SİNAN GENÇ/ Yaz sezonunun en yoğun günlerini yaşayan İzmir'de, kıyıların kullanımı yeniden kamuoyunun en sıcak tartışma başlıklarından biri haline geldi. Çeşme'den Seferihisar'a, Urla'dan Foça'ya kadar birçok sahilde işletmeler tarafından yerleştirilen yüzlerce şezlong ve şemsiye, vatandaşların ücretsiz kullanabileceği alanları ciddi ölçüde daraltıyor. Denize girmek isteyen birçok kişi, sabahın erken saatlerinde plaja gitmesine rağmen havlusunu serecek boş bir alan bulamadığını ifade ediyor. Kıyı boyunca dizilen şezlonglar nedeniyle vatandaşların denize ulaşmakta bile zorlandığını belirten şikâyetler her geçen gün artıyor.

Seferihisar'daki kavga buzdağının görünen yüzü

Son günlerde Seferihisar'da yaşanan şezlong tartışmasının kavgaya dönüşmesi ve olayın yargıya taşınması, aslında yıllardır devam eden sorunu yeniden görünür hale getirdi. Benzer görüntüler hemen her yaz farklı ilçelerde yaşanıyor. Kimi zaman vatandaşlarla işletme görevlileri karşı karşıya geliyor, kimi zaman sosyal medyada büyük tepki oluşuyor. Ancak sezon sona erdiğinde konu gündemden düşüyor, ertesi yaz ise aynı tartışmalar yeniden başlıyor.

Kanun açık, uygulama tartışmalı

Anayasa'nın 43. maddesi ile 3621 sayılı Kıyı Kanunu, kıyıların herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olduğunu açıkça düzenliyor. Kanuna göre denize ulaşım engellenemez, kıyılar kamu yararı dışında kullanılamaz. Buna rağmen uygulamada birçok plajın büyük bölümünün işletmeler tarafından şezlonglarla kaplandığı, vatandaşların ise ücretsiz kullanım alanı bulmakta güçlük çektiği görülüyor. Hukuki düzenleme ile sahadaki uygulama arasındaki fark ise her yaz yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.

Yetki çok, sorumluluk belirsiz

Sorunun çözümünde en fazla eleştirilen noktalardan biri ise denetim mekanizması. Kıyılarla ilgili belediyeler, kaymakamlıklar, valilikler, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Milli Emlak birimleri farklı görev ve yetkilere sahip. Ancak bu çok başlı yapı nedeniyle vatandaşın şikâyeti çoğu zaman farklı kurumlar arasında yönlendirilirken, etkin ve sürekli bir denetim mekanizması oluşturulamıyor. Sezon içerisinde zaman zaman denetimler yapılsa da, birçok noktada kısa süre sonra aynı düzenin yeniden kurulduğu yönünde vatandaşlardan yoğun şikâyet geliyor.

Halk hakkını biliyor ama kullanamıyor

Uzmanlara göre vatandaşların önemli bir bölümü kıyı kullanım haklarını bilse de, tatilde tartışma yaşamak istemediği için işletmelerle karşı karşıya gelmekten kaçınıyor. Bu nedenle birçok kişi ücretsiz kullanabileceği alanı aramak yerine ücret ödeyerek şezlong kiralamayı tercih ediyor. Böylece fiili uygulama her sezon yeniden normalleşiyor ve kıyıların kamusal niteliği giderek zayıflıyor.

Yetki var, sahada kurum yok

Kıyıların korunması ve halkın kullanımına açık tutulması konusunda belediyelerden kaymakamlıklara, valilikten Milli Emlak birimlerine kadar birçok kurumun görev ve sorumluluğu bulunuyor. Ancak sahadaki görüntü, yetki sahibi kurumların birbirlerinden sorumluluk beklediğini ortaya koyuyor.

Vatandaş bir kuruma başvurduğunda başka bir kuruma yönlendirilirken, plajlardaki fiili işgal devam ediyor. Denetim ekiplerinin düzenli olarak sahaya çıkmaması nedeniyle işletmelerin kıyıları kendi kurallarına göre düzenlediği öne sürülüyor.

Vatandaş muhatap bulamıyor

Kıyılarda sorun yaşayan vatandaşlar, karşılarında doğrudan muhatap bulamamaktan şikâyet ediyor. Belediyeyi arayanlar kaymakamlığa, kaymakamlığa başvuranlar ise başka kurumlara yönlendirildiklerini belirtiyor.

Bu süreçte tatilini tartışmayla geçirmek istemeyen birçok kişi, hakkı olmasına rağmen ücret ödeyerek şezlong kiralamak zorunda kalıyor. Böylece kamuya ait kıyılardaki fiili kullanım, işletmelerin kontrolüne bırakılıyor.

Sahillerde kamu otoritesi görünmüyor

Vatandaşlara göre sorunun temelinde yasa eksikliği değil, mevcut kuralların uygulanmaması bulunuyor. Kıyıların herkesin ortak kullanımında olduğu bilinmesine rağmen, bu hakkı koruyacak sürekli ve görünür bir denetim mekanizması sahada yer almıyor. İzmir sahillerinde her gün yeni bir tartışma yaşanırken, vatandaşların sorusu ise yanıtsız kalıyor: “Bu sahiller halkınsa, halkın hakkını kim koruyacak?”

Hem kıyıyı kaplıyorlar hem yüksek ücret tartışması büyüyor

İzmir'in birçok sahilinde vatandaşların en büyük tepkisi yalnızca şezlongların kıyıları kaplamasına değil, talep edilen ücretlere de yöneliyor. Günlük şezlong ve şemsiye kiralama bedellerinin birçok noktada yüzlerce lirayı aşması, ailelerin deniz keyfini ciddi bir maliyete dönüştürüyor. Ücretsiz yararlanılması gereken kıyılarda boş alan bulamayan vatandaşlar, ya yüksek ücret ödemek ya da plajdan ayrılmak zorunda kaldıklarını dile getiriyor.

Tüketici örgütleri ve vatandaşlar, kıyılarda fiili bir zorunluluk oluştuğunu savunurken, ücretsiz kullanım alanlarının daralmasının rekabeti de ortadan kaldırdığı görüşünü paylaşıyor. Vatandaşlar, "Hem halkın kullanımındaki alanlar daraltılıyor hem de yüksek ücretlerle karşı karşıya kalıyoruz." diyerek denetimlerin artırılmasını talep ediyor. Vatandaşların tepkisi iki noktada birleşiyor: Önce kıyılar şezlonglarla daraltılıyor, ardından boş alan bulamayan tatilciler yüksek ücretli şezlong kiralamaya yönelmek zorunda kalıyor.

Düğünler artık arka bahçede
Düğünler artık arka bahçede
İçeriği Görüntüle

Kıyıda yüksek fiyat tartışması

Şezlong ve şemsiye ücretlerinin yanı sıra işletmelerde satılan yiyecek ve içecek fiyatları da vatandaşların en büyük şikâyetleri arasında yer alıyor. Birçok tatilci, plaj işletmelerinde su, meşrubat, kahve ve yiyecek fiyatlarının piyasa ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu belirterek, ücretsiz kullanım alanlarının daralması nedeniyle bu işletmelere yönelmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor.

Tüketici temsilcileri ise kıyılarda rekabetin sınırlanmasının fiyatları yukarı çekebileceğine dikkat çekerek, hem fiyat politikalarının hem de kıyı kullanımının ilgili kamu kurumları tarafından etkin biçimde denetlenmesi gerektiğini savunuyor.

Vatandaşlar ise tepkilerini şu sözlerle dile getiriyor:

"Önce kıyıda ücretsiz oturacak alan bırakılmıyor, ardından şezlong, yiyecek ve içecek için yüksek ücretler ödemek zorunda kalıyoruz."

Çevre örgütlerinden ortak çağrı

Kıyı hakkı konusunda çalışma yürüten çevre örgütleri ve hukukçular, sorunun yalnızca birkaç işletmeyle sınırlı olmadığını belirtiyor. Yaz boyunca düzenli ve kesintisiz denetim yapılması, ücretsiz kullanım alanlarının açık biçimde belirlenmesi ve ihlallerin tekrarlanması halinde caydırıcı yaptırımlar uygulanması gerektiği ifade ediliyor.

Kaos her yaz yeniden yaşanıyor

İzmir'in sahilleri her yaz milyonlarca kişiyi ağırlıyor. Ancak aynı zamanda şezlong tartışmaları, işletme-vatandaş gerilimleri ve kıyı işgali iddiaları da yaz mevsiminin değişmeyen gündemi olmaya devam ediyor. Kıyıların kamuya ait olduğu yönündeki açık yasal düzenlemelere rağmen yaşanan uygulama farklılıkları, denetim eksikliği ve kurumlar arasındaki yetki karmaşası çözülemediği sürece benzer görüntülerin her yaz yeniden yaşanacağı değerlendiriliyor. Vatandaşların ortak talebi ise oldukça net:

"Deniz herkesinse, kıyılar da gerçekten herkesin olmalı."

Kaynak: HABER MERKEZİ