ÖZGE UYANIK/ Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu, 2027 yılı bütçesine karşı Konak’taki YKM önünde basın açıklaması yaptı. Platform adına açıklamayı okuyan Büro Emekçileri Sendikası (BES) İzmir Şube Başkanı Deniz Çetin, bütçenin emekçiler ve dar gelirli yurttaşlar üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

“Bir refah bütçesi değil”

İktidarın 2027 yılı bütçesini Meclise sunduğunu belirten Deniz Çetin, bütçede öngörülen harcamalara ve faiz giderlerine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Bütçe açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz, 2027 yılı bütçesinin ‘dayanıklılık, refah ve dönüşüm’ bütçesi olacağını ifade etmiş, aynı sunuş konuşmasında 2027 yılı bütçe tahminini 27,3 trilyon lira (net bütçe gideri olarak 27 trilyon 276 milyar TL) olarak açıklamıştır. Açıklanan bütçede faiz giderleri için yaklaşık 4 trilyon lira (3,98 trilyon TL), sosyal güvenlik ve sosyal yardım harcamaları içinse bunun çok daha gerisinde kaynaklar ayrıldığı beyan edilmiştir. Bütçenin diğer kalemlerine bakmadan bile 2027 yılı bütçesinin bir refah bütçesi değil, alt sınıflardan üst sınıflara tarihî bir servet transferi belgesi olduğu görülmektedir. Hazırlanan bu bütçe, başta biz kamu emekçileri olmak üzere toplumun dar ve sabit gelirli kesimleri için sıkı para politikasının devam edeceğinin ve yoksulluğa sabretmelerinin yeniden isteneceğinin; sermaye ve servet sahiplerine ise bütçe kaynaklarının bol keseden aktarılacağının ilanıdır.”

“Vergi yükünün yaklaşık yüzde 73’ü emekçilerin sırtında”

Bütçenin gelir kaynaklarına değinen Deniz Çetin, vergi gelirlerinin önemli bölümünün dolaylı vergiler ve ücretlilerin maaşlarından kesilen gelir vergisi üzerinden toplandığını belirterek şöyle konuştu: “Bütçenin omurgasını yüzde 85 oranıyla vergi gelirleri oluşturmakta olup, 2027 yılı için hedeflenen toplam vergi geliri 19,9 trilyon TL’dir. Ancak bu yükün dağılımına bakıldığında, halkın cebinden çıkan dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) ile büyük kısmı ücretlilerin maaşlarından kaynakta kesilen gelir vergisinin toplamı, toplanacak tüm vergi gelirlerinin (19,9 trilyonun) yaklaşık yüzde 73’ünü oluşturmaktadır.

Maaşlardan kesilen gelir vergisi: Toplanması hedeflenen 5,5 trilyon liralık gelir vergisinin yüzde 93’ü (yaklaşık 5,2 trilyon TL) doğrudan işçi, memur ve ücretli çalışanların aylık bordrolarından, daha maaş cebe girmeden kesilecektir. İşçiler ve kamu emekçilerinin gelirleri ile zorunlu giderleri arasındaki makas hızla açılmakta, zorunlu tüketim vergilerindeki artışlarla ortalama bir ailenin (hanenin) aylık vergi yükü 60.000 TL ile 76.000 TL arasına ulaşmaktadır.”

“Fon vurgununun sorumluları derhal istifa etmelidir”

Sermayeye sağlanan teşvikler ile fonlara ilişkin iddiaları gündeme getiren Deniz Çetin, kamu kaynaklarının kullanımını eleştirerek açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bütçenin önemli kısmının sermayeye vergi ve sigorta teşviki olarak verilmesi yetmiyormuş gibi, halk ve küçük yatırımcının kaynakları da vahşice talan edilmektedir. Bizlerin vergileri ile oluşturulan yandaş sermaye gruplarına SPK’nın gözetimi altında yağmalatılmaktadır. 18 milyar dolar tutarındaki bu fon vurgununun sorumlusu siyasal iktidarın kendisidir. Buzdağının görünen yüzünde bile 18 milyar dolar, yani yaklaşık 888 milyar 120 milyon TL’lik fon vurgunu, tam 1 milyon memurun 1 yıllık maaşına ve 2 milyon 555 bin kamu emeklisinin 5 aylık maaşının tamamına eşittir! Hazine ve Maliye Bakanı ‘kontrol altında’ dese de bu soygunun, bu fon vurgununun faturası bütçeye, yani doğrudan halka ve emekçiye yıkılmak istenmektedir. Sermayeye vergi afları, teşvikler ve garantili ödemeler yağdırılırken; kamu emekçisine tasarruf tedbirleri, sefalet ücretleri ve vergi dilimi soygunu dayatılmaktadır. Bu, açıkça bir sermayenin yağmasını, talanını emekçi yoksul halkın sırtından aklama bütçesidir. Ve biz bu talana, bu yağmaya hayır diyoruz! Bu vurgunun sorumluları derhal istifa etmelidir.”

