Fatma Kara defalarca şikayet etti, uzaklaştırma kararı aldırdı, yargıya başvurdu. Yine de öldürüldü. Eskiden birlikte olduğu erkek Olgun Gacar'ın sokak ortasında darbederek öldürdüğü 27 yaşındaki Fatma Kara davasında mahkeme, sanığa "kadına karşı kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Karar, kadın örgütleri tarafından "emsal" olarak değerlendirilirken, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), davanın Türkiye'de kadınların korunamadığını ortaya koyan örneklerden biri olduğunu vurguladı.
Kadın katilinden pişkin savunma
Mahkemede son savunmasını yapan Olgun Gacar, cinayeti "hakaret" iddiasıyla gerekçelendirmeye çalışırken pişman olduğunu öne sürdü. Gacar, "Fatma Kara'nın çok ağır hakaretleri karşısında kendimi kaybettim. O gün Fatma için ambulansı bile ben çağırdım. Allah'ın verdiği bir canı aldığım için Kara ailesinden özür diliyorum. Katilliği asla kabul etmiyorum. Kötü bir insan değilim. Olaydan dolayı çok pişmanım" ifadelerini kullandı.

"Bu karar emsal ama kadınlar hala korunamıyor"
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları mahkemenin hiçbir ceza indirimi uygulamadan verdiği ağırlaştırılmış müebbet kararını önemli bulduklarını ancak tek başına yeterli görmediklerini söyledi. Kararın, kadın cinayetlerinin önlenmesi için etkili koruma politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirten Osmanoğulları, KCDP'nin 2026 ilk altı ay raporuna da işaret etti:
“Fatma Kara öldürüldükten hemen sonra Ödemiş'te eylem yaptık. Çünkü genç bir kadın, herkesin gözleri önünde, sokak ortasında, bir mahallede vahşice öldürüldü. Kafası defalarca kaldırıma vurularak öldürüldü. Bu olay yalnızca bir kadın cinayeti değil, toplumun geldiği noktayı da gösteren çok ağır bir tabloydu.
Ancak bu cinayet bir anda yaşanmadı. Yaklaşık 10 yıla yayılan bir şiddet süreci vardı. Fail, Fatma'yı çocukluğundan tanıyordu. Bir dönem sevgili oldular, daha sonra ayrıldılar. Fail başka biriyle evlenmesine rağmen Fatma'yı hiçbir zaman rahat bırakmadı.
Fatma bu süreç boyunca defalarca hukuki yollara başvurdu. Uzaklaştırma kararı aldı ve öldürüldüğünde de hakkında verilmiş bir uzaklaştırma kararı bulunuyordu. Bunun dışında tehdit ve hakaret nedeniyle ayrı, darp nedeniyle ayrı şikâyetlerde bulundu.
Biz de Fatma'nın Ödemiş Adliyesi'nde görülen üç ayrı davasını yaklaşık bir yıl boyunca takip ettik. İki dosya Asliye Ceza Mahkemesi'ndeydi; biri tehdit ve hakaret, diğeri darp suçuna ilişkindi. Son olarak da cinayet davasını Ağır Ceza Mahkemesi'nde takip ettik.
Bütün bunlar bize çok açık bir gerçeği gösterdi: Fatma korunamadı. Yargıya başvurdu, kolluktan yardım istedi, uzaklaştırma kararı aldı ama buna rağmen öldürüldü. Yargılama sürecinde sanığın ceza indirimi alabilmek için adeta ataerkil sistemin bütün tuşlarına bastığını gördük. Her duruşmaya takım elbise ve kravatla geldi, mahkeme heyetine karşı son derece saygılı davrandı. Ama vahşice öldürdüğü Fatma'ya ve Fatma'nın ailesine karşı en ufak bir saygısı yoktu.
"Erkeklik onuru" savunmasıyla ceza indirimi aradı
Osmanoğulları, yargılama boyunca sanığın ceza indirimi alabilmek için kadınları suçlayan söylemlere ve "erkeklik onuru" söylemine sığındığını belirtti.
