2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla navlun maliyetlerindeki öngörülemez artışlar ve Uzakdoğu kaynaklı lojistik tıkanıklıklar, alıcıları geleneksel tedarik modellerini sorgulamaya itiyor. Bu belirsizlik ortamında Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu pazarları için sadece bir üretici değil, krizlere karşı korunaklı bir "stratejik üretim limanı" olarak öne çıkıyor.
Uluslararası ticaret ve çelik ihracat stratejisti Eftal Pehlivan, Hürmüz Boğazı’ndaki risklerin küresel ticaret hiyerarşisinde yapısal bir değişimi tetiklediğini vurguluyor. Demir-çelik sektöründe yüksek hacimli ihracat operasyonlarını yöneten ve pazar istihbaratı disiplinini karar alma mekanizmalarının merkezine yerleştiren Pehlivan, mevcut durumu bir "güvenli liman" arayışı olarak tanımlıyor.
Pehlivan’a göre Uzakdoğu rotasındaki riskler, uzun mesafeli tedarik zincirlerinin kırılganlığını kanıtladı. Avrupa ve ABD pazarlarına yönelik stratejik satış yönetimi üzerine çalışan Pehlivan, yeni dönemde başarının anahtarını şu sözlerle analiz ediyor: "Küresel alıcılar artık sadece düşük maliyete değil, Tedarik Zinciri Dayanıklılığı (Supply Chain Resilience) kriterine odaklanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki darboğaz Uzakdoğu’nun lojistik hakimiyetini zayıflatırken, Yakın Kaynaktan Tedarik (Nearshoring) eğilimini zirveye taşıdı. Türkiye, fiziksel yakınlığı ve üretim hızıyla bu yeni dönemde en rasyonel seçenek haline gelmiş durumda. Demir-çelik gibi termin sürelerinin kritik olduğu ürün gruplarında, navlun avantajı Türk üreticileri öne çıkarıyor."
Eftal Pehlivan’ın analizleri, demir-çelik ihracatında edindiği on yılı aşkın saha ve yönetim tecrübesine dayanıyor. Profesyonel geçmişi boyunca demir-çelik ihracatında geniş portföyleri yöneten Pehlivan, farklı coğrafyaların ticaret kültürleri ve gümrük rejimleri üzerindeki yetkinliğiyle tanınıyor. Pazar istihbaratını bir risk yönetimi unsuru olarak kurgulayan Pehlivan, liderlik ettiği operasyonlarda pazar çeşitlendirme stratejileriyle küresel rekabet gücünü artıran adımlar atıyor.
Türkiye’nin ham çelik üretiminde Avrupa birinciliğini perçinlediği bu dönemde pazar okuma kabiliyeti kritik önem taşıyor. Eftal Pehlivan, "Başarı artık en iyi planı yapmakta değil, en hızlı adaptasyon zeminini yaratabilmekte gizli. Türkiye'nin bu jeopolitik avantajını süreç optimizasyonu ve katma değerli ihracat stratejileriyle birleştirerek, küresel piyasalardaki payımızı sürdürülebilir kılmak temel hedefimizdir," diyerek sektörün gelecek vizyonuna ışık tutuyor.
Avrupa Çelik Pazarında "Yeşil Duvar": Made in EU Şartı ve Türkiye’nin Stratejik Uyumu
Avrupa Birliği, küresel sanayi rekabetinde dengeleri değiştirecek en kritik hamlelerinden birini yaparak 4 Mart 2026 tarihinde Sanayi Hızlandırma Yasası taslağını kamuoyuna duyurdu. Net-sıfır teknolojilerini desteklemek ve kıta sanayisini koruma altına almak amacıyla hazırlanan bu yasa, özellikle inşaat ve otomotiv gibi lokomotif sektörlerde kullanılan çelik için "Made in EU" (AB Menşei) ve düşük karbon salımı şartını zorunlu kılıyor. Bu gelişme, küresel ticaret yollarında yeni bir "yeşil korumacılık" dönemini başlatırken, Türkiye’nin Avrupa değer zincirindeki rolünü yeniden tanımlıyor.
Uluslararası ticaret hukuku, gümrük rejimleri ve ağır sanayide sürdürülebilir ihracat modelleri üzerine çalışan Eftal Pehlivan, AB’nin bu hamlesinin Türk çelik sektörü için hem bir risk hem de bir fırsat barındırdığını ifade ediyor. Kariyeri boyunca Avrupa pazarındaki teknik bariyerleri aşma, gümrük süreçlerini yönetme ve sınır ötesi ticaret protokollerini optimize etme konularında deneyim kazanan Pehlivan, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden doğan statüsünün bu yeni dönemde en önemli avantajlardan biri olduğunu vurguluyor.
Pehlivan’a göre, AB’nin getirdiği bu düzenleme sadece bir üretim kriteri değil, aynı zamanda bir "mevzuat ve uyum" süreci. Sektördeki on yılı aşkın tecrübesiyle, demir-çelik ihracatının artık tonaj bazlı bir satıştan, veri odaklı bir uyumluluk sürecine evrildiğini belirten Eftal Pehlivan, durumu şu sözlerle analiz ediyor: "Avrupa pazarı artık kapılarını sadece kaliteli ürüne değil, aynı zamanda şeffaf ve düşük karbonlu üretim süreçlerine açıyor. 'Made in EU' şartının Türkiye’yi de kapsayacak bir yasal zeminde ilerlemesi, Türk üreticileri Avrupa’nın iç tedarik zincirine daha yakın bir konuma yerleştiriyor. Ancak bu avantajın sürdürