İzmir Emniyeti’nde yeni dönem: Ahmet Arıbaş atandı
İzmir Emniyeti’nde yeni dönem: Ahmet Arıbaş atandı
İçeriği Görüntüle

SEMİ TEKTAŞ/İzmir Barosu’nda yaklaşan seçimler öncesi adaylar çalışmalarını sürdürürken, İzmir Avukat Hareketi’nin başkan adayı Volkan Gültekin, seçim süreci ve baronun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gültekin, hareketin ortaya çıkış nedenlerini anlatırken, mevcut yönetim anlayışının avukatların özellikle de genç meslektaşların sorunlarına yeterince çözüm üretemediğini savundu. 2024 İzmir Barosu Genel Kurulu’nda İzmir Avukat Hareketi’nin seçimi 488 oy farkıyla kaybettiğini hatırlatan Gültekin, genç sandıklarda elde edilen sonucun kendileri açısından önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Yeni seçim döneminde daha güçlü bir destek beklediklerini ifade eden Gültekin, baroda Grupçu anlayış yerine mesleki sorunların öne çıkması gerektiğini dile getirdi. Gültekin, baro yönetimlerinde katılımcılığın artırılması gerektiğini belirterek Baro Meclisi önerisini de gündeme taşıdı. Farklı grupların temsil edileceği bir yapının kurum içi demokrasiye katkı sağlayacağını savunan Gültekin, seçimle ve liyakatle oluşan bir yönetim anlayışı hedeflediklerini söyledi.

“Bu seçimi genç meslektaşlarımızın tercihleri belirleyecek”

Baro seçimlerinde kişisel beklentiler yerine grup hareketinin önemine vurgu yapan Gültekin, “Benim aday olmamdan ziyade, İzmir Avukat Hareketi'nin neden bir ihtiyaçtan doğduğunu konuşalım. Banu Hanım, İzmir Avukat Hareketi'nin 2024 İzmir Barosu Genel Kurulu'ndaki başkan adayıydı. Bizim de şu anda delegasyon adayımız. İzmir Avukat Hareketi, Çağdaş Avukatlar Grubu'na karşı 488 oy farkıyla seçimi kaybetti. Ancak o seçim, bize çok önemli bir veri gösterdi. Genç sandıkların büyük çoğunluğunda İzmir Avukat Hareketi birinci çıktı. Bu çok önemli bir göstergeydi. Çünkü meslektaşların yüzde 80’den fazlası bizi destekledi. Bu seçimde ise İzmir Avukat Hareketi'nin kazanma ihtimali çok daha yüksek. İzmir Avukat Hareketi aslında şu ihtiyaçtan doğdu: İzmir'de uzun yıllardır iki temel grup vardı: Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu ve Çağdaş Avukatlar Grubu. Her iki grubun geçmişine baktığınızda belirli anlaşmazlıklar, belirli aidiyetler ve kendilerine özgü siyasi çizgiler oluşturduklarını görüyorsunuz. Cumhuriyetçi Grup, ulusalcı söylemler ve Cumhuriyet değerlerini savunan yaklaşımıyla bir bütünlük oluşturuyor. Çağdaş Grup ise daha özgürlükçü ve sol söylemler üzerinden bir dil kuruyor. Ancak, her iki grubunda Baro iktidarları dönemlerinde, aynı yöntemler Baroyu yönettiler. Farklı söylemleri de olsa da aynı yöntemleri kullandıklarını görüyoruz. Kullandığını yöntem sizi belirler. Yöntemleriniz aynıyla, aynı yerdesinizdir. Aynılar, aynı yerde olur” diye konuştu.

