İzmir'de 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen ve 117 kişinin hayatını kaybettiği depremin ardından kentteki fay hatları ve yapı güvenliği tartışılmaya devam ediyor. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, depremin altıncı yıl dönümünde 9 Eylül Gazetesi'ne yaptığı açıklamalarda özellikle İzmir Körfezi çevresindeki zemin yapısına dikkat çekti. Bayraklı, Karşıyaka ve Menemen'in geçmişte Gediz Nehri'nin taşıdığı alüvyonlarla şekillendiğini belirten Üşümezsoy, olası depremlerde yalnızca fay hatlarının değil, binaların üzerinde yükseldiği zeminin de değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İzmir'de üç ilçeye dikkat çekti

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İzmir Körfezi çevresindeki yerleşim alanlarının jeolojik geçmişine değinerek Bayraklı, Karşıyaka ve Menemen ilçelerindeki alüvyon zeminlerin önemine işaret etti. Gediz Nehri'nin binlerce yıl boyunca taşıdığı malzemelerin Körfez çevresinde geniş düzlükler oluşturduğunu anlatan Üşümezsoy, bu alanlarda yoğun yapılaşmanın deprem tehlikesi açısından ayrıca incelenmesi gerektiğini savundu. Gevşek ve suya doygun zeminlerde deprem dalgalarının büyüyebileceğine dikkat çeken uzman, bu durumun özellikle mühendislik açısından yetersiz binalarda ciddi hasarlara yol açabileceğini belirtti. Ancak aynı ilçedeki bütün yapıların eşit derecede riskli olmadığını, gerçek güvenliğin parsel bazındaki zemin özellikleri ve binanın mühendislik performansıyla değerlendirilmesi gerektiğini belirtmek gerekiyor.

80 kilometre uzaktaki deprem neden Bayraklı'yı yıktı?

Üşümezsoy'un açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri, 30 Ekim 2020 tarihinde Sisam Adası açıklarında meydana gelen depremin İzmir'de yol açtığı yıkım oldu. Depremin merkez üssü kent merkezinden onlarca kilometre uzakta olmasına rağmen özellikle Bayraklı'da ağır hasar meydana geldiğini hatırlatan Üşümezsoy, gevşek alüvyon zeminlerin sarsıntının etkisini artırdığı görüşünü dile getirdi. Uzman, Gediz Nehri'nin taşıdığı birikintilerin yerleşim alanlarının zemin yapısını şekillendirdiğini belirterek depremin uzaklığının tek başına güvenlik anlamına gelmediğine dikkat çekti. Nitekim deprem mühendisliği açısından da zemin büyütmesi, yapıların doğal titreşim periyotları ve taşıyıcı sistem özellikleri birlikte değerlendirildiğinde hasarın boyutu önemli ölçüde değişebiliyor.

Narlıdere ve Tuzla fayı için farklı değerlendirme

İzmir'deki fay hatlarıyla ilgili yaygın deprem senaryolarına da değinen Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, özellikle Narlıdere ve Tuzla hattında çok büyük bir gerilim biriktiği yönündeki görüşlere katılmadığını açıkladı. Üşümezsoy, 2020 yılındaki depremin kaynağı olan Sisam çevresindeki tektonik yapıyı öne çıkararak İzmir'deki bazı fay modellerine itiraz etti. Bununla birlikte İzmir AFAD'ın İl Afet Risk Azaltma Planı'nda İzmir ve Tuzla fayları deprem tehlikesi değerlendirmelerine dahil ediliyor. Dolayısıyla Üşümezsoy'un yorumları, bölgedeki bütün deprem tehlikesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Farklı fayların deprem üretme potansiyeli ve olası etkileri bilimsel araştırmalarla değerlendirilmeye devam ediyor.

Buca ve Gümüldür depremleri ne anlama geliyor?

