Haber / SEMİ TEKTAŞ - İzmir’de şehir hastanesi dışındaki kamu hastaneleri mali ve yapısal bir çöküşle karşı karşıya. Yıllardır artan hasta yüküne rağmen bütçeleri reel olarak küçülen hastaneler, bugün en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanıyor. Ortaya çıkan tablo bütçe yetersizliğini artık gizleyemiyor. Kamu hastanelerine ayrılan ödenekler, personel giderlerini, tıbbi sarf malzemelerini, bakım-onarım masraflarını ve teknolojik yenilemeyi karşılamaktan çok uzak. Özellikle İzmir’deki birçok hastanenin eski bina stokuna sahip olması, sınırlı bütçeler ile hastanelerin giderleri karşılanmaya çalışılıyor. Sonuç itibariyle ise tetkik ve ameliyat süreleri uzuyor, malzeme temininde ciddi gecikmeler yaşanıyor, polikliniklerde yığılmalar artıyor ve sağlık çalışanları, eksik imkânlarla hizmet vermeye zorlanıyor.Kamu hastaneleri, yükü taşıyan ama kaynağı verilmeyen kurumlar haline gelmiş durumda.
Şehir hastaneleri vitrin, kamu hastaneleri enkaz
Sağlık sistemindeki en büyük çelişki, kaynak dağılımında ortaya çıkıyor. Kamu-özel iş birliği modeliyle işletilen şehir hastaneleri için milyarlarca liralık kira ve hizmet bedelleri düzenli olarak ödenirken, klasik kamu hastanelerinin bütçeleri kamuoyuna açık ve şeffaf biçimde paylaşılmıyor. Bu tablo ise ‘iki ayrı sağlık sistemi’ yaratıyor. Biri, yüksek bütçeli, garantili ödemelerle ayakta tutulan şehir hastaneleri, diğeri milyonlarca yurttaşın başvurduğu ancak kaynakları her geçen gün budanan kamu hastaneleri… İzmir ise bu politikanın bedelini en ağır ödeyen kentlerden biri. Ege Bölgesi’nin sağlık yükünü sırtlayan şehirde; Tepecik, Atatürk, Behçet Uz gibi köklü hastaneler yüksek hasta sayısı, eski altyapı ve yetersiz bütçe sarmalında ayakta kalmaya çalışıyor. İzmir’e ayrılan kaynaklar, kentin taşıdığı hasta yüküyle orantısız bulunuyor.
Sistemi sağlık çalışanlarının ayakta tutuyor
Bugün kamu hastanelerinde sağlık hizmeti, sistemin gücüyle değil, çalışanların fedakârlığıyla ayakta duruyor. Artan iş yükü, personel eksikliği ve maddi yetersizlikler, sağlık çalışanlarında ciddi bir tükenmişlik yaratmış durumda. Sağlık emekçileri, aynı anda hem hizmet vermeye hem de çöken bir sistemi ayakta tutmaya zorlanıyor. Uzmanlar, bu koşulların sürmesi halinde kamu hastanelerinde hizmet kalitesinin daha da düşeceği ve krizin derinleşeceği uyarısında bulunuyor.
“İdare ederek sağlık hizmeti olmaz”
İzmir’de bir kamu hastanesinde çalışan bir hemşire yaşadığı deneyimi şöyle akardı: “Bir kamu hastanesinde çalışan hemşire olarak şunu net söyleyebilirim: İzmir’de kamu hastaneleri bugün planlı bir sağlık sistemiyle değil, çalışanların kişisel çabasıyla ayakta duruyor. Her vardiyada bir eksiklikle karşılaşıyoruz. Bazen eldiven, bazen pansuman malzemesi, bazen de çalışmayan bir cihaz yüzünden hizmet aksıyor. Örneğin bir hastanın pansumanı, malzeme eksikliği nedeniyle birkaç saat geciktiğinde bunun sonucu sadece bir gecikme değil; enfeksiyon riskinin artması, hastanın yatış süresinin uzaması demektir. Personel yetersizliği de işin başka bir boyutu. Bir hemşireye düşen hasta sayısı arttıkça, hastaya ayırabildiğimiz süre azalıyor. Bu durum hem hasta güvenliğini zorluyor hem de çalışanlarda ciddi bir tükenmişlik yaratıyor. Yoğun bir vardiyada aynı anda ilaç hazırlayıp, hasta bakımı yapıp, hasta yakınlarını bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bu yük, uzun vadede sürdürülebilir değil. Sağlık hizmeti “idare ederek” yürütülemez. İnsan hayatının söz konusu olduğu bir alanda geçici çözümler kalıcı hale getirildiğinde, bedelini hem hastalar hem de sağlık çalışanları ödüyor. Kamu hastanelerinin bütçeleri artırılmadan, bu tabloyu değiştirmek mümkün değil.”
