İzmir’de yazın uzun süren sıcak günlerinin ardından hava sıcaklıkları düşmeye başladı. Gündüz ve gece arasındaki sıcaklık farkının belirginleştiği sonbahar döneminde gözler bir kez daha kalp ve damar sağlığına çevrildi. Türkiye'nin son ölüm istatistikleri ise riskin boyutunu ortaya koyuyor. 2025 yılında Türkiye genelinde 491 bin 684 kişi yaşamını yitirdi. Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde ilk sırayı yüzde 34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları aldı. Kanserler yüzde 16,1, solunum sistemi hastalıkları ise yüzde 15,1 ile dolaşım sistemi hastalıklarını izledi. Başka bir ifadeyle Türkiye'de gerçekleşen her üç ölümden birinden fazlasının arkasında kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları bulunuyor.
En büyük tehlike iskemik kalp hastalıkları
Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin ayrıntıları, kalp sağlığı açısından tabloyu daha da çarpıcı hale getiriyor. Bu gruptaki ölümlerin yüzde 42,3'ü iskemik kalp hastalıklarından kaynaklandı. Diğer kalp hastalıklarının payı yüzde 24,6 olurken, beyin damar hastalıklarının oranı yüzde 18,2 olarak kayıtlara geçti. İskemik kalp hastalığı, kalp kasının ihtiyacı olan kan ve oksijeni yeterince alamaması sonucu ortaya çıkıyor. Koroner damarların daralması veya tıkanması bu tablonun temel nedenleri arasında bulunurken, hastalık kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabiliyor.
İzmir’in ölüm verileri de mercek altında
İzmir Büyükşehir Belediyesi de kentin ölüm verilerini ayrıca inceleyen kapsamlı bir çalışma hazırladı. 2024 yılına ilişkin raporda, İzmir'de ikamet eden kişilerin ölüm kayıtları yaş, cinsiyet, ölüm tarihi ve ölüm nedenleri gibi değişkenler üzerinden analiz edildi. Çalışmada belediyenin mezarlık kayıtlarının yanı sıra Türkiye ve İzmir'e ilişkin resmi ölüm istatistiklerinden de yararlanıldı. Böylece İzmir'in ölüm nedenleri açısından sağlık profilinin ortaya çıkarılması amaçlandı. Ancak belediye kayıtları ile ulusal istatistiklerin veri toplama yöntemleri arasında farklılık bulunduğu için rakamların doğrudan aynı veri setiymiş gibi değerlendirilmemesi gerekiyor. Ortaya çıkan genel tablo ise kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarının İzmir açısından da üzerinde durulması gereken önemli halk sağlığı başlıklarından biri olduğunu gösteriyor.
Hastanelerde ileri kardiyoloji altyapısı
İzmir'in kalp sağlığı yükünün bir başka göstergesi de kentteki büyük sağlık merkezlerinde oluşturulan kardiyoloji altyapısı. Ege Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Kliniği bünyesinde koroner bakım ve genel yoğun bakım, üç servis, anjiyografi laboratuvarı, ekokardiyografi, efor-Holter ve poliklinik birimleri bulunuyor. Üniversitenin açıkladığı verilere göre yalnızca anjiyografi laboratuvarında bir yılda gerçekleştirilen anjiyografi, kalp kateterizasyonu ve diğer girişimsel işlemlerin toplamı 2 binin üzerine çıkıyor. İzmir Şehir Hastanesi'nde de koroner anjiyografiden stent uygulamalarına, TAVI'den ritim bozukluklarının tedavisinde kullanılan ablasyona kadar geniş bir alanda ileri kardiyoloji işlemleri gerçekleştiriliyor. Kalp pili, ICD ve CRT-D uygulamaları, periferik damar girişimleri ve dirençli hipertansiyona yönelik renal denervasyon da uygulanan işlemler arasında bulunuyor. Bu işlem sayıları tek başına İzmir'de kalp hastalıklarının arttığını göstermiyor. Bunun söylenebilmesi için yıllara göre hasta sayılarının ve nüfusa oranlanmış hastalık verilerinin karşılaştırılması gerekiyor. Ancak kentte kardiyoloji alanında ihtiyaç duyulan sağlık hizmetinin kapsamını göstermesi açısından dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor.