İzmir'de son yıllarda hissedilen sarsıntılara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Üşümezsoy, Buca ve Gümüldür çevresindeki depremlerin bölgesel tektonik hareketlerle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Buca'daki bazı sarsıntıların Sisam depreminin ardından oluşan gerilim değişimleriyle ilişkili olabileceği görüşünü savunan Üşümezsoy, bu hareketliliği tek başına yakın zamanda meydana gelecek büyük bir depremin habercisi olarak değerlendirmedi. Ancak küçük depremlerden hareketle daha büyük bir depremin kesinlikle olmayacağı sonucuna da ulaşılamıyor. Depremlerin kesin zamanını, yerini ve büyüklüğünü önceden belirlemek günümüzde mümkün değil.

İzmir'de yaklaşık 40 fay zonu inceleniyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 2026 yılında yürüttüğü Deprem Master Planı çalışmaları da kentteki tehlikenin çok boyutlu olduğunu ortaya koyuyor. Dokuz Eylül Üniversitesi koordinasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında yaklaşık 40 fay zonu, zemin özellikleri ve yapı stokuna ilişkin veriler değerlendiriliyor. Belediye tarafından 30 Ekim 2026'da paylaşılan bilgilere göre yaklaşık 120 bin yapının envanteri çıkarıldı. Fay araştırmalarının yanı sıra mikrobölgeleme çalışmaları ve deprem senaryoları üzerinden olası hasarların belirlenmesi hedefleniyor. Çalışmaların amacı, hangi bölgelerde hangi mühendislik ve planlama önlemlerinin gerekli olduğunun bilimsel verilerle ortaya konulması.

AFAD'ın senaryolarında dikkat çeken tehlike

İzmir İl Afet Risk Azaltma Planı kapsamında yapılan değerlendirmelerde, karada ve denizde bulunan fayların kent için önemli deprem tehlikeleri oluşturduğu vurgulanıyor. Planın 2022 yılındaki tanıtımında Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Tuzla Fayı üzerinde 6,7 ve İzmir Fayı üzerinde 6,6 büyüklüğündeki depremler için oluşturulan senaryolarda ağır yıkım ve yüksek can kaybı olasılıklarının hesaplandığını açıklamıştı. Bu değerlendirmeler belirli varsayımlara dayanan senaryo sonuçları niteliğinde olup gelecekte kesinlikle bu büyüklüklerde deprem meydana geleceği ya da belirtilen kayıpların yaşanacağı anlamına gelmiyor. Ancak İzmir'de zemin araştırmaları, yapı güvenliği ve afet hazırlığının ertelenmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Urla'da zeytinin binlerce yıllık yolculuğu: Lezzet ve sanat bir arada!
Urla'da zeytinin binlerce yıllık yolculuğu: Lezzet ve sanat bir arada!
İçeriği Görüntüle

İzmir'de asıl mesele yapı güvenliği

Üşümezsoy'un açıklamalarında öne çıkan temel uyarı, İzmir'de gevşek zeminler üzerindeki yapılaşmanın ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerektiği oldu. Kentin depreme hazırlanmasında zemin özelliklerinin belirlenmesi, riskli binaların tespit edilmesi ve yeni yapılaşmanın uygun mühendislik koşullarıyla gerçekleştirilmesi önem taşıyor. Özellikle Bayraklı, Karşıyaka ve Menemen gibi alüvyon zeminlerin bulunduğu alanlarda yapıların güvenliği yalnızca konumlarına bakılarak belirlenemiyor. Zemin etüdü, binanın taşıyıcı sistemi, yapım yılı, malzeme kalitesi ve ilgili deprem yönetmeliklerine uygunluğu birlikte değerlendiriliyor. Uzmanların farklı fay senaryoları üzerindeki tartışmaları sürse de İzmir için değişmeyen öncelik, olası bir deprem yaşanmadan mevcut yapı stokundaki riskleri azaltmak.

Kaynak: AJANSLAR