“Baronun Kurumsal kimliği Nepotizmle sakatlandı”

İzmir Barosu’nun kurumsal kimliğinin nepotizmle ve grupçulukla deforme olduğu iddiasında bulunan Gültekin, mevcut baro yönetimine yönelik eleştirilerini şöyle sıraladı; “Bazı dönemler bir grup bazı dönemler diğer grup yönetime geldi. Bu şekilde yıllardır devam eden bir yönetim pratiği oluştu. Aydın Özcan, 2018 Genel Kurulu öncesinde İzmir Barosu'nun başkanıydı. Ancak seçime başkan adayı olarak giremedi. Çünkü seçimden yaklaşık altı ay önce milletvekili aday adayı olmak için görevinden ayrıldı. Mustafa Çetin başkan adayı olarak seçime girdi. 2014 Genel Kurulu'na gelirken Sema Pektaş Çağdaş Grup'un başkanıydı. O da belediye başkanı olabilmek için baro başkanlığından ayrıldı ve seçime girmedi. Bu durum, iki grubun da avukatlarda şöyle bir algı oluşturmasına neden oldu: "Bizim grubumuzdan aday olan meslektaşlarımız baroyu gerçekten önceliyor mu, yoksa baro başkanlığını başka siyasi hedefler için bir basamak olarak mı görüyor?" Milletvekilliği, belediye başkanlığı gibi siyasi hedefler gündeme geldi. Bu süreçte avukatların gerçek sorunları geri planda kaldı. Çünkü gruplar siyasi tartışmalarla daha fazla meşgul olurken, mesleğin sorunları yeterince konuşulmadı. Bu durum özellikle genç ve mesleğe yeni başlayan avukatlarda ciddi bir umutsuzluk oluşturdu.”

“Genç avukatlarda büyük etki yarattı”

Baro başkanlarının farklı siyasi görevlerde bulunmak için başkanlıklarını bırakmasına tepki gösteren Gültekin, “Kıdemli meslektaşlarda oluşan bu algı, daha genç, daha kıdemsiz, meslekte yeni olan ve henüz yeterli müvekkil çevresine sahip olmayan avukatlarda çok daha büyük bir etki yarattı. Çünkü bu meslektaşlarımız daha korunaksız, daha dezavantajlı bir noktadaydı. Dolayısıyla her iki grubu yöneten meslektaşların siyasi hedefleri ve kendi iç mücadeleleri, sadece gruplara değil, bu grupların dışında kalan genç avukatlara da ciddi şekilde yansıdı. Bunun yanında Metin Feyzioğlu yönetimindeki Türkiye Barolar Birliği deneyimi de avukatlar üzerinde büyük bir etki oluşturdu. Türkiye genelinde birçok baroda artık farklı anlayışlara sahip bağımsız ekipler ortaya çıkmaya başladı. İzmir'de de bu süreçte önce Avukat Hakları Grubu adıyla genç meslektaşların oluşturduğu bir grup ortaya çıktı. İstanbul ve Ankara'daki benzer hareketlerden etkilenen bu grup, zaman içerisinde İzmir Avukat Hareketi adıyla İzmir'e özgü bir örgütlenmeye dönüştü” diye konuştu.

Gültekin’in konuşmasının önemli başlıkları şöyle;

“Nedensiz yere kapatılan Genç Avukatlar Meclisi geri kurulsun”

2018 yılından 2026 yılına kadar İzmir Barosu'nu Çağdaş Avukatlar Grubu yönetti. Genç Avukatlar Meclisi şu anda kapatılmış durumda. 2025 yılı haziran ayında Çağdaş Gruptan seçilen meslektaşlardan oluşan Baro yönetimi tarafından kapatıldı. Hangi gerekçeyle kapatıldığı konusunda hâlâ net bir açıklama yapılmış değil. Ancak biz bunun nedenlerini biliyoruz. Bu sekiz yıllık dönemde Çağdaş Grup'tan aday olan genç meslektaşlarımızın Genç Avukatlar Meclisi'ni kazandığı dönem çok sınırlı oldu. Bunun dışında büyük çoğunlukla bizim grubumuzdan aday olan genç arkadaşlarımız seçildi. Bu anlayış aslında Cumhuriyetçi Grup'un geçmiş dönem yönetim anlayışına da benziyordu. Belli bir grubun dışında kalanların örgütlenmesine mesafeli yaklaşan, "Benden olmayan yönetime dahil olmasın" anlayışı hâkimdi. İktidar partilerinde de zaman zaman gördüğümüz yöntem budur. Farklı söylemler olabilir ancak yöntem sizi belirler. Aynı yöntemleri kullanıyorsanız, aynı sonuçlara ulaşmanız kaçınılmazdır. Bu nedenle özgünlük, dinamizm ve katılımcılık çok önemlidir.

“2018-2020 yılları arasında Çağdaş Grup içerisinde çalışmaya çalıştım”

İzmir Avukat Hareketi biraz da baronun aşırı bürokratikleşmesine, elit bir yapıya dönüşmesine, grupçuluğa ve liyakat grupçuluğun belirleyici olmasına karşı ortaya çıkmış bir harekettir. Benim adaylığım da tam olarak bu noktada ortaya çıktı. Ben bu eleştirileri zaten uzun süredir dile getiriyordum. 2018-2020 yılları arasında Çağdaş Grup içerisinde çalışmaya çalıştım. Ancak bu anlayışla ilerlemek mümkün olmadı. Çünkü; komisyonlara ve merkezlere yeterli değer verilmeyen bir yönetim anlayışı gördüm. Bunu da yeterince tartışma imkânımız olmadı. Oysa ben farklı bir baro tecrübesinden geliyordum. İstanbul Barosu deneyimim var. İstanbul'da Ümit Kocasakal, Kazım Kolcuoğlu, Muammer Aydın ve Mehmet Durakoğlu gibi farklı dönemlerde görev yapan başkanları gördüm. Hiçbirinin siyasi görüşü benimle birebir örtüşmez. Ancak, Kurumsal işleyiş açısından Baro Yönetimi ile aynı görüşte olmasanız da İstanbul Barosu'nun organlarında çalışabilir, kendinize yer bulabilirsiniz. Baro yönetimleri çeşitliliğe ihtiyaç duyar. Elbette orada da grupçuluk vardı ancak komisyonlarda, merkezlerde ve kurullarda herkesin kendini ifade edebileceği alanlar bulunuyordu. İzmir'in de çok daha geniş bir kadro ve düşünce zenginliği var. Bu zenginliğin komisyonlarda, merkezlerde ve kurullarda ortaya çıkması gerekiyor. Aynı kurumsal demokratik işleyişin İzmir Barosu’nda da var edilmesi gerekiyor.

‘Baro Meclis’i kurulsun’ çağrısı

2024 Baro Genel Kurulu'nda Baro Meclisi önerisini gündeme getirdik. Seçimden seçime değil, belirli aralıklarla farklı grupların aldıkları oy oranına göre temsil edileceği bir Baro Meclisi kurulmasını önerdik. İstanbul Barosu 2001 yılında Baro Meclisi'ni kurdu ve bu sistem hâlen devam ediyor. Bu yapı hem iç barışı sağladı hem de farklı görüşlerin tartışabilmesine imkân verdi. Ben de komisyon ve merkezlerdeki görevlerim nedeniyle uzun yıllar Baro Meclisi'nde görev yaptım. İzmir Barosu, bu konuda tavsiye niteliğinde karar aldı ancak Baro Meclisi'ni hayata geçirmedi. Demokratik katılımcı bir yönetim anlayışı olmadan güçlü bir kurum oluşturamazsınız. Kurumlar demokratik ve kurumsal işleyişle ayakta kalır. Kararlar kurullarda, komisyonlarda ve merkezlerde alınmalıdır. Yönetim kurulunun görevi bu yapıların koordinasyonunu sağlamaktır. Liyakat de burada ortaya çıkar. Barolarda da şeffaf yönetim anlayışı büyük önem taşır. Baro yönetimlerinde grupçuluk ve belirli kişilere yakınlık üzerinden yapılan görevlendirmeler yerine, seçimle ve liyakatle görevlendirmeler olmalıdır. Bu nedenle Genç Avukatlar Meclisi'nin kapatılması çok önemli bir örnektir.

“Baro yönetimi gündem önerilerimizi gündeme almadı”

Avukatlık Kanunu uyarınca Baro genel kurulunun gündemini yönetim kurulu belirler. Yönetim kurulu, genel kurul gündemini oluşturduktan sonra ilk genel kurul toplantısından 15 gün önce ilan etmek zorundadır. Biz de bu sürecin farkında olduğumuz için ilan sürecinden önce baro yönetim kuruluna önerge sunduk. "Genel kurul gündemine bunları da alın" dedik. Çünkü demokratik işleyiş bunu gerektirir. Bu önerilerin genel kurul gündemine alınması gerekir ki genel kurul, bu konuları tartışıp tartışmayacağına kendisi karar versin. Ancak bizim genel kurul gündemine ilişkin taleplerimiz bir anlamda sansür mekanizmasıyla karşılaştı ve gündeme alınmadı. 28 Ağustos'ta İzmir Barosu genel kurul gündemini ve seçim takvimini açıkladı. Baktığımızda bizim sunduğumuz gündem maddelerinin hiçbirinin yer almadığını gördük. Biz bu önergeleri yönetim kurulu toplantısından önce vermiştik.

