Türkiye'nin yakın tarihine silinmez bir leke olarak kazınan Sivas Madımak Katliamı dosyasında, onlarca yıl süren adalet arayışında emsal niteliğinde bir hukuki gelişme yaşandı. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'taki Madımak Oteli'nin ateşe verilmesi sonucu 37 kişinin hayatını kaybettiği felaketin ardından başlatılan yargı süreçleri, mağdur ailelerin zihninde derin yaralar açmaya devam etmişti. Olayın gerçekleştiği tarihten itibaren hak ihlali yaşandığını vurgulayan kurban yakınları, iç hukuk yollarının tıkandığı ve yargılamaların cezasızlıkla sonuçlandığı iddiasıyla hukuki mücadelelerini yüksek yargıya taşımıştı. Katliamın üzerinden tam 33 yıl, yapılan hukuki itirazların üzerinden ise 12 yıl geçtikten sonra en üst yargı merciinden beklenen karar çıktı. Yıllardır süren belirsizlik ve adalet beklentisi, yüksek mahkemenin önünde biriken dosyaların incelenmesiyle yeni bir hukuki boyut kazandı.
Yüksek mahkeme oy birliğiyle etkili yargılama yapılmadığını tescilledi
Kurban yakınlarının 2014 yılında yaptığı bireysel başvuru dosyasını gündemine alan Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, toplantının ardından kararını kamuoyuna duyurdu. Dosyadaki bilgi, belge ve iddiaları etraflıca inceleyen üyeler, devletin vatandaşlarının can güvenliğini koruma ve olayın ardından adil, hızlı ve süratli bir yargılama yürütme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini değerlendirdi. Yapılan müzakereler sonucunda Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın güvence altına aldığı yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oy birliğiyle karar verdi. Etkili bir adli soruşturma yürütülmediği tespitine varan yüksek mahkeme, kederli başvuruculara manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Oy birliğiyle alınan bu kararın detaylı ve hukuki gerekçelerinin ise önümüzdeki günlerde kaleme alınarak Resmi Gazete'de yayımlanacağı bildirildi.
Ana muhalefet kanadından karara ilişkin sert tepki geldi
Yüksek mahkemenin verdiği tarihi ihlal kararının ardından siyaset arenasından ilk kapsamlı değerlendirme Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) saflarından geldi. Karara ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Sivas'ta adalet mekanizmasının zamanında işletilmemesi nedeniyle toplumun vicdanındaki ateşin 33 yıldır sönmediğini ifade etti. Ailelerin onlarca yıldır adliye koridorlarında adalet arayışı sürdürdüğünü belirten Emir, AYM'nin 12 yıl boyunca beklettiği kararla aslında ailelerin ve kamuoyunun yıllardır haykırdığı gerçeği teslim ettiğini vurguladı. Yargılama sürecindeki aksaklıklara ve sanıkların kaçırılması iddialarına dikkat çeken CHP'li kurmay, faillerin zamanında yakalanıp cezalandırılmadığını, sürecin akamete uğratıldığını öne sürdü. Emir, gelinen noktada devletin bu büyük acıyla yüzleşmesi ve katliamın insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Yıllardır süren dosyadaki zamanaşımı tartışmaları yeniden tırmandı
Yüksek yargının verdiği bu karar, kamuoyunda uzun süredir tartışılan sanıkların zamanaşımı kararlarıyla ceza almaktan kurtulması meselesini yeniden alevlendirdi. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında firari sanıkların bulunamaması, adres tespitlerinin zamanında yapılamaması ve dava süreçlerinin zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi, vicdanları yaralayan en temel unsurlar arasında yer alıyordu. Mağdur avukatları ve hukuk örgütleri, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği yaşam hakkı ihlali kararının sadece bir tazminat kararı olarak görülmemesi gerektiğini, cezasızlık politikalarıyla mücadelede önemli bir dönüm noktası olduğunu savunuyor. Dosyadaki ihlal tespitiyle birlikte, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı kuralının uygulanamayacağına dair hukuki tartışmaların önümüzdeki dönemde yargı mercilerinin gündemini meşgul etmeye devam edeceği öngörülüyor.



