Tarlalar sarıya büründü
Tarlalar sarıya büründü
İçeriği Görüntüle

Kökeni milattan önceki kadim çağlara değin uzanan ve doğadaki devasa ağaçların formlarını estetik disiplinler doğrultusunda taklit etme ilkesine dayanan ağaç sanatı, sabırla dokunan zamansız bir tutku örneği sergiliyor. Canlı bir organizmanın sağlığını titizlikle muhafaza ederken ona sanatsal bir form kazandırma süreci, kimi zaman onlarca yıla yayılan benzersiz bir adanmışlık gerektiriyor. Bu köklü geleneğin doğru anlaşılması, kültürel felsefesinin geniş kitlelere aktarılması ve uygulamanın genetiği değiştirilmiş özel bir ağaç cinsi değil, özgün bir yetiştirme sanatı olduğu bilincinin toplumda yerleşmesi amacıyla kurulan Ulusal Bonsai Sanatı Derneği, Türkiye genelindeki yetenekleri ortak bir paydada buluşturuyor. Dernek organizasyonunda yürütülen eğitimler, atölyeler ve sergilerle genişleyen bu kültür hareketi, Yalova'da kapılarını açan özel müze ile kurumsal altyapısını güçlendirmiş durumda.

Göçebe kültürden günümüzün terapi aracına uzanan estetik yolculuk

Ağaçların minyatür ölçeklerde yaşatılması geleneği, aslında insanlık tarihinin pratik ihtiyaçlarından ve doğayla kurduğu derin bağdan besleniyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ulusal Bonsai Sanatı Derneği Başkanı Ferit Aydın, bu estetik disiplinin kökeninde göçebe toplulukların kutsal kabul ettikleri ağaçları yanlarında taşıma ihtiyacının yattığını belirtiyor. Çin topraklarında doğup Japonya'da olgunlaşarak rafine bir sanat disiplinine dönüştüğünü vurgulayan Aydın, sürecin uygulayıcılar açısından bir tür içsel terbiye mekanizmasına dönüştüğünü ifade ediyor. Saksıda ağaç yetiştirmenin dışarıdan meşakkatli görünmesine karşın ağaçla kurulan bağ sayesinde bu zorluğun bir keyfe dönüştüğünü kaydeden dernek başkanı, doğanın mikro ölçekte taklit edilmesi sürecini bir ressamın hiç bitmeyen, yaşayan tablosuna benzetiyor.

Özel bir genetik değil sabırla uygulanan keskin bir zanaat

Kamuoyunda sıklıkla dile getirilen yanlış algıların aksine, kullanılan bitkilerin genetiğiyle oynanmış ya da bodur bırakılmış özel türler olmadığını belirten ağaç sanatçısı Zekai Yaman, doğada karşılaşılan her ağacın bu yöntemle şekillendirilebileceğini vurguluyor. Bonsai sanatı icra edilirken temel işlemin hassas kök ve gövde budamalarından oluştuğunu aktaran Yaman, esneklik kazandırılan dallara alüminyum veya bakır teller sarılarak istenen kavislerin verildiğini dile getiriyor. Kök budaması ve düzenli bakım ile saksı sınırlarında tutulan bu canlıların toprağa dikildiklerinde kendi doğal boyutlarına ulaşacağını hatırlatan usta sanatçı; Anadolu coğrafyasında yetişen delice zeytin, çam, gürgen ve kayın gibi türlerin bu estetik dönüşüm için biçilmiş kaftan olduğunu ifade ediyor.

Doğanın zamana yayılan ritmi insana sabrı ve kabullenmeyi öğretiyor

Geleneksel el sanatlarıyla büyük bir paralellik taşıyan bu zanaat, estetik kaygıların ötesinde doğru toprak analizi, sulama rejimi ve iklim iklimlendirmesi gibi hayati teknik detayları bünyesinde barındırıyor. Derneğin Kocaeli Temsilcisi Ozan Kemal Türkmen, ağaçlarla kurulan bu özel ilişkinin insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekiyor. Bir bitkinin gelişim sürecine tanıklık etmenin evlat büyütmeye benzediğini aktaran Türkmen, geçen yılların bir katlanma süresi olmadığını, aksine zamanın akışına saygı duyma ve kontrol edilemeyen durumlara karşı metanet gösterme becerisi kazandırdığını belirtiyor. Dal budaması ve telleme yöntemi gibi teknik adımlarla form kazandırılan saksı ağaçları, sabrın, emeğin ve doğaya duyulan derin saygının yaşayan birer simgesi olarak varlığını sürdürüyor.

Kaynak: AA