Dünya genelinde yaşamını sürdüren yaklaşık 11 bin kuş türünün yüzde 20’sini oluşturan 1800 tür, her yıl iklim ve besin arayışıyla binlerce kilometrelik rotalarda göç ediyor. Biyolojik çeşitliliğin en görünür bağlarını oluşturan ve küresel ekosistemin dengesini sağlayan bu canlılar, ne yazık ki insan faaliyetlerinin yarattığı tahribat nedeniyle giderek küçülen popülasyonlarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bilimsel tahminler, göçmen kuş türlerinin yüzde 51’inde belirgin bir sayısal düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. Tarihsel süreç incelendiğinde, 1500’lü yıllardan bu yana nesli tamamen tükenen veya doğal ortamında yok olan 189 kuş türünün kayda değer bir kısmını bu göçü gerçekleştiren kanatlılar oluşturuyor.

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği verilerine göre, 43 göçmen kuş türü doğrudan kritik tehlike kategorisinde yer alıyor. Doğal alanların tahrip edilmesi, iklim krizinin getirdiği ani hava değişimleri, sanayi artıkları ve plansız kentleşme bu türlerin geleceğini tehdit eden ana unsurlar arasında bulunuyor. Özellikle kritik durumdaki türler için habitat kaybı ve bozulması yüzde 65 gibi devasa bir oranda ana risk faktörü olarak öne çıkıyor. Bunu kontrolsüz avlanma baskısı, ortama sonradan dahil olan istilacı memelilerin yırtıcılığı ve endüstriyel denizcilik faaliyetlerine bağlı kazalar izliyor.

Kuzey Amerika'dan Doğu Asya'ya kadar uzanan hatta devasa kayıplar yaşanıyor

Kuş ölümlerinin coğrafi dağılımı ve doğrudan sebepleri incelendiğinde, dünyanın farklı kıtalarında farklı insan kaynaklı tehditlerin öne çıktığı görülüyor. ABD ve Kanada genelinde yapılan saha araştırmaları, kentleşmenin ve evcil hayvan popülasyonunun vahşi yaşam üzerindeki ağır faturasını gözler önüne seriyor. Bu iki ülkede cam kaplı yüksek binalara çarpma ve sahipsiz kedilerin avlanması nedeniyle her yıl 1 milyardan fazla kuş yaşamını yitiriyor. İnsan eliyle inşa edilen dikey mimari ve şeffaf yapılar, göç yollarındaki kuşlar için adeta görünmez birer tuzağa dönüşüyor.

Doğu Asya ve Avustralya hattında ise durum karasal kuşlar için oldukça karanlık bir tablo çiziyor. Bölgedeki karasal kuş türlerinin yüzde 47'si yasa dışı tuzaklar ve kafes avcılığı nedeniyle yok olma eşiğine geliyor. Ağa takılan ve pazarlarda ticarete konu edilen bu canlılar arasında yer alan sarı göğüslü kirazkuşu ile kaşık gagalı kumkuşu, av baskısı yüzünden tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumda. Benzer şekilde Avrupa, Orta Doğu ve Güneydoğu Asya genelinde her yıl milyonlarca göçmen kuş yasa dışı avcılığın ve zehirli yemlerin kurbanı oluyor.

Türkiye'nin boğazları ve hava koridorları stratejik önem taşıyor

Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının tam kesişim noktasında yer alan Türkiye, süzülerek göç eden milyonlarca kuş için vazgeçilmez bir doğal koridor niteliği taşıyor. İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde süzülen yırtıcılar, su kuşları ve leylekler Türkiye üzerinden diğer kıtalara geçiş yapıyor. Ancak kentleşmenin kırsal alanlara doğru genişlemesi, elektrik hatları ve yüksek hızlı tren projeleri bu yolculuğu riske sokuyor. Son dönemde İstanbul Küçükçekmece Gölü çevresinde demir yolu elektrifikasyon tesisleri ile temas eden çok sayıda leyleğin tele takılarak hayatını kaybetmesi, altyapı projelerindeki ornitolojik eksiklikleri bir kez daha gündeme taşıdı.

Kaz Dağlarında korkutan yangın!
Kaz Dağlarında korkutan yangın!
İçeriği Görüntüle

Gelişmeler üzerine harekete geçen demir yolu yetkilileri ile Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş. gibi altyapı kuruluşları, göç hatları üzerindeki iletken hatlara binlerce metrelik izolasyon kaplaması uygulamaya başladı. Benzer şekilde Trakya ve Karadeniz genelinde leyleklerin yuva yaptığı veya mola verdiği yüksek gerilim direklerinde yalıtım çalışmaları yoğunlaştırıldı. Yapılan izolasyonlar, kanat açıklığı geniş olan büyük kuşların iki tele aynı anda temas ederek elektrik akımına kapılmasını önlemeyi hedefliyor.

Leylekler konaklayacak güvenli alan bulamayınca gerilim hatlarına yöneliyor

Konuyla ilgili bilimsel değerlendirmelerde bulunan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Dr. Ergün Bacak, doğal beslenme ve dinlenme alanlarını kaybeden kuşların zorunlu tercihler yaptığına dikkat çekiyor. Yırtıcılardan korunmak adına yüksek noktalara tünemek zorunda kalan leyleklerin çaresizce yüksek gerilim direklerine yöneldiğini vurgulayan Bacak, geniş kanat yapısına sahip bu türlerin temas anında çarpılarak can verdiğini ifade ediyor. Özellikle İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı, Hatay Belen Geçidi ve Artvin Çoruh Vadisi gibi daralan dar boğazlarda riskin en üst seviyeye tırmandığını dile getiriyor.

Dr. Bacak, Trakya’dan başlayıp Mersin, Adana ve Hatay hattına kadar uzanan göç rotası boyunca kurulacak rüzgar santralleri, hızlı tren hatları ve sanayi tesisleri öncesinde mutlaka detaylı ornitolojik izleme çalışmalarının yapılması gerektiğini savunuyor. Sadece sonbahar döneminde İstanbul üzerinden 1 milyona yakın leyleğin geçeceğini ve bazı günlerde sürü büyüklüğünün 80 bini aşacağını belirten uzmanlar, Lübnan, Suriye ve Orta Doğu genelinde devam eden yasa dışı avcılığa karşı da uluslararası düzeyde koruma protokollerinin devreye sokulması çağrısında bulunuyor.

Kaynak: AA