Bazı insanlar dünyayı gözleriyle değil, sesleriyle tanır. Bir kapının açılışını, kaldırıma düşen yağmur damlalarını, denizden gelen rüzgârı ya da uzaktan yükselen bir vapur düdüğünü başkalarından farklı duyarlar. İzlem Kaşgır da İzmir’i böyle tanıdı. Onun İzmir’i, yalnızca körfezin mavisi ya da gün batımının kızıllığı değildi. İzlem için kent; okul koridorlarında yankılanan ayak sesleri, öğretmenlerinin cesaret veren cümleleri, piyano tuşlarından yükselen melodiler ve kendisine açılan yeni yollar demekti. Görme engelli olarak dünyaya gelen İzlem, hayatının daha ilk yıllarında çevresindeki dünyayı sesler üzerinden kurmaya başladı. Müziğe duyduğu ilgi zamanla bir meraka, ardından vazgeçilmez bir tutkuya dönüştü. Piyano başına oturduğunda önündeki siyah ve beyaz tuşlar, onun için yalnızca bir müzik aletinin parçaları değildi. Her tuş, kendisini daha özgür hissettiği başka bir dünyanın kapısını aralıyordu. İzmir’de başlayan bu yolculuk, yıllar içinde okul sıralarından konser salonlarına, oradan da Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar uzandı.
Bir çocuğun hayatına dokunan okul
İzlem Kaşgır’ın eğitim yolculuğunun ilk önemli durağı, İzmir Âşık Veysel Görme Engelliler İlkokulu ve Ortaokulu oldu. Okulun taşıdığı isim, onun hikâyesiyle de derin bir anlamda buluşuyordu. Âşık Veysel de dünyayı gözleriyle değil, sazının telleriyle anlatmıştı. İzlem ise kendi hikâyesini piyano tuşlarında kurmaya başladı. Buradaki eğitim yılları yalnızca derslerden ve sınavlardan ibaret değildi. Öğretmenlerinin desteği, ailesinin mücadelesi ve İzlem’in vazgeçmeyen karakteri, onun müzik yeteneğinin gelişmesinde belirleyici oldu. Görme engelli bir öğrencinin önüne çıkabilecek fiziksel ve toplumsal engeller, doğru eğitim ve inançla birer birer aşılmaya başladı. Notaları farklı yöntemlerle öğreniyor, eserleri sabırla çalışıyor, duyduğu melodileri hafızasına yerleştiriyordu. Başkalarının önünde açık duran bir nota kâğıdı, İzlem’in zihninde yeniden kuruluyordu. Bir eseri seslendirebilmek için yalnızca yeteneğe değil, güçlü bir hafızaya ve çok daha yoğun bir emeğe ihtiyaç duyuyordu. O da bu emeği vermekten hiçbir zaman vazgeçmedi. Henüz çocuk yaşta başlayan piyano serüveni, zamanla İzlem’in kendisini ifade etme biçimine dönüştü. Sözcüklerin yetersiz kaldığı yerde notalar konuşuyor, piyano onun dünyayla kurduğu en güçlü bağlardan biri oluyordu.
İzmir’in okullarından dünyaya açılan kapı
İzlem’in yolu daha sonra İzmir Cengiz Aytmatov Sosyal Bilimler Lisesi’ne uzandı. Burada aldığı eğitim, onun yalnızca sanatsal yönünü değil; toplumsal olaylara, insan ilişkilerine ve dünyaya bakışını da şekillendirdi. Sosyal bilimlerle tanışması, ileride tercih edeceği sosyoloji eğitiminin de ilk işaretlerini taşıyordu. İzlem, bir yandan lise eğitimini sürdürürken diğer yandan piyano çalışmalarına devam etti. Müzik, okul yaşamının yanında yürüttüğü bir uğraş değil, hayatının merkezindeki anlatı diliydi. Azmi ve başarısı, onu uluslararası bir yolculuğa da taşıdı. Öğrenci değişim programı kapsamında Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeye hak kazandı. İzmir’de başlayan eğitim hikâyesi, böylece ülke sınırlarının ötesine ulaştı. Bu yolculuk yalnızca genç bir öğrencinin yurt dışı deneyimi değildi. Aynı zamanda görme engelli bir İzmirli gencin, kendisine çizildiği düşünülen sınırların dışına çıkmasıydı. İzlem, Amerika’ya giderken yanında yalnızca bavulunu götürmedi. Öğretmenlerinin emeğini, ailesinin desteğini, okul arkadaşlarının sevgisini ve doğup büyüdüğü kentin özgürlük duygusunu da taşıdı.
Öğretmenlerine notalarla teşekkür etti
İzlem Kaşgır’ın hikâyesinde en duygusal anlardan biri, 2016 yılında Öğretmenler Günü dolayısıyla verdiği piyano dinletisi oldu. Henüz 16 yaşındaydı. Kendisini yetiştiren, hayatındaki engelleri aşarken yanında duran İzmirli öğretmenlere teşekkür etmek için piyanonun başına geçti. Salondaki öğretmenler için bu, sıradan bir konser değildi. Karşılarında, yıllar boyunca emek verdikleri bir öğrencinin kendi ayakları üzerinde duruşuna tanıklık ediyorlardı. İzlem’in parmakları tuşlara her dokunduğunda, salonda yalnızca müzik yankılanmadı. Öğretmenlerin sabrı, bir ailenin umudu ve genç bir kızın yıllar süren mücadelesi de o melodilere karıştı. Her eser, sözcüklere dökülmeyen bir teşekkür gibiydi. Belki de o gün İzlem, öğretmenlerine verebileceği en anlamlı hediyeyi verdi. Kendisinin hayata tutunduğunu, onların emeğinin karşılıksız kalmadığını ve önünde artık çok daha uzun bir yol bulunduğunu gösterdi. Bu dinleti, İzmir’in eğitim ve sanat hafızasında küçük ama anlamlı bir iz bıraktı. Çünkü bir öğrencinin başarısı, bazen aldığı notlarla değil, geride bıraktığı duyguyla ölçülüyordu.
Amerika’ya uzanan cesaret yolculuğu
İzlem’in Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeye hak kazanması, yıllar boyunca verdiği emeğin önemli sonuçlarından biri oldu. Yabancı bir ülkeye gitmek, farklı bir kültürle tanışmak ve alışılmış düzenin dışına çıkmak her genç için heyecan verici olduğu kadar zorlu bir deneyimdi. İzlem açısından bu yolculuk, erişilebilirlik sorunlarından iletişime, günlük yaşamdan eğitime kadar çok daha fazla mücadele anlamına geliyordu. Ancak o, bilinmeyenden korkmak yerine yeni hayatların sesini dinlemeyi tercih etti. İzmir’de kazandığı özgüven, bu süreçte en büyük dayanaklarından biri oldu. Çocukluğundan itibaren karşılaştığı güçlükler, onu dünyadan uzaklaştırmamış, aksine dünyayı daha fazla tanıma isteği uyandırmıştı. ABD deneyimi, İzlem’in yalnızca eğitim hayatına değil, sanatına ve toplumsal bakışına da yeni bir pencere açtı. Farklı yaşam biçimlerini, farklı eğitim sistemlerini ve engelli bireylerin kamusal yaşama katılım biçimlerini gözlemleme fırsatı buldu. İzmir’den başlayan yolculuk, artık daha geniş bir dünyaya açılmıştı.
Müziğin yanına sosyolojiyi koydu
İzlem Kaşgır, yükseköğrenim için Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü tercih etti. Bu karar, onun hikâyesinin yalnızca piyano üzerinden okunamayacağını da gösteriyordu. İzlem, yaşadığı toplumun yapısını, eşitsizlikleri, önyargıları ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkileri anlamak istiyordu. Görme engelli bir birey olarak hayatı boyunca yalnızca fiziksel engellerle karşılaşmadı. Toplumun farkında olmadan kurduğu cümleler, engelli bireyler adına aldığı kararlar ve erişilebilir olmayan yaşam alanları da onun deneyiminin bir parçasıydı. Sosyoloji eğitimi, İzlem’e bu kişisel deneyimleri daha geniş bir toplumsal çerçeveden değerlendirme imkânı sundu. Sanat ile sosyoloji, onun yaşamında iki ayrı yol olarak ilerlemedi. Aksine birbirini tamamladı. Piyano, insanların duygularına ulaşmasını sağlarken sosyoloji, bu insanların içinde yaşadığı düzeni anlamasına yardımcı oldu. İzlem’in hikâyesinde müzik yalnızca güzel sesler üretmek değil, aynı zamanda görünmeyen sorunları duyulur hâle getirmekti.
Görmeyen değil, görülmeyen hayatlar
İzlem Kaşgır’ın başarıları anlatılırken yalnızca “engelleri aşan genç kız” kalıbına sıkıştırılması, onun hikâyesini eksik bırakabilir. Çünkü asıl mesele, engelli bireylerin kahramanlaştırılması değil, herkesle eşit koşullarda eğitim, sanat ve sosyal yaşama katılabilmesidir. İzlem’in yaşamı, bireysel azmin ne kadar önemli olduğunu gösterirken başka bir soruyu da önümüze koyuyor: Her görme engelli çocuk, onun ulaştığı eğitim ve sanat imkânlarına erişebiliyor mu? Türkiye’de engelli öğrenciler, hâlâ okul binalarından ders materyallerine, sanatsal eğitimden sosyal hayata kadar çok sayıda sorunla karşı karşıya kalıyor. Birçok yetenek, yeterli destek verilmediği için daha keşfedilmeden kayboluyor. İzlem’in hikâyesini değerli kılan noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor. Onun başarısının arkasında kişisel yeteneği kadar, kendisine inanan öğretmenler ve eğitim olanakları bulunuyor. Bir çocuğun hayatını değiştirmek için bazen büyük projelerden önce, ona güvenen bir öğretmen, erişebildiği bir okul ve başına oturabileceği bir piyano gerekiyor.
İzmir’in yetiştirdiği Cumhuriyet kadını
İzlem Kaşgır’ın yolculuğu, İzmir’in eğitim ve sanat kimliğiyle iç içe ilerledi. Bu kentte büyüdü, bu kentin okullarında eğitim gördü, ilk konserlerini burada verdi ve dünyaya açılan yolculuğunun temelini yine burada attı. İzmir’in toplumsal yaşamında önemli bir yere sahip olan özgürlük, eşitlik ve kadınların kamusal hayattaki görünürlüğü, İzlem’in hikâyesinde de karşılık buluyor. O, kendisine biçilen sınırlara razı olmayan genç bir Cumhuriyet kadını olarak hem eğitimini sürdürdü hem müzikten kopmadı. Görme engelinin hayatını tanımlamasına izin vermedi. Kendisini yalnızca engeli üzerinden değil; müzisyenliği, öğrenciliği, fikirleri ve hayalleri üzerinden var etti. Bugün İzlem’in yolculuğuna bakıldığında, İzmir’den Amerika’ya uzanan bir başarı hikâyesinden daha fazlası görülüyor. Bu hikâyede, kızının elini bırakmayan bir aile var. Bir öğrencisine inanan öğretmenler var. Erişilebilir eğitimin insan hayatını nasıl değiştirebileceğini gösteren okullar var. Ve piyanonun başına her oturduğunda, kendisine çizilen karanlığın üzerine yeni bir ses bırakan genç bir kadın var.
İzmir’den yükselen o ses hâlâ sürüyor
İzlem Kaşgır’ın hikâyesi tamamlanmış değil. Onun yaşamında her yeni eser, her yeni eğitim dönemi ve her yeni toplumsal deneyim, yazılmayı bekleyen başka bir bölüm anlamına geliyor. Belki ileride daha büyük sahnelerde piyano çalacak. Belki sosyoloji alanında engelli bireylerin hakları için çalışmalar yürütecek. Belki de kendisi gibi görme engelli çocukların müzikle tanışmasına öncülük edecek. Ancak hangi yolu seçerse seçsin, o hikâyenin başlangıç noktası değişmeyecek. İzmir Âşık Veysel Görme Engelliler Okulu’nun koridorları, Cengiz Aytmatov Sosyal Bilimler Lisesi’nin sınıfları, öğretmenleri için çaldığı piyanonun sesi ve kendisini dünyaya hazırlayan İzmir, onun yolculuğunda daima özel bir yere sahip olacak. İzlem Kaşgır’ın yaşamı, bir kentin yetiştirdiği çocuğa sahip çıkmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Çünkü bazı başarı hikâyeleri yalnızca alkışlarla anlatılmaz.
Bazıları sessizce başlar.
Bir çocuğun parmakları piyano tuşlarına dokunur.
İlk nota duyulur.
Sonra o ses, İzmir’den bütün dünyaya yayılır.












