Tüm dünyada görülme sıklığı giderek artan ve çağımızın en sinsi sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilen Alzheimer hastalığına dikkat çekmek amacıyla kentte son derece anlamlı bir etkinliğe imza atıldı. Alzheimer Farkındalık Haftası etkinlikleri çerçevesinde Acıbadem Kent Hastanesi bünyesinde sanatseverlere ve hasta yakınlarına kapılarını açan İzmir'in Hafızası isimli özel fotoğraf sergisi, tıp dünyası ile kentin kültürel mirasını bir araya getirdi. Cumhuriyet öncesi dönemden günümüze kadar kentin geçirdiği evreleri gözler önüne seren bu özel seçki, görsel bir şölen sunmanın çok ötesine geçerek hafızanın insan kimliği üzerindeki paha biçilemez değerini bir kez daha hatırlattı. Ziyaretçilerini zaman tünelinde derin bir yolculuğa çıkaran sergi, unutkanlık ve bellek kaybı gibi zorlu süreçlerle mücadele eden bireylerin dünyasına empatiyle yaklaşabilmek için benzersiz bir platform oluşturdu.

Asırlık arşiv kent belleğini gün yüzüne çıkarıyor

İzmir'in görsel tarihini kayıt altına alan ve köklü geçmişiyle bilinen Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi arşivinden titizlikle seçilen fotoğraflar, serginin belkemiğini oluşturuyor. Küratörlüğünü ve seçkisini kentin hafızasını yaşatmaya adayan isimlerin üstlendiği etkinlikte yer alan siyah beyaz kareler, yalnızca binaların, sokakların ve eski yaşam alışkanlıklarının estetiğini yansıtmakla kalmıyor. Aynı zamanda o dönemde o sokaklarda yürümüş, o binalarda yaşamış insanların nefesini, sevinçlerini ve hüzünlerini bugüne taşıyor. Organizasyon yetkilileri, eski İzmir fotoğraflarının sadece estetik bir nostalji yaratmak amacıyla değil, doğrudan doğruya belleğin ne denli yaşamsal bir fonksiyon olduğuna vurgu yapmak için özel olarak seçildiğinin altını çiziyor. Uzmanlara göre, geçmişe ait bu donmuş anların, beyindeki duygusal merkezleri tetikleyerek kaybolmaya yüz tutmuş anıları, yaşam öykülerini ve derinlerde saklı kalmış duyguları yeniden canlandırma gücüne sahip olduğu belirtiliyor. Görsel uyarıcıların, beyindeki sinir ağları üzerinde oluşturduğu titreşimler, hastaların karanlıkta kalan anılarına küçük bir ışık tutarken, onların kendilerini geçmişin o tanıdık sokaklarında yeniden güvende hissetmelerine de olanak tanıyor.

Mekanlarla kurulan bağ hastalığın gidişatını etkiliyor

Etkinliğin bilimsel ve tıbbi yönüne dikkat çeken uzmanlar, sanatın iyileştirici gücüyle nörolojik bulguların nasıl kesiştiğini çarpıcı ifadelerle aktarıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin, hastalığın küresel çapta bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü vurguladı. Hastalığın tıbbi boyutlarını ele alan Seçkin, bu sinsi rahatsızlığın artık herkesi yakından ilgilendiren toplumsal bir mesele olduğunu belirterek, dünya genelinde vaka sayılarının her geçen yıl ciddi oranda artış gösterdiğine dikkat çekti. Bireylerin yaşam alanlarıyla kurdukları aidiyet duygusunun tedavi sürecindeki rolüne değinen Doç. Dr. Seçkin, hastaların yaşadıkları şehirle olan duygusal bağlarının, rahatsızlığın nasıl bir seyir izleyeceğini doğrudan etkilediğini ifade etti. Bu tür görsel materyallerin klinik uygulamalarda çok değerli bir araç olduğunu söyleyen Seçkin, tıp literatüründe Anımsama Terapisi olarak bilinen yöntemin detaylarını paylaştı. Geçmiş yıllara ait albümlerin ve tanıdık sokak manzaralarının hastaların ellerine verilerek onların anılarına dokunmalarının sağlandığını, bu sayede zihinsel fonksiyonların uyarılıp geçmişin hatırlanmasının hastalar üzerinde muazzam ve tarifsiz bir pozitif etki yarattığını sözlerine ekledi.

Kanada için AB planı Trump’ı küplere bindirdi
Kanada için AB planı Trump’ı küplere bindirdi
İçeriği Görüntüle

Kaybolan kentsel dokunun hüznü fotoğraflarda yaşıyor

Serginin açılış töreninde söz alan Acıbadem Kent Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Çağrı Büke ise kentin geçirdiği mimari ve sosyal dönüşümü kendi yaşam öyküsüyle harmanlayarak oldukça duygusal bir konuşma gerçekleştirdi. Kendisinin doğma büyüme bir İzmirli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Büke, kendi kişisel belleğinin ve kente dair hatıralarının 1970'li yıllardan sonrasını kapsadığını belirtti. Sergi salonunu süsleyen ve kökleri 1800'lü yılların sonlarına kadar uzanan o eşsiz fotoğrafları incelediğinde içinde buruk bir his uyandığını dile getiren Başhekim Büke, kentin o eski, bozulmamış silüetinin günümüze ulaşamamış olmasından duyduğu hüznü misafirlerle paylaştı. "Keşke o tarihi doku, o büyüleyici mekanlar bugüne kadar aynı saflığıyla kalabilseydi" diyerek kentsel dönüşümün getirdiği kayıplara işaret eden Prof. Dr. Büke, geçmişin o muazzam atmosferini bugün sadece sararmış kareler üzerinden deneyimleyebiliyor olmanın bile büyük bir şans olduğunu vurguladı. Büke, fotoğraf sanatının sadece bir anı dondurmak değil, aynı zamanda toplumların ve bireylerin hafızasını geleceğe taşıyan en güçlü köprü olduğunu belirterek, neyse ki bu köklü arşivlerin günümüze ulaşarak böylesine anlamlı bir sosyal sorumluluk projesine nefes verdiğini ifade etti.

Kaynak: DHA