Sonbahar kalbin yükünü artırabilir
İzmir açısından dikkat edilmesi gereken dönemlerden biri de yazdan sonbahara geçiş. Sıcak havaya alışan vücut, hava sıcaklığının düşmesiyle farklı bir fizyolojik tepki veriyor. Soğukla birlikte damarların daralması kan basıncının yükselmesine ve kalbin vücuda kan pompalamak için daha fazla çalışmasına neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle koroner arter hastalığı bulunanlar, daha önce kalp krizi geçirenler, kalp yetersizliği hastaları, hipertansiyon hastaları ve ileri yaştaki kişiler açısından ani sıcaklık değişiklikleri daha fazla önem taşıyor.
Sabah saatlerine dikkat
İzmir'de sonbahar döneminde gün içerisinde belirgin sıcaklık farklılıkları yaşanabiliyor. Sabah saatlerinde serinleyen hava öğle saatlerinde yeniden ısınabiliyor. Kalp ve tansiyon hastalarının bu dönemde hava koşullarına uygun giyinmesi, aşırı efordan kaçınması ve düzenli kullanılan ilaçları hekim önerisi dışında bırakmaması önem taşıyor. Özellikle serin havada aniden yoğun egzersize başlamak yerine vücudu kademeli olarak harekete hazırlamak gerekiyor.
Bu belirtiler hafife alınmamalı
Kalp krizinde en bilinen belirti göğüs ağrısı olsa da tablo her kişide aynı şekilde ortaya çıkmayabiliyor. Göğüste baskı, sıkışma veya yanma hissinin yanı sıra ağrının sol kola, iki kola, sırta, omuza, boyuna veya çeneye yayılması, nefes darlığı, soğuk terleme, mide bulantısı, baş dönmesi ve ani halsizlik de önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin ortaya çıkması halinde kişinin kendi imkanlarıyla hastaneye gitmeye çalışması yerine 112 Acil Çağrı Merkezi'nden yardım istemesi hayati önem taşıyor.
Hareketsiz yaşam da kalbi zorluyor
Kalp ve damar hastalıkları yalnızca mevsim koşullarıyla açıklanmıyor. Hareketsiz yaşam, sigara kullanımı, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, obezite ve sağlıksız beslenme önemli risk faktörleri arasında bulunuyor. Dolayısıyla İzmir'in iklimi, açık havada yaşam kültürü ya da Akdeniz-Ege tipi beslenmeye erişim avantajı tek başına kalp hastalıklarına karşı koruma sağlamıyor. Özellikle masa başında uzun süre çalışanlarda günlük hareket miktarının azalması, kalp ve damar sağlığı açısından üzerinde durulması gereken risklerden biri.
Ege rehaveti kalbi korumaya yetmiyor
Türkiye'nin ölüm istatistiklerinin verdiği mesaj açık: Kalp ve damar hastalıkları hâlâ en büyük sağlık tehditlerinden biri. Türkiye'deki her üç ölümden birinden fazlasının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanması, konunun yalnızca ileri yaştaki kişileri ilgilendiren bir sağlık problemi olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. İzmir açısından ise önümüzdeki aşamada yanıtlanması gereken kritik soru şu:
Kentte kalp hastalıklarının gerçek yükü ne kadar?
İzmir'deki kamu hastanelerinin son üç yıllık kardiyoloji polikliniği başvuruları, kalp krizi nedeniyle acile başvuran hasta sayısı, koroner yoğun bakım yatışları, anjiyografi ve stent işlemleri birlikte değerlendirildiğinde kentin çok daha ayrıntılı bir “kalp sağlığı karnesi” çıkarılabilir. Bu veriler, İzmir'in kalbinin gerçekten alarm verip vermediğini gösterecek en önemli göstergeler olacak.