“Savunmasının temelini yine kadınları suçlayan söylemler üzerine kurdu. Kendisi evli olmasına rağmen Fatma'yı sadakatsizlikle suçladı, namusuna dil uzattı. En dikkat çekici nokta ise hem kendisinin hem de avukatının savunmasını "erkeklik onurum zedelendi" iddiası üzerine kurmasıydı. Burada konuşulan Fatma'nın yaşam hakkı ya da insanlık onuru değildi; fail kendi sözde erkeklik onurundan bahsediyordu. Oysa Fatma yalnızca ondan kurtulmak istemişti. Ayrılmak istediği için, erkekliğine laf ettiği iddiasıyla bu kadar vahşice öldürüldü. Bu "erkeklik onuru" savunmasını ilk kez görmüyoruz. Daha önce Ceyda Yüksel davasında da benzer gerekçelerle haksız tahrik indirimi uygulanmış, karar Yargıtay tarafından da onanmıştı. Bu nedenle emsal kararlar çok önemli. Failler birbirlerini takip ediyor, hangi savunmaların işe yaradığını görüyor ve aynı yöntemleri kullanıyor.
Bu davada da sanık sürekli "erkeklik onurum zedelendi" diyerek kendisini haklı göstermeye çalıştı. Faillerde sıkça gördüğümüz bir başka durum da şu oluyor: İlk ifadelerinde büyük bir özgüvenle "aldatıyordu", "sadakatsizdi", "şöyle yaptı, böyle yaptı" diyerek cinayeti meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Ancak yargılama ilerledikçe bu savunmaların sonuç vermeyeceğini anlayınca bu kez "çok pişmanım", "özür diliyorum" demeye başlıyorlar. Çünkü biliyorlar ki mahkeme bunu samimi bulursa takdiri indirim uygulayabilir.
Bu davada da aynı tablo yaşandı. Yaklaşık bir yıl boyunca üç ayrı dosyada yargılanan sanık, sonunda Fatma'nın ailesinden ve kadınlardan özür diledi. Ama bu sözler Fatma'ya yaşattığı vahşeti değiştirmiyor.
Biz ise aileyle birlikte hiçbir duruşmayı bırakmadık. Avukat arkadaşlarımız davayı büyük bir titizlikle takip etti ve çok güçlü savunmalar yaptı. Gerçekten mahkeme salonunda herkesin gözyaşlarını tutamadığı anlar yaşandı.
Fatma Kara'nın öldürülmesini münferit bir olay olarak değerlendiremeyiz. İki gün önce açıkladığımız 2026'nın ilk altı ayına ilişkin rapor bunu açıkça ortaya koyuyor. İlk altı ayda 150 kadın cinayeti ve 151 şüpheli kadın ölümü tespit ettik.
Verilere baktığımızda kadınların en çok evli oldukları, birlikte oldukları ya da ayrıldıkları erkekler tarafından öldürüldüğünü görüyoruz. Fatma Kara da bunun somut örneklerinden biri.
Rapor, kadınların en çok ateşli silahlarla öldürüldüğünü de gösteriyor. Bu durum bireysel silahlanmanın ne kadar kolaylaştığını ortaya koyuyor. Bunun yanında tespit edebildiğimiz kadarıyla en az sekiz kadın, hakkında koruma kararı bulunmasına rağmen öldürüldü. Devlet tarafından korunmaları gerekirken korunamadılar.
Bütün bu veriler bize kadınların etkin biçimde korunamadığını gösteriyor. Koruma mekanizmaları işlemeyince kadınlar vahşice öldürülüyor. Kadınları korumaya çalışan yurttaşların dahi zaman zaman yargılandığı bir ortamda, sokak ortasında bir kadın öldürülürken insanların müdahale etmekten çekinmesi de tesadüf değil.
Bütün bunları bir arada değerlendirdiğimizde karşımıza siyasi iktidarın kadın politikalarının sonucu olan ağır bir tablo çıkıyor. Aslında bu tablo bizi şaşırtmıyor. Çünkü İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasının ardından hayata geçirilen "Aile Yılı" ve "kutsal aile" politikaları kadınların kazanılmış haklarını tartışmaya açarken, erkek egemen anlayışı daha da güçlendirdi.
Bu nedenle Fatma Kara davasında hiçbir haksız tahrik indirimi, takdiri indirim ya da başka bir ceza indirimi uygulanmadan sanığa "kadına karşı kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini son derece önemli buluyoruz. Bu karar emsal niteliği taşıyor. Ancak bu sonucun kendiliğinden ortaya çıkmadığını da söylemek gerekir. Ailesiyle birlikte uzun ve kararlı bir hukuk mücadelesi verdik. Bu karar, verilen o mücadelenin sonucudur.”

Yılın ilk yarısında 150 kadın öldürüldü
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun 2026'nın ilk altı ayına ilişkin raporunda, Fatma Kara cinayetinin de işaret ettiği tabloya dikkat çekildi. Platform açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
"Bugün kadınlar hâlâ en çok 'en yakınları' tarafından öldürülüyor. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 64'ü evli olduğu erkek, 17'si birlikte olduğu erkek, 10'u eskiden evli olduğu erkek, 4'ü ise eskiden birlikte olduğu erkek tarafından yaşamdan koparıldı. Başka bir ifadeyle öldürülen kadınların 95'i evli olduğu, birlikte olduğu, ayrıldığı ya da boşandığı erkekler tarafından öldürüldü. Bu tablo bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Kadınlar en çok kendi hayatlarına dair karar almak istediklerinde, boşanmak istediklerinde, ayrılmak istediklerinde, şiddetten uzaklaşmak istediklerinde öldürülüyor."
Platform, kadınları korumayan politikaların tabloyu değiştirmediğini belirterek, "Kadın cinayetlerini durdurmak için aileyi değil, kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve güvenliğini merkeze alan politikalar uygulanmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

"Boşanmak isteyen, şikâyet eden kadınlar korunmuyor"
Raporda, daha önce resmi makamlara başvuran kadınların da yeterince korunamadığına dikkat çekildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
"Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılında öldürülen 150 kadının 9'u boşanma aşamasındaydı. 4 kadının polis ya da savcılığa şikâyette bulunduğu, 3 kadının ise hem boşanma aşamasında olduğu hem de adli başvurusunun bulunduğu biliniyor. Bu veri, kadınların ayrılmak, boşanmak ya da şiddetten uzaklaşmak için başvuru mekanizmalarına yöneldiklerinde de yeterince korunmadığını gösteriyor. Kadınların yaptığı başvurular etkin biçimde takip edilmediğinde, koruma mekanizmaları zamanında işletilmediğinde kadınlar öldürülüyor.
Koruma kararları ve 6284 vurgusu
Platform, koruma mekanizmalarının etkin işletilmediğini de şu sözlerle dile getirdi:
"2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen 150 kadının 8'inin öldürüldüğü anda 6284 kapsamında koruma/tedbir süreci vardı. Devlet tarafından verilen ve etkin biçimde uygulanması gereken bu kararlar kadınlar için hayati önemdedir. Ancak bu yıl 8 kadın, koruma mekanizmalarının varlığına rağmen öldürüldü. Bu tablo, 6284'ün yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini; kararların bütün kurumlar tarafından hızlı, etkili ve denetlenebilir biçimde uygulanmasının yaşamsal olduğunu gösteriyor."
Raporda kadın cinayetlerinin gerekçelendirilmesine de tepki gösterildi. Platform açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
"2026 yılında öldürülen 150 kadının 17'si hayatına dair karar almak istediği için öldürüldü. Boşanmak istemek, ayrılmak istemek, ilişkiyi bitirmek, kendi yaşamına dair söz kurmak erkekler tarafından bir 'itaatsizlik' gibi görülüyor ve kadınlar bu nedenle hedef alınıyor. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz: Kadına yönelik şiddetin bahanesi olmaz. Kadın cinayetlerini durdurmanın yolu, faillerin gerekçelerini değil kadınların yaşam hakkını merkeze almaktan geçer."