“Eski binalar, eski bütçelerle modern sağlık olmaz”
Eksik malzemeler hakkında konuşan bir başka sağlık çalışanı ise, “İzmir’de birçok kamu hastanesinde çalışan hemşireler olarak en çok zorlandığımız konulardan biri fiziki koşullar. Çalıştığımız binaların büyük bir kısmı çok eski. Dar koridorlar, yetersiz havalandırma ve sık sık arızalanan asansörler hem hasta güvenliğini hem de çalışan sağlığını tehdit ediyor. Örneğin sedye ile hasta taşırken asansörün arızalanması, acil müdahale gerektiren durumlarda ciddi zaman kaybına yol açabiliyor. Buna bir de arızalı ya da yetersiz tıbbi cihazlar eklendiğinde iş yükü katlanıyor. Bazı tetkiklerin yapılamaması ya da ertelenmesi, hastaların defalarca hastaneye gelmesine neden oluyor. Bu durum hastalar için hem maddi hem de psikolojik bir yük oluştururken, biz sağlık çalışanlarının da daha uzun saatler çalışmasına yol açıyor. Şehir hastanelerine ayrılan yüksek bütçelerle kamu hastanelerinin içinde bulunduğu koşullar arasındaki fark sahada çok net hissediliyor. Kamu hastaneleri hâlâ milyonlarca yurttaşın başvurduğu yerlerken, bu kurumların kaynak yetersizliğiyle baş başa bırakılması kabul edilemez. Modern sağlık hizmeti istiyorsak, önce kamu hastanelerinin altyapısını ve bütçesini güçlendirmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
“Düzgün sağlık hizmeti istiyoruz”
İzmir’de gittiği bir hastanede yaşadığı deneyimi anlatan Erkan G. İsimli bir vatandaş iseyaşanılan kalabalığın altını çizerek, “Ben bir hasta olarak hastaneye geldiğimde hem şifa bulmak hem de kendimi güvende hissetmek istiyorum. Ama açıkçası hastanelerdeki koşullar insanı daha da endişelendiriyor. Bazen sıra beklerken bile ortamın kalabalığı, yetersiz havalandırmalar ve eski binalar insanı yoruyor. Bir keresinde hastanede sıra beklerken kalabalıktan bunalıp, sıram gelmeden ayrıldım oradan. Bizim evim yanındaki sağlık ocağına gittim, pansuman malzemesini azar azar kullanıyorlar, niye dediğimde ise ‘gelmiyor zamanında’ diyorlar. Biz hastalar hastanelere umutla geliyoruz ama daha iyi şartlarda, daha düzgün binalarda ve eksiksiz hizmet almak istiyoruz. Sağlık herkesin hakkı ve bu hakkın daha iyi koşullarda sunulması gerektiğine inanıyorum” şeklinde konuştu.

“Bütçe Şehir Hastanelerine gidiyor”
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir 2'Nolu Şube Başkanı Başak Edge Gürkan, kamu hastanelerin bakımsızlığının herkesi rahatsız ettiğini söyledi. Hastanelerin depreme dayanıklı olmadığını dile getiren Gürkan, “Türkiye’nin sağlık bütçesi OECD ülkelerinin oldukça altında kalırken, ayrılan bütçenin önemli kısmı da kamu hastanelerine değil, şehir hastaneleri projelerine yönlendiriliyor. Son dört yıldır hastanelerin yatırım giderleri döner sermaye bütçesinden alınarak merkezi bütçeye devredildi. Fakat merkezi bütçeden yatırım giderlerine neredeyse hiç pay ayrılmıyor. Kamu hastaneleri en basit bakım ve onarım işlerini bile yapamaz hale geliyor, adeta ‘çivi’ bile çakamıyor. Malzeme ve tıbbi cihaz eksikliği giderek artıyor. Bunla sağlık hizmetlerini aksattığı gibi personelin daha uzun saatler çalışmak zorunda bırakıyor. İzmir’de Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin hizmetlerinin kısıtlanması, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi ise tamamen kapatılması, şehirdeki diğer kamu hastanelerin iş yükünü artırdı. Bunları Şehir Hastanesi politikalarından ayrı tutamayız. Ama uzaktaki Şehir Hastaneleri, zorunlu olmadıkça vatandaşlar tarafından tercih edilmiyor” diyerek sözlerini tamamladı.








