Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri tarafından paylaşılan bilgilere göre, Türk eğitim sistemi 2004 yılındaki yapılandırmacı yaklaşımdan sonraki en büyük revizyon sürecini yaşıyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, eğitimi okul öncesinden lise sonuna kadar "beceri temelli" bir yapıyla yeniden kurguluyor. Bu yeni paradigma değişiminin en güçlü sütunlarından birini ise bilişim teknolojileri oluşturuyor. Yetkililer, bu dönüşümü 20 yıl sonra gelen esaslı bir "beceri örgüsü" olarak tanımlarken, sistemin artık akademik başarının ötesinde hayata hazırlayan yetkinliklere odaklandığını vurguluyor.

Dokuz temel okuryazarlık ve dijitalleşen müfredat
Yeni modelin en dikkat çeken özelliklerinden biri, programların 9 farklı okuryazarlık becerisiyle donatılmış olması. Özellikle dijital okuryazarlık becerisinin, yakın gelecekte tamamen "yapay zekâ okuryazarlığına" evrilmesi hedefleniyor. Müfredat entegrasyonu kapsamında; ortaokulda Robotik Kodlama ve Yapay Zekâ Uygulamaları, meslek liselerinde ise münhasıran Yapay Zekâ Alanı gibi teknoloji odaklı dersler sisteme dahil edildi. Ayrıca Kimya dersinde "yapay zekâ uygulamalarının sürdürülebilirliğe etkisi" veya Tarih dersinde "araştırmada dijitalleşme" gibi tematik içeriklerle teknolojinin tüm disiplinlere sızması sağlanıyor.

MEBİ ve EBA: Yapay zekâ destekli öğrenme ekosistemi
Bakanlık, teknolojiyi sadece bir ders konusu olarak değil, idari ve akademik bir "karar destek sistemi" olarak da kullanıyor. Bu ekosistemin merkezinde yer alan MEBİ ve EBA platformları, öğrenciyle doğrudan temas eden yapay zekâ destekli araçlar sunuyor. Paylaşılan güncel istatistiklere göre; 17,5 milyondan fazla öğrenci ve 1,2 milyonu aşkın öğretmenin bulunduğu sistemde, 635 binden fazla etkileşimli tahta ve 2,2 milyon tablet ile dijital altyapı güçlendirilmiş durumda. MEBİ platformu içerisinde 708 eğitsel video ve 2.659 öğretim materyali ile öğrencilerin kalıcı öğrenmelerine destek olunuyor.

Yapay zekâ: Ticari kaygı değil, "öğrenme ortağı"
Yapay zekânın eğitimdeki rolüne dair "şüpheci" yaklaşımlara değinen yetkililer, bakanlığın duruşunu net bir şekilde ortaya koydu. Özel sektörün ticari kaygılarından ziyade, etik ilkeler doğrultusunda çocukların faydasını gözeten bir sistem kurulduğu belirtildi. Yapay zekâ, öğrencilerin öğrenme yolculuğunda yanlarında duran bir öğrenme ortağı olarak görülüyor. Bakanlık bünyesinde kurulan Yapay Zekâ Daire Başkanlığı ise bu hızlı teknolojik gelişmeleri büyük sistem içerisine "maharetle" entegre etmek için aksiyon alıyor.

Okullara "Artı AI" uyarısı: Kanıt temelli uygulama şart
Eğitimde yapay zekâ kullanımında metodolojik bir yaklaşım benimseyen MEB, "Yapay Zekâ Hazırlık Ölçeği" ile okullara rehberlik ediyor. "Artı AI" (AI+) eklentisiyle sadece çocukların yapay zekâ okuryazarı olması değil, kullanılan sistemlerin de çocuklara uygunluk kazanması şart koşuluyor. Yetkililer, somut kanıtlar ve pedagojik uygunluk testleri olmadan yapay zekâ sistemlerinin hayata geçirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu çerçevede, teknolojinin etik sınırlar içerisinde ve "insan odaklı" bir yaklaşımla eğitimde yer bulması temel strateji olarak belirlendi.





