ÖMER CEYLAN- Geleneksel sinema kalıplarını, alaylı kimliğiyle yerle bir eden Yönetmen İdil Berk ve sinemanın dilsiz anlatısında devleşen genç oyuncusu Keje Altınay ile vizörün arkasındaki karanlığı, setlerdeki eril şiddeti ve doğa katliamına karşı kamerayla verdikleri savaşı konuştuk. Kurumsal dünyanın zirvesinden sinema setlerinin tozuna uzanan bu nehir söyleşi, sadece bir başarı hikayesi değil, aynı zamanda sektöre yöneltilmiş sert bir eleştiri okudur.

"Cüzdanım dolduktan sonra dedim; ruhumu tatmin edeyim, ruhumu doldurayım"
Ankara doğumlu olan ve pandemiden hemen önce İzmir’e yerleşen İdil Berk’in asıl mesleği matematik ve bilgisayar mühendisliği. Yıllarca yurt dışında, dünyanın en büyük petrol şirketlerinde üst düzey pozisyonlarda çalışan Berk, tam bir "beyaz yakalı" kariyer zirvesindeyken radikal bir kararla her şeyi geride bırakıyor. Bu kaçışın arkasında ise kurumsal dünyanın o ikiyüzlü politik yapısı ve bir kadın yönetici olarak maruz kaldığı görünmez engeller var:
"Çok iyi bir yere gelmiştim gerçekten kariyerimde ama hâlâ sizi dinlemiyorlardı. Birtakım politik şeyler oluyordu; imza yetkiniz var ama sözünüz dinlenmiyor ve siz gerçekten ülkenizi koruyacak kararlar alıyorsunuz. Ben dedim ki; bunun için var olmak istemiyorum. Kendi projelerimi yapacağım. Bir şirket kurdum, bilgisayar yazılım firması açtım. Bir 5 yıl kadar kendi projelerimi, o beni dinlemedikleri fikirleri kendim yaptım. Çok ciddi paralar harcadım, AR-GE yaptım. İçimde hiçbir şey kalmadı."
45 yaşında emekli olmaya karar veren, 52 yaşında ise sinemaya adım atan Berk, bu radikal dönüşümü "cüzdanın değil, ruhun tatmini" olarak tanımlıyor. Arkadaşlarının "Deli misin, evinde otur, dünyayı gez" telkinlerine kulak asmayarak, içindeki üretme dürtüsünün peşinden gidiyor. İlk çektiği kısa filmle uluslararası arenalardan 25 ödülle dönen Berk, sinemayı bir hobi olarak değil, bir hesaplaşma alanı olarak gördüğünü gizlemiyor.

"Bir insan benim filmimi seyredip rahatsız oluyorsa, bence çok iyi bir şey yapmışımdır"
İdil Berk sineması, izleyiciye konfor alanı vaat etmiyor. Normal hayatında son derece neşeli ve güleç bir insan olmasına rağmen, kaleminden sadece ağır dramlar ve sarsıcı hikayeler dökülüyor. Komedi yazmayı denediğini ama içindeki o "karanlık tarafın" buna izin vermediğini söyleyen yönetmen, bağımsız sinemacının misyonunu adeta bir manifesto gibi anlatıyor:
"Benim filmlerim ağır dram. Demek ki içimde bir yerde karanlık bir yan var. Sinema benim için hem kendi duygu ve düşüncelerimi anlattığım bir alan hem de bir başkaldırı. Sorunlu gördüğüm, parmak sokulması gereken şeyleri işliyorum. Bu çoğu insanın canını da sıkıyor olabilir, sıksın. Zaten amacım insanları rahatsız etmek. Hani bir insan benim filmimi seyredip rahatsız oluyorsa, ben diyorum; çok iyi bir şey yapmışım. Demek ki tam yerine parmağımızı sokmuşuz."
Kimseden çekincesi ya da beklentisi olmadığını vurgulayan Berk, Türkiye’deki otosansür mekanizmasını da sert bir dille eleştiriyor. Çektiği bir LGBT filminin Türkiye'de hiçbir yerde gösterim şansı bulamadığını belirterek, sanatta korkunun ecele faydası olmadığını söylüyor: "Bana ‘Cesaretinizden ötürü tebrik ederiz’ diyorlar. Bu değil işte. O cesareti göstereni ortaya çıkarmanız lazım. Orada kadınlar öldürülüyor, dövülüyor, hor görülüyor. Ben o insanların adına bunu bir görev bilip yaptım. İnsanlar korkuyor; ‘Başımıza iş gelirse, masraf yaptık gösterilmezse...’ Benim hiç umurumda değil."

"O pozisyonda bir kadın değil erkek olsaydım sözüm dinlenecekti"
Türkiye’de sinema yapmanın zorlukları bir yana, "kadın yönetmen" olmanın setlerde yarattığı ağırlığı bizzat tecrübe etmiş bir isim İdil Berk. Sırf bu eril tahakküme karşı durabilmek adına setlerinde pozitif ayrımcılık uyguladığını, teknik ekipte kadın çalışan bulduğu an doğrudan onlarla yol yürüdüğünü anlatıyor. Kurumsal hayatı bırakma nedeninin de tam olarak bu toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu ifade ediyor:
"Türkiye’de kadın olmak zaten çok zor. Sadece sinemada değil, sokakta yürürken bile zor. Kadın olunca sette de işiniz zor, çünkü bütün ekip erkek. Teknik ekipte kadın bulabiliyorsam hemen koyuyorum, kadınla çalışmak istiyorum. Çünkü kadınlar setlerde hor görülüyorlar, lafları dinlenmiyor. Ben çok çektim. İşten ayrılma sebebimi bile söyledim; ben orada, o şirkette bir kadın değil erkek olsaydım o pozisyonda, sözüm dinlenecekti belki. Kadın olduğum için dinlenmedim ve ayrıldım."
Prag’da 3 aylık hızlandırılmış görüntü yönetmenliği eğitimi almasına rağmen, kamera ekipmanlarının fiziksel ağırlığı karşısında zorlandığını da dürüstçe itiraf eden Berk, "Teknoloji ne kadar küçülse de ağır. İzmir’de kadın görüntü yönetmeni bulamadım, İstanbul’dan getirdim. İstiyorum ki bütün set ekibi kadın olsun" diyerek sektördeki kadın iş gücü kıtlığına ve dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.

"Odamı bile toplamam ama sette çöpleri topladım"
Söyleşinin en parıltılı anı, İdil Berk’in "yeni keşfimiz" diyerek takdim ettiği 15 yaşındaki Keje Altınay’ın söze girdiği an oluyor. Tiyatro kökenli olan Keje, ilk kamera önü deneyimini Berk’in senaryo ödüllü son filmi Şans ile yaşamış. Okyanus Koleji’nde okuyan Keje, sınav dönemine denk gelen 3 günlük Antalya çekimleri için okul yönetiminin büyük desteğini almış.
Şans filmi, Akbelen’deki ağaç katliamına sert bir selam gönderen, ekolojik yıkımı merkezine alan politik bir yapım. Keje’nin bu filmdeki rolü ise sinema okullarında ders olarak okutulacak cinsten; çünkü film boyunca tek bir kelime bile etmiyor. Sadece gözleriyle ve beden diliyle hasta bir çocuğu canlandırıyor. Genç yetenek, setin o acımasız ve yorucu temposuna olan bağlılığını şu samimi cümleyle özetliyor:
"Sahnelerim bittikten sonra kamera arkasında da yardım ettim. Time-code notlarını tuttum, klaketleri kullandım. Odamı bile toplamam ama sette çöpleri topladım. Filmin ağaç kesme katliamına yaptığı vurgu benim için çok önemliydi. Çünkü ben 2 yıl önce, 13 yaşındayken Akbelen’deki direnişe katılmıştım. Orada keman çaldım. Bir sürü insanı dövdüler, gaz fışkırttılar. Onları görmek acı vericiydi. Ağaçları canlı canlı kesmeleri çok kötüydü. Bu filmde o sahneler gerçeğe çok benziyordu, izlemesi bana yine o günleri hatırlattı."

"Bağırmanın çok büyük bir zayıflık olduğuna inanıyorum"
Filmin başrolünde, Kurtlar Vadisi dahil yüzlerce yapımda rol almış 40 yıllık usta oyuncu Ümit Acar yer alıyor. İlk setinde bu kadar dev bir isimle karşılıklı oynamanın kendisini çok heyecanlandırdığını söyleyen Keje, set ekibinin ve Ümit Acar’ın kendisine bir oyuncu koçu gibi destek olduğunu belirtiyor.
Yönetmen İdil Berk ise sinema sektöründeki o alışılagelmiş "bağıran, terör estiren yönetmen" figürüne tamamen karşı. Sette ilk gün tam 17.5 saat çalışılmasına rağmen, sabah 5’te Keje’nin hiçbir şikayet etmeden sete hazır gelmesiyle doğru yeteneği keşfettiğinden emin olduğunu söyleyen Berk, yönetim tarzını "tatlı sert" olarak tanımlıyor:
"Sektörde kadın yönetmenlerin de millete bağırdığına çok denk geldim, bana da bağıran oldu. Bağırdın ne oldu? Oynayabilecekken oynayamadı çocuk. Bağırmanın çok büyük bir zayıflık olduğuna inanıyorum. Ben ‘yaparsın ya’ derim, tatlı sert yaklaşırım. Bu yumuşaklık bir saflık, salaklık değil; sadece bir iyi niyet ve bir kalitedir. Sette ego savaşına gerek yok."
Gelecek hedefini "10 yıl sonra sektörden gelmeyip, sektörü domine eden ve Cannes’da ses getiren bir İdil Berk sineması bırakmak" olarak koyan yönetmen, Keje’nin de birkaç yıl içinde filmlerinin müziklerini besteleyecek bir konuma geleceğinden emin. Şimdilerde gala sonrası şehir şehir gezip söyleşilere katılan bu iki kadın, Türk sinemasında bağımsızlığın, direnişin ve estetiğin yeni matematiksel formülünü yazmaya devam ediyor.





