğuştan görme engelli olan Murat Budak, Çiğli Evka 5’te yaşıyor ve 21 yıldır Alsancak’taki işine aynı güzergâhı kullanarak gidip geliyor. Evli ve 16 yaşında bir kız çocuğu babası olan Budak’ın eşi de aynı rahatsızlık nedeniyle görme engelli. Çocukluk yıllarında görme yetisinin daha iyi olduğunu, ancak zaman içerisinde giderek azalarak yaklaşık 10 yıl önce tamamen kaybolduğunu anlatan Budak, “Halk arasında ‘tavukkarası’ diye bilinen, görmenin giderek gerilediği bir rahatsızlığım var. Çocukken daha iyiydim, bisiklet sürebilecek seviyedeydim. Ancak ilerleyen yaşlarda görmem giderek azaldı ve bundan yaklaşık 10 yıl önce tamamen kaybettim” dedi. Devlet Demiryolları’nda santral memuru olarak çalışan Budak, “Çiğli Evka 5 bölgesinde oturuyorum. Alsancak’ta çalışıyorum ve 21 yıldır her gün bu yolları kullanıyorum. Dolayısıyla buralara alışkınım. Zaten alışkın olmasam bu trafikte hiçbir şekilde yürüyemem” diye konuştu.

HER ADIMDA BİR ENGEL
Her gün işe gidip gelirken önüne çıkan engelleri 21 yıldır kendi geliştirdiği yöntemlerle aşmaya çalıştığını belirten Budak, kentte görme engellilerin güvenli ve bağımsız hareket edebileceği kesintisiz bir sistem bulunmadığını söyledi: “Yürürken düzgün ve kesintisiz bir engelli yolu olmadığı için hiçbir şekilde destek alamadan ilerlemeye çalışıyorum. Her yer direk, çukur, kalabalık... Kaldırımlarda ağaçlar, beton direkler, skuterlar, elektrikli bisikletler var. Bunların hepsi bizim için ciddi tehlike oluşturuyor. Özellikle diz boyundaki beton direkler fark edemediğimiz zaman sakatlanmamıza bile yol açabiliyor. Kaldırımlar ağaç ve direklerle dolu olduğu için bazen yoldan yürümek zorunda kalıyorum. Bu da ayrı bir tehlike” dedi.
Sarı kılavuz çizgilerin görme engellilerin bağımsız hareket edebilmesi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Budak, şöyle devam etti: “Çizgi bir yerde başlıyor, biraz ilerliyorsunuz, birden bitiyor, başka bir yerde yana kayıyor. Bazen çizginin üzerinde bir engel çıkıyor. Çizgi bittiği yerde kalıyorum. Sağa mı gideceğim, sola mı gideceğim bilemiyorum. Bir keresinde burada çizgi bittiği için sola gitmem gerekirken sağa gitmişim. Bir süre yürüdükten sonra yanlış yöne gittiğimi fark ettim. Çünkü beni yönlendirecek hiçbir şey yok. Bu çizginin kesintisiz devam etmesi gerekiyor. Ama etmiyor” dedi.

IŞIKTA BİRİNİ BEKLİYOR
Budak’ın karşılaştığı en büyük tehlikelerden biri de sesli sinyalizasyon sisteminin bulunmadığı trafik ışıkları. Işığın kırmızı mı yeşil mi olduğunu başka türlü anlayamadığını söyleyen Budak, böyle noktalarda karşıdan karşıya geçebilmek için kendisine yardım edecek birinin gelmesini beklemek zorunda kaldığını anlattı: “Bazı noktalarda sesli sinyalizasyon sistemi var, bazı noktalarda yok. Sesli sistem olmayan yerde mecburen birini bekliyorum. Çünkü ışığın kırmızı mı, yeşil mi olduğunu bilmemin başka bir yolu yok. Kimse yoksa beklemek zorundayım.”
Kimsenin olmadığı anlarda araçların sesinden trafik akışını anlamaya çalıştığını belirten Budak, bu yöntemin taşıdığı tehlikeyi ise şöyle dile getirdi: “Arabaların duruşundan bana geçiş hakkı verildiğini anlamaya çalışıyorum. Hangi taraftan araç geliyor, hangi tarafta trafik durmuş, bunları dinliyorum. Başka yapabileceğim bir şey yok. Ama bunun ne kadar tehlikeli olduğunu düşünün. Yanlış bir ses algılarsam, yanlış zamanda hareket edersem bir aracın bana çarpması an meselesi.”