“Bu bütçe aynı zamanda bir savaş bütçesidir”

Kamu hizmetlerine ayrılan payın azalması, kamu borcundaki artış ve savunma harcamaları hakkında da konuşan Deniz Çetin, bütçedeki önceliklere ilişkin şu ifadeleri kullandı: “İşte bütçe fon vurgunu ve sermaye teşvikleriyle yağmalanınca, ‘doğal olarak’ bir yandan emekçilerin ücretleri düşürülmekte, diğer yandan ise en temel kamu hizmetleri paralı hâle getirilmekte ve bütçeden kamu hizmetlerine ayrılan pay tarihin en düşük seviyelerine çekilmektedir. Genel kamu hizmetlerinin payı 2002’deki yüzde 42 seviyelerinden bugün yüzde 31,2’ye kadar daralmıştır. Tüm bu kamusal çöküş yaşanırken kamu borcu ise son 8 yılda 13,4 kat sıçrayarak 1 trilyon 180 milyar TL’den 15 trilyon 893 milyar TL’ye ulaşmıştır. Bu bütçe aynı zamanda bir savaş bütçesidir. Bütçeden halka ve emekçilere düşen pay sürekli azalırken, kamu yatırımlarında halka değil savaşa pay ayrılmakta; savunma ve güvenlik harcamaları rekor kırarak 3,45 trilyon TL seviyesine çıkarılmış, bütçe tamamen otoriter ve güvenlikçi politikalara teslim edilmiştir.”

“Kamu emekçilerinin kaybı yüzde 13,11’e ulaştı”

Toplu sözleşme zamları ile enflasyon hedefleri arasındaki farka dikkat çeken Deniz Çetin, kamu emekçileri ve emeklilerinin alım gücünün daha da düşeceğini belirterek şöyle konuştu: “Biz kamu emekçileri ve kamu emeklileri açısından bu anlatılar çok tanıdık. 2026 yılı toplu sözleşme zammı ve hükümetin hedef enflasyon değişimi nedeniyle kamu emekçilerinin sadece hükümetin kendi toplu sözleşme zam kriterine göre kaybı yüzde 13,11’e ulaşmıştır. 2027 yılı için hükümetin tahmini enflasyon oranı yüzde 21 olarak güncellenmiştir. 2027 toplu sözleşme zammının ise 5+4 (kümülatif yüzde 9,2) olacağı öngörülmektedir. Eğer bir an önce toplu sözleşme farkları ek zamla telafi edilmezse hükümetin bu hedef enflasyon oyunu nedeniyle kamu emekçileri ve kamu emeklilerinin 2027 yılı kaybı yüzde 11,8 olacak ve reel alım gücü düşecektir. Tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, tahmini enflasyonu düşük açıklayıp sonra da gerçekleşmeyen hedeflerle bizleri telafisi imkânsız gelir kayıplarına uğratacaklardır.”

“Sendika barajı değil, grevli gerçek toplu sözleşme”

Yetkili sendikaların toplu sözleşme süreçlerindeki tutumunu ve sendikal örgütlenme üzerindeki tartışmaları eleştiren Deniz Çetin, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bu derin yoksullukta, iktidar kadar, iki yılda bir yapılan toplu sözleşme masalarına yetkili sendika olarak oturup her seferinde ağır kayıplarla kalkan malum sendika Memur-Sen ve ortağı Kamu-Sen de sorumluluk sahibidir. Kamu emekçilerinin sürekli kaybettiği bu sözleşmelere taraf olan malum sendikalar ise kendi koltuklarının derdine düşmüşlerdir. Şimdi de sendikal örgütlenmenin önüne yüksek baraj getirmek için çalışmalar yürüterek, kamu emekçilerinin büyük mücadelelerle kazandıkları sendika kurma ve örgütlenme hakkını barajlarla gasp etmeye; yandaş sendika dışında örgütlülüğü yok etmeye çalışmaktadırlar. Buradan çağrıda bulunuyoruz: Bu gereksiz tartışmaları terk edin. Gerçekten yapabiliyorsanız 8 toplu sözleşmedir yaşattığınız bu kayıpların hesabını verin, o sendika gökdelenlerinden çıkıp emekçilerin gerçek sorunları için mücadele edin.”

KESK’in 10 maddelik talebi

Deniz Çetin’in okuduğu açıklamada, kamu emekçilerinin ekonomik ve sosyal haklarına ilişkin talepler de sıralandı:

  1. Hedef enflasyon kayıpları karşılansın: Hedef enflasyon ile toplu sözleşme artışı arasındaki 13,11 puanlık fark derhal ödensin, acil ek zam yapılsın.

  2. İnsanca yaşanacak temel ücret: En düşük memur maaşı yoksulluk sınırının üzerine çıkarılsın ve bu ücret tam sigortalı olsun.

  3. Seyyanen zam emekliliğe yansıtılsın: İlave ödemeler dâhil tüm gelirler taban aylığa eklensin, 3600 ek gösterge sözü tutulsun ve tüm memurlar için adil bir ek gösterge sistemi oluşturulsun.

    Fon soruşturmasında kritik gelişme!
    Fon soruşturmasında kritik gelişme!
    İçeriği Görüntüle
  4. 5510 sayılı yasa değiştirilsin: 2008 Ekim sonrası işe giren kamu emekçilerinin hak kayıpları giderilsin.

  5. Adil vergi sistemi kurulsun: Gelir vergisinin birinci dilimi yüzde 10’da sabitlensin, temel ihtiyaçlar ve asgari ücret tutarı vergiden muaf tutulsun.

  6. Kamusal hizmetler ücretsiz olsun: Eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm temel kamu hizmetleri nitelikli ve parasız sunulsun.

  7. Zorunlu giderler karşılansın: Ulaşım, servis, sağlıklı yemek ve temiz içme suyu tüm kamu emekçilerine ücretsiz sağlansın.

  8. Lojman ve kira yardımı sağlansın: Başta genç kamu emekçileri olmak üzere her ilde kamu lojmanları yeniden açılsın, büyükşehirlerde kira tazminatı ödensin.

  9. Her iş yerine nitelikli kreş açılsın: Tüm kamu kurumlarında 24 saat hizmet veren ücretsiz kreşler ve bebek bakım odaları kurulsun.

  10. Grevli toplu sözleşme hakkı yasalaşsın: Sendikal örgütlenmeyi ve sendika özgürlüklerini engelleyen barajlara son verilsin, grevli toplu sözleşmeli gerçek sendika hakkı yasalaşsın.

“Yoksulluk ve yolsuzluk bütçesine hayır diyoruz”

Açıklamanın sonunda iktidara bütçe hazırlık sürecini emek örgütleri ve toplumun tüm kesimlerine açma çağrısı yapan Deniz Çetin, mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bugün buradan ve örgütlü bulunduğumuz bütün iş yerlerinin önünden iktidara bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Biz emekçileri, emeklileri ve yoksulları yok sayan, vergilerimizi sermayeye ve rantiyeye transfer eden bu talan bütçesi dayatmasından vazgeçin. Hazırlayacağınız bütçeyi başta emek örgütleri olmak üzere toplumun tüm taraflarına açın ve demokratik bir süreç işletin. Bizler, geçmiş dönemlerde olduğu gibi, bizlere rağmen oluşturacağınız bir bütçeyi kabul etmeyeceğiz. Bütçe yoluyla bizlere dayatılan bu yoksulluğa karşı, iş yerlerinden başlayarak mücadeleyi hayatın bütün alanlarında örgütleyeceğiz. Yoksulluk ve yolsuzluk bütçesine, vergilerimizin sermayeye talan edilmesine hayır diyoruz!

İnsanca yaşam, güvenceli iş ve demokratik bütçe için tüm emekçileri, sendikaları bütçe hakkımız için mücadeleye çağırıyoruz!”

Kaynak: HABER MERKEZİ