Milyonlarca genç düşük ücret, işsizlik, torpil düzeni ve barınma krizi arasında sıkışırken; önemli bir bölümü yıllarca okumasına rağmen aile evinden çıkamıyor, kendi hayatını kuramıyor. Türkiye’de gençler giderek derinleşen ekonomik baskı, güvencesizlik ve gelecek kaygısıyla yaşam mücadelesi veriyor. Bir konser bile aylar öncesinden hesap yapılmadan gidilemeyen “lüks”e dönüşürken, gençler çalışsa da geçinemediğini, okusa da kendi alanında iş bulamadığını söylüyor. Gençler, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’a giderek derinleşen ekonomik baskının gölgesinde giriyor.
IPA ve Bahçeşehir Üniversitesi BETAM iş birliğiyle hazırlanan araştırma, gençlerin giderek büyüyen işsizlik, umutsuzluk ve güvencesizlik sarmalında yaşam mücadelesi verdiğini ortaya koydu. Yüksek kira fiyatları ve yaşam maliyetleri nedeniyle gençlerin önemli bir bölümü aileleriyle yaşamayı sürdürüyor. Araştırmaya göre 18-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 58,2’si hâlâ anne ve babasıyla yaşıyor. Bu oran 30-39 yaş grubunda bile yüzde 34 seviyesinde bulunuyor. Raporda ekonomik baskının gençlerde sosyal dışlanma, gelecek kaygısı ve umutsuzluk duygularını derinleştirdiği ifade edildi. Gençlerin önemli bir kısmı işe alımlarda liyakatin değil, referans ve tanıdık ilişkilerinin belirleyici olduğuna inanıyor.
Gençler ailesiyle yaşıyor
Araştırma, gençlerin barınma sorununa da dikkat çekiyor. Veriler, konuta erişim sorununun gençler açısından giderek derinleştiğini ortaya koyuyor. 18-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 58.2’si hala ebeveynleriyle yaşarken; bu oran 30-39 yaş grubunda bile yüzde 34 gibi yüksek bir seviyede. Gençlerin konut sahipliği oranı yüzde 20’nin altında kaldı.

Gençler ay sonunu düşünmekten hayal kuramıyor
Konak Kent Konseyi Gençlik Meclisi Başkanı Simge Kartal, gençlerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir çıkmazın içine sürüklendiğini söyledi. Kartal, gençlerin emeklerinin karşılığını alamadığı duygusunun giderek yaygınlaştığını belirterek şunları söyledi:
“Bence bugün gençlerin en büyük sorunu gelecek kaygısı. Sadece ekonomik değil; emek verdiğinde karşılığını alabileceğine dair inancın zayıflaması. Gençler artık yalnızca geçinmek için değil, nefes alabilecek bir hayat kurabilmek için mücadele ediyor. En büyük umutsuzluk, ne kadar çabalarsan çabala hayatının değişmeyeceğini düşünmek. Üniversite bitirsen de iş bulamamak, çalışsan da geçinememek, kendi hayatını kuramamak gençlerde ciddi bir tükenmişlik yaratıyor.
Birçok genç aylarca hatta yıllarca iş arıyor ama ya düşük ücretli güvencesiz işlerle karşılaşıyor ya da liyakat yerine torpilin öne çıktığını düşünüyor. Sürekli reddedilmek ve emeğinin değersiz hissettirilmesi insanı yoruyor. Kendi ilgilendiği alanda eğitim görüp iş bulamamak da gençleri bu süreçte oldukça yıpratıyor.”
