Günlük yaşamın koşturmacası içerisinde farkında olmadan tüketilen yüksek miktardaki şeker, modern çağın en büyük sağlık tehditlerinden biri haline gelmeye devam ediyor. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Duman, Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası vesilesiyle toplumda şeker tüketimi bilincini artırmak amacıyla hayati mesajlar verdi. Şekerin hayatımızdan tamamen çıkarılması gereken zehirli bir madde olarak konumlandırılması yerine; tüketim sıklığı, miktarı ve kaynağının doğru yönetilmesi gerektiğinin altını çizen Duman, görünmeyen şeker kaynaklarına karşı vatandaşları uyardı. Paketli atıştırmalıklar, hazır soslar, asitli meşrubatlar ve aromalı kahvelerin vücuda yüksek miktarda gizli şeker yüklediği ifade edildi.
Günlük şeker limiti tek bir asitli içecekle aşılıyor
Sağlıklı bir yetişkinin günlük beslenme rutini içerisinde alması gereken şeker miktarı hususunda uluslararası standartlar net sınırlar çiziyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yayımlanan rehberlerde, günlük toplam kalori ihtiyacının maksimum yüzde 5'inin ilave şekerden gelmesi tavsiye ediliyor. Bu durum ortalama 2000 kalorilik bir beslenme programı uygulayan birey için günlük yaklaşık 25 gram, yani 6 ila 7 çay kaşığı şekere denk geliyor. Ancak günümüz ticarileşen gıda pazarında bu sınıra ulaşmak zannedildiğinden çok daha hızlı gerçekleşiyor.
Piyasada sıklıkla tüketilen asitli ve gazlı içeceklerin şeker oranlarına dikkat çeken Dr. Mustafa Duman, 100 mililitrelik standart bir içecekte yaklaşık 10 gram şeker bulunduğunu belirtti. Standart boyuttaki 330 mililitrelik tek bir kutu asitli içecek tüketildiğinde dahi vücuda tek seferde 33 gram civarında şeker girmiş oluyor. Bu tablo, sadece tek bir kutu içecekle bile uluslararası sağlık kuruluşlarının belirlediği günlük şeker tüketimi üst sınırının fazlasıyla aşıldığını gözler önüne seriyor.
Meyve suyunun aksine meyvenin kendisi lifiyle tüketilmeli
Vücudun doğal şeker ihtiyacının yapay tatlandırıcılar veya işlenmiş gıdalar yerine doğrudan taze meyvelerden karşılanması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, meyve suyu tüketimi konusunda yapılan yaygın bir yanlışa işaret ediyor. Bütün bir meyve ile onun sıkılmış suyunun metabolizmada tamamen farklı süreçlerden geçtiği ifade ediliyor. Örneğin, iki adet portakalı soyup arka arkaya yemek lif yapısının sağladığı doygunluk hissi nedeniyle oldukça zorken, aynı miktardaki portakalın suyu sıkıldığında saniyeler içinde zahmetsizce tüketilebiliyor.
Meyve bütün olarak yenildiğinde su, vitamin, mineral ve antioksidanların yanı sıra yüksek miktarda lif alımı da gerçekleşiyor. Besinsel lif içeriği, meyve şekerinin (fruktoz) bağırsaklardan kan dolaşımına geçiş hızını yavaşlatarak kan şekerinde ani dalgalanmaların önüne geçiyor. Meyve suyu hazırlandığında ise bu koruyucu lif tabakası tamamen eleniyor. Sonuç olarak yüksek miktardaki şeker, doygunluk hissi oluşmaksızın ve çok kısa süre içerisinde kana karışarak metabolik dengeyi bozuyor. Bu nedenle meyvelerin sıkılmadan, kabuğu ve lifiyle bütün olarak tüketilmesi sağlık açısından büyük önem taşıyor.
Çocukluk çağında başlayan insülin direnci yetişkinlikte diyabete dönüşüyor
Beslenme ve tat algısının şekillenmesinde çocukluk dönemi alışkanlıkları kritik bir role sahip bulunuyor. Çocukların damak tadını doğrudan ebeveynlerin ve çevrelerindeki yetişkinlerin yönlendirdiğini hatırlatan Dr. Mustafa Duman, erken yaşlarda yüksek şekerli gıdalarla tanışan çocukların ilerleyen süreçte besleyici değeri yüksek gıdaları reddettiğini belirtti. Küçük yaşta şekerli içecek, çikolata ve bisküvi gibi gıdalara alışan çocuklar; süt, yumurta, peynir ve yoğurt gibi büyüme için elzem olan temel protein ve kalsiyum kaynaklarından uzaklaşıyor.
Erken çocukluk döneminde başlayan bu hatalı beslenme modeli, yetişkinlik dönemi kronik hastalıklarının temelini atıyor. İleri yaşlarda sıklıkla karşılaşılan Tip 2 diyabet hastalığının ilk tohumları, çocukluk çağında oluşan insülin direnci ile serpiliyor. Bilinçsizce sürdürülen yüksek şekerli beslenme tarzı; karaciğer yağlanması, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve ciddi kolesterol bozuklukları gibi yaşam kalitesini düşüren ve hayati risk oluşturan kronik tablolara zemin hazırlıyor.
Ürün ambalajlarının arkasındaki içindekiler etiketini okumak şart
Market alışverişlerinde tüketicilerin pasif birer alıcı olmak yerine etiket okuma alışkanlığı kazanarak daha bilinçli tercihler yapması gerektiği ifade ediliyor. Ürün ambalajlarının ön yüzünde yer alan "fit", "doğal", "sağlıklı", "diyet" veya "meyveli" gibi pazarlama odaklı ifadelere aldanılmaması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, ürünün gerçek niteliğinin arka yüzündeki içindekiler bölümü incelenerek anlaşılabileceğini belirtiyor.
Bir ürünün etiketinde glikoz şurubu, fruktoz şurubu, mısır şurubu, maltodekstrin veya meyve suyu konsantresi gibi ibarelerin yer alması, o gıdaya endüstriyel boyutta ilave şeker eklendiğini açıkça gösteriyor. Sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek ve kronik hastalıklardan korunabilmek adına ambalajlı ürünlerin arka etiketlerini dikkatle incelemek ve alışveriş tercihlerini bu doğrultuda şekillendirmek her bireyin kendi elinde bulunuyor.