Özellikle tramvay ve araç trafiğinin kesiştiği noktalarda yaşadığı tehlikenin daha da arttığını söyleyen Budak: “Bazı noktalarda karşıdan karşıya geçerken gerçekten kara kara düşünüyorum: ‘Ben şimdi buradan nasıl geçeceğim?’ Çünkü çizgi yok, bir tarafta tramvay var, diğer tarafta araç trafiği var, yollar çukurlu ve kazılmış durumda. Sesli uyarı sistemi de her noktada bulunmuyor. O an tek düşündüğüm, karşıya sağ salim geçebilmek oluyor” diye konuştu.

KALABALIKTA BASTON SAVAŞI
Kentte yalnızca fiziki engellerle değil, yoğun insan kalabalığıyla da mücadele ettiğini anlatan Budak, özellikle Çankaya’da insanların beyaz bastonuna basmasının hem kendisi hem de çevresindekiler için tehlike oluşturduğunu söyledi. Budak, “Çankaya çok kalabalık. Birkaç metre gidiyorum, birisi bastonuma basıyor. İnsanlar önlerine bakmıyorlar, bastonun üzerine çıkıyorlar. Ben onları görmüyorum. Bastonumun kaç defa eğilip büküldüğünü bilmiyorum. Bastonun uç tarafı eğildiği ya da baston kırıldığı zaman ben hiçbir yere gidemem. O kalabalığın içinde birinin beni fark edip ‘Yardım edeyim mi?’ demesini beklemekten başka çarem kalmıyor” diye yaşadıklarını anlattı.
Beyaz bastonun görme engelliler için önemine değinen Budak, “baston olmadığında sanki kolum eksikmiş gibi hissediyorum. baston bizim gözümüz, elimiz, ayağımız” diye konuştu.
“10 SANTİMLİK YOLU BIRAKIN”
Yerel yönetimlerden beklentisinin sarı kılavuz çizgilerin kesintisiz hale getirilmesi ve trafik ışıklarının tamamında sesli sinyalizasyon bulunması olduğunu belirten Budak, vatandaşlara da önemli bir çağrıda bulundu: “İnsanlardan istediğim çok basit. Bize ayrılan şu sarı çizgiyi görüyorsunuz. Çok dar bir alan. En azından bize şu yolu bıraksınlar. Üzerine scooter, elektrikli bisiklet bırakmasınlar, masa, tezgâh koymasınlar. En azından 10 santimlik yolu bize bıraksınlar. Ben başka hiçbir şey istemiyorum.” Sarı çizginin kesintisiz ve engelsiz olması halinde kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan hareket edebileceğini vurgulayan Budak, “Bu çizgi kesintisiz ve engelsiz olsa ben buradan kendi başıma rahatça istediğim yere gidebilirim. Hiç kimseden yardım istemem. Hiçbir yere çarpmam. Hiç kimseden destek almadan hedefime ulaşabilirim. Ama şu anda bunu yapamıyoruz. Bizim istediğimiz aslında çok büyük bir şey değil. Yerel yönetimlerden ve bu işlerle ilgilenen bütün kurumlardan özellikle şehir ve ilçe merkezlerinde görme engellilerin kullandığı güzergâhlarda sarı kılavuz çizgilerin kesintisiz olmasını istiyorum. Trafik lambalarının tamamında da sesli sinyalizasyon sistemlerinin bulunması gerekiyor.”
“21 YIL EZBERLEMEK ZORUNDA OLMAMALIYIM”
Budak, bugün güzergâhında tek başına hareket edebilmesini 21 yıldır aynı yolları kullanmasına bağlayarak, sorunun özünü şu sözlerle anlattı: “Bugün burada yürüyebiliyorsam bunun sebebi bu yolu yıllardır kullanıyor olmam. Nerede kaldırım olduğunu, nerede eğim bulunduğunu, nerede dönmem gerektiğini artık biliyorum. Kendime yıllar içinde yöntemler geliştirdim. Ama görme engelli bir insanın şehirde güvenli biçimde yürüyebilmesi, o yolu 21 yıldır ezberlemiş olmasına bağlı olmamalı. Biz de hiç kimseden yardım almadan, güvenli bir şekilde, kendi başımıza istediğimiz yere ulaşabilmeliyiz.”
Budak’ın bağımsız yaşam mücadelesi sokaklarla sınırlı değil. Hastane, market ve pazar gibi alanların da güçlüklerle dolu olduğunu belirten Budak, özellikle hastanelerde yaşadığı güçlüğü şöyle dile getirdi: “Tek başıma hastaneye gidiyorum ama hastanenin içerisinde kendi başıma hiçbir işimi yapamıyorum. Çünkü yönlendirmeler yok. Doktorun ekranını takip edemiyorum, doktorun bulunduğu bölümü bulamıyorum. Hastanenin kapısından içeri girdiğim zaman orada kalıyorum. Mutlaka birinin bana destek olması gerekiyor.” Çiğli’de yaşadığı için en yakınındaki hastanede bu sorunla sık sık karşılaştığını belirten Budak, “Görevli istiyorum, ‘Bana birisi yardımcı olsun, destek olsun’ diyorum ancak hiçbir şekilde destek alamıyorum. ‘Bu işe bakacak personelimiz yok’ cevabını veriyorlar. Ben de vatandaşlardan yardım isteyerek gideceğim polikliniğe ulaşıyorum. Hastaneden çıkarken de tekrar birilerinden yardım istemek zorunda kalıyorum” diye konuştu.
KIZINA YÜK OLMAK İSTEMİYOR
Ailenin tek çalışanı olan Budak, günlük ihtiyaçlarını mümkün olduğunca kendisinin karşılamaya çalışmasının altında 16 yaşındaki kızına yük olmama düşüncesinin bulunduğunu anlattı: “Market alışverişimi de kendim yapmak zorundayım. Pazara çıkmak, pazar alışverişini yapmak zorundayım. Çünkü evliyim ve sorumluluklarım var. 16 yaşında bir kızım var ve onun görmesiyle ilgili herhangi bir problem yok. Ama ben ona yük olmak istemiyorum. Başarabildiğim şeyleri tek başıma başarmak istiyorum. Benim annem babam görme engelli, onların bütün yükü benim üzerimde’ düşüncesini ona vermemek için elimden geldiği kadar market alışverişimi kendim yapmaya çalışıyorum. Ama pazar daha karışık bir ortam olduğu için pazara mecburen kızımla gidiyorum. İstese de istemese de birlikte gitmek zorunda kalıyoruz.”
Görme engellilerin karşılaştıkları bir başka sorunun da toplumdaki acıma duygusu olduğunu belirten Budak, “Görme engelliyiz diye hiçbir şey yapamayacağımızı, yolda yürüyemeyeceğimizi, bir yere gidemeyeceğimizi düşünüyorlar. Beni gördüklerinde ‘Vah vah, Allah sana yardımcı olsun’ diyenler oluyor. Hatta bana ‘Niye evden çıktın?’ diyen bile oldu. Bunun zıttı ‘İyi ki evden çıkıyorsun, helal olsun sana, tek başına her işini beceriyorsun” diyenler de oldu” dedi.
“EVDE KALMAYIN”
Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyonu bünyesinde Vatan Engelliler Spor Kulübü’nde goalball oynayan Budak, sporun kendi hayatındaki önemini anlatırken, görme engellilere de eve kapanmamaları ve mümkün olduğunca hayatın içinde kalmaları çağrısında bulundu: “İyi ki spor yapıyorum. Spor gerçekten benim için hayatta vazgeçilmez uğraşlardan biri. Benim arkadaşlarım arasında evden çıkamayan, dışarı çıkmaktan korkan görme engelli arkadaşlarım var. Onlara hep aynı şeyi söylüyorum: ‘Bir gün tek başınıza kalacaksınız. O yüzden geç kalmayın. Bir an önce bastonunuzu elinize alın, dışarı çıkın. Ne kadar geç sokağa çıkarsanız bu hayata adapte olmanız o kadar zor oluyor. Yapabildiğiniz, elinizden gelen işleri kendiniz yapmaya çalışın. En azından kendi ihtiyaçlarınızı kendiniz halledin, başkalarına muhtaç olmayın.”