Gençlerin artık gelecek planı yapmak yerine yalnızca ay sonunu getirmeye çalıştığını söyleyen Kartal şu ifadeleri kullandı:
“Barınma artık temel bir hak olmaktan çıkıp büyük bir kaygıya dönüştü. Gençler tek başına ev tutamıyor, öğrenciler güvenli barınma bulmakta zorlanıyor. Bulsa dahi maddi imkansızlıklardan dolayı evi tutamıyor. Bu dönemlerde sırf barınma problemini çözemediği için pek çok üniversite çağındaki öğrenci arkadaşlarımız şehir dışında kazandıkları üniversitelerine kayıt yaptıramıyorlar. Gençler hayal kurmayı bırakıp sadece ay sonunu getirmeye çalışıyor. Bu durum sosyal hayatı da psikolojiyi de doğrudan etkiliyor.”
“Gençler kendi alanlarında çalışamıyor”
“Ne yazık ki gençlerin büyük bir kısmı çalışamıyor. Yıllarca okuyan insanlar farklı sektörlerde düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor. Bu hem bireysel bir hayal kırıklığı yaratıyor hem de ülkenin yetişmiş insan gücünü boşa harcamasına neden oluyor. Kısacası devlete atanmak zor, özel sektörde çalışmak, çalıştığının karşılığını almak daha zor. Bugün neredeyse her genç hayatının bir döneminde yurt dışına ‘gidebilir miyim?’ diye düşünüyor. Çünkü mesele sadece ekonomi değil; özgür, güvende ve umutlu hissedebileceği bir yaşam arayışı. Aslında çoğu genç gitmek değil, kendi ülkesinde insanca yaşayabilmek istiyor. Gençler artık büyük vaatlerden çok somut çözümler görmek istiyor. Eşit eğitim, güvenli barınma, ulaşılabilir kültür-sanat alanları, istihdam olanakları ve karar mekanizmalarında söz hakkı talep ediyor. En önemlisi de kendilerini sadece seçim dönemlerinde hatırlayan değil, gerçekten dinleyen bir anlayış görmek istiyorlar.”

“Çalışma hayatına güven kalmadı”
Konak Kent Konseyi Gençlik Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi Gonca Yıldız, gençlerin bugün en büyük çıkmazının ekonomik krizle birlikte derinleşen gelecek kaygısı olduğunu söyledi
“En büyük sorunu şu an umutsuzluk olarak görüyorum. Geleceğe, hayata karşı bir umutsuzluk var çünkü maalesef geçim sıkıntımız çok fazla. Üniversiteye gitmek bile artık çok zorlaştı, mezun olduğumuzda iş bulacağımızın garantisi yok. Gençler bu kadar ekonomik kaygıyla yaşamak zorunda bırakılıyorlar.”
Her şey çok pahalı ve gün geçtikçe daha da pahalılaşıyor. Sosyal hayatımız çok azaldı. Bir konsere, festivale gitmek için bile aylar öncesinden birikim yapmaya başlıyoruz. Yediğimiz içtiğimiz her şeyi kuruşu kuruşuna hesaplayıp acaba aldığımız harçlıklar, KYK bursu-kredisi yetecek mi düşünüyoruz ki çoğu zaman ay sonuna yetmiyor aldığımız krediler.”
Yeni mezun biri olarak iş bulma sürecini birebir yaşadığını söyleyen Yıldız, gençlerin ağır çalışma koşulları, düşük ücretler ve deneyim baskısı nedeniyle iş aramaktan uzaklaştığını ifade etti.
“Kendi alanımda iş bulmak zaten çok zordu, kendi alanım olan işler de 4 kişilik işi 1 kişiye yaptırmaya çalışan işverenler tarafından açılan ilanlardı. Baktığımızda çalışılabilir işler için tecrübe isteniyor ancak bize o tecrübeyi kazanacak fırsat verilmiyor. Çalışma koşulları çok ağır, doğru düzgün izin yok, sigorta olursa mutlu olduğumuz bir düzen var artık. Çoğu iş yeri asgari ücretle işe başlatıyor. Ama bugünün koşullarında büyükşehirde asgari ücretle çalışmak ve bu şekilde hayatta kalmak imkansıza yakın bir deneyim. Yol parası, kira, faturalar döngüsünde zaten kazandığımızın çoğunu veriyoruz ve yaşamak için bize bir bütçe kalmıyor. Eşit işe eşit ücret anlayışı sosyal adaletin temelidir ancak bugün birçok genç aynı emeği vermesine rağmen hakkını alamadığını düşünüyor. Bu da çalışma hayatına ve sisteme olan güvenini zedeliyor. Ben bu sebepten olduğunu düşünüyorum. Gençler umutsuz ve umutlarını yeşertmek için harekete geçilmiyor.”