“Seçim takvimi Marka Paten Vekilliği Sınav takvimi ile çakıştı”

Seçim takvimi konusunda tasvip etmediğimiz bir durum yaşandı. Geleneksel olarak seçim süreciyle ilgili başkan adaylarıyla görüşülür. Yönetim kurulundan veya başkan adaylarından görüş alınır. Beni de bu kapsamda aradılar. İki konu soruldu: Seçimin tarihi ve yapılacağı yer. Öncelikle yer konusunu konuştuk. Daha önce seçimler İzmir Fuarı'nda yapılıyordu ancak bu yıl orada inşaat çalışması olduğu söylendi. Alternatif birkaç yer olduğunu belirttiler. "Arkadaşlarımızla değerlendirelim, size dönüş yapalım" dedik. İkinci konu ise seçim tarihiydi. Avukatlık Kanunu'nun ilgili maddelerine göre genel kurulun ekim ayının ilk haftasında yapılması gerekiyor. Ancak uygulamada çoğu zaman yeterli çoğunluk sağlanamadığı için ikinci veya üçüncü haftaya kalıyor. Bu yıl 10-11 Ekim veya 17-18 Ekim tarihleri gündeme geldi. Hatta 17-18 Ekim tarihinde Ankara ve İstanbul’da marka ve patent vekilliği sınavının yapılacağını kendileri de ifade etti. Biz de tam tersine bu tarihin uygun olmayacağını söyledik. Çünkü çok sayıda meslektaşımız bu sınava katılacak. 13 bin 600 civarında meslektaşımız İzmir Barosu'na kayıtlı. 2024 seçimlerinde yaklaşık 6 bin 200 meslektaşımız oy kullanmadı. Zaten katılım sorunu yaşayan bir baroda, önemli bir sınavla aynı tarihe seçim koymak katılımı daha da azaltır. Bu nedenle katılımcılığı artırmak için 10-11 Ekim tarihinin tercih edilmesi gerektiğini belirttik. Çünkü marka ve patent vekilliği sınavı nedeniyle birçok meslektaşımız Ankara ve İstanbul'daki sınav merkezlerine gitmek zorunda kalacak. Bu sadece bir katılım meselesi değil, aynı zamanda seçimlerin meşruiyeti açısından da önemlidir. Genel sekreterle yaptığımız görüşmede de bunu açık şekilde ifade ettim. "10-11 Ekim yapılmalı. Genç meslektaşlarımızı ve tüm avukatları seçime dahil etmek zorundayız" dedim. Çünkü mesele bir grup çıkarı değil, İzmir Barosu'nun demokratik meşruiyetidir.

“Sosyalist bir dünya görüşüne sahibim”

Öğrenci hareketlerinden gelen biriyim. Sol sosyalist bir dünya görüşüne sahibim. Avukatlığa kamucu bir anlayışla bakıyorum. Meslek hayatımda zorunlu müdafilik sisteminden yetiştim, bu geleneğin içinden geldim. Toplumsal davalarda görev aldım. Avukatlığın politik bir meslek olduğunun ve toplum açısından taşıdığı önemin farkındayım. Biz sözümüzü hukuk felsefesi ve insan hakları hukuku perspektifinden kuracağız. Duruşumuz da avukatlık mesleğine bakışımız da bu temel üzerine şekillenecek. Çünkü avukatlık alanını ve savunma hakkını bu anlayışla doldurduğunuzda, çok büyük cümleler kurmanıza gerek kalmaz. Samimiyetiniz, mücadeleniz ve mesleğe yaklaşımınız zaten kendisini gösterir.

Kaynak: HABER MERKEZİ