“Barınma artık başlı başına bir kriz”
Barınma ve kira krizinin gençlerin yaşamını doğrudan belirlediğini ifade eden Yıldız, hem çalışan gençlerin hem de öğrencilerin ciddi zorluklar yaşadığını söyledi. Özellikle KYK yurtlarındaki koşullara dikkat çeken Yıldız şu ifadeleri kullandı:
“Kira masrafları yüzünden yaşayamıyoruz. Ben aldığım maaşın 2/3 ile kiramı ödüyorum. Hadi diyelim öğrenciyiz, KYK yurdunda kalıyoruz. Orada da başka sorunlar ortaya çıkıyor. Her odada en az 6 kişi, hiçbir özel hayat yok, belirli saatte odaya gelmek zorundasın, sınavlarına derslerine çalışamıyorsun kalabalıktan. Hem yeni mezun, hem okuyan gençler için artık en zoru barınmaya bu kadar para vermek.”
Gençlerin çoğu zaman eğitim aldığı alanlarda çalışamadığını söyleyen Yıldız, ekonomik zorunlulukların gençleri farklı sektörlerde iş aramaya ittiğini belirtti. Çalışmayan gençlerin ailelerine bağımlı hale geldiğini ifade eden Yıldız şöyle konuştu:
“Kendi çevremde de gördüğüm kadarıyla söylüyorum tabii ki bunu. Hangi iş varsa başvuruyoruz. Kendi alanımızmış bakmadan sırf çalışmak için önümüze gelen ilanlara başvurduğumuz bir sürece girdik artık. Çünkü çalışmadığında mecburen aile eline bakıyorsun ve bir genç olarak bu seni daha da umutsuzluğa sürüklüyor.”
Yurt dışına gitme tartışmalarına da değinen Yıldız, gençlerin daha iyi yaşam koşulları için bunu düşündüğünü ancak birçok gencin ülkesini terk etmek istemediğini söyledi.
“Ben çok da yaygın olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Evet gidenler var, onlar çok daha iyi yaşam şartlarına sahip olmak için gidiyorlar. Kendi alanlarında iyi yerlerde çalışmak için giden; sağlık, barınma vb. hizmetlerden çok daha ucuza ve çok daha iyi bir şekilde yararlanmak için gidiliyor ancak benim çevremde de gördüğüm şey daha çok ülkemizi bırakmayalım şeklinde. Burası bizim ülkemiz, burada doğduk ve burayı yaşanılabilir bir hale getirecek olanlar da bizleriz. Zorluğunu tabii ki çekiyoruz ancak bırakıp gitmenin de doğru olduğunu düşünmüyorum.”
“Gençler duyulmak istiyor”
Gençlerin devletten ve yerel yönetimlerden en temel beklentisinin yaşam koşullarının iyileştirilmesi olduğunu belirten Yıldız, gençlerin aynı zamanda düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri bir ortam talep ettiğini söyledi.
“Öncelikle tabii ki nitelikli ve ucuz beslenmeye kolaylıkla ulaşım. Sonrasında barınma desteği, ulaşım desteği ve daha çok sosyal aktiviteler. Bizler gençler olarak söylediklerimizin duyulmasını istiyoruz. Bizleri duyup anlayıp harekete geçilmesini istiyoruz. Özgür düşünce hakkımızı korkmadan, başımıza bir şey gelecek mi diye düşünmeden kullanmak istiyoruz.”
“Gençlik geleceksizliğe mahkum ediliyor”
Gençlerin bugün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda derin bir gelecek kriziyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Konak Kent Konseyi Gençlik Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi Oğuzcan Göksuaçık gençlerin artık kendi hayatını kurmaktan çok hayatta kalmaya çalıştığını ifade etti.
“Asıl krizi yaratan sorun başlığının geleceksizlik olduğunu düşünüyorum. Kendi hayatını kurmaya çalışma yılları olarak geçirdiğimiz gençlik yılları, her geçen gün hayat kurmak bir yana hayatta kalmanın dahi zorlaştığı bir şekle bürünüyor. Kendimizden önceki nesile göre gün geçtikçe daha da yoksullaşıyoruz. Gençliğin elinden sadece mülk, para, demokratik haklar çalınmadı aynı zamanda hayal dahi kurmakta zorlanacağı bir geleceksizliğe mahkûm edildi. Bunları umutsuz olalım diye söylemiyorum. Gençliği ne zaman karanlığa mahkûm etmek isteseler gençliğin karanlığı yarıp geçtiğini tarih bize defalarca göstermiştir. Umutsuz olması gereken biz değiliz, karanlığa teslim olmayacağız.”
Gençlerin en büyük umutsuzluğunun gelecek kuramamak olduğunu söyleyen Göksuaçık dayanışmanın önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Bir gelecek inşa edemeyecek olmak fakat kimse tek başına iyi bir gelecek inşa edemez. Bizler ancak birlikte hareket edersek geleceğimizi inşa edebiliriz. Umutsuzluğu dağıtacak tek şey birbirimizden alacağımız güçtür. Açlık sınırının altındaki ücretler karşılığında günde 12 saatimizin gasp edildiği işler dışında iş bulmak cidden zor. Kısaca bize ise iş arayıp bulamamanın ve kendi potansiyelini heba etmenin bunalımıyla, iş aramaktan vazgeçmek arasında bir ikilem kalıyor.”
Barınma krizinin gençler açısından büyük bir çıkmaza dönüştüğünü ifade eden Göksuaçık öğrencilerin sağlıksız ve güvencesiz koşullara mahkUm bırakıldığını söyledi.
“Her gün zehirlenme korkusuyla yemek yemek zorunda kaldığımız KYK’lar, her gün baskının, şiddetin olduğu tarikat yurtları ve bizi tam zamanlı işçi, yarı zamanlı öğrenci olmak zorunda bırakacak ev kiralama veya özel yurtta kalmak gibi seçenekler arasında sıkışıyoruz. Her seçenek bizim için bir hayatta kalma savaşı. Hepimizin bildiği gibi çoğu kişi eğitim aldığı alanda çalışamıyor. Eğitim aldığımızda çalışacağımız yerlerin mezunları karşılayamayacak olmaması, torpiller vs. derken çoğu kişi niteliksiz ucuz iş gücü olmak zorunda kalıyor.”
“Bu memleketi biz kurtaracağız”
Yurt dışına gitme isteğinin gençler arasında konuşulduğunu ancak son dönemde bunun yerini mücadele düşüncesine bıraktığını söyleyen Göksuaçık şöyle konuştu:
“Elbette göze ilk başta çokmuş gibi geliyor fakat zamanla bunun azaldığını düşünüyorum. Özellikle 19 Mart’la beraber ‘bu ülkede yaşanmaz, gidelim’ diyen bir gençlikten ziyade ‘bu memleket bizim, bu memleketi biz kurtaracağız’ diyen bir gençliğin olduğunu gözlemliyorum.”
Bizler okumak yerine çalışmak zorunda kalmamak, sağlıklı beslenebilmek, bilimin ve sanatın üretim ve öğrenim merkezleri olması gerektiği halde tarikatların ve sermayenin eline bırakılan üniversitelerde okumak zorunda kalmamak istiyoruz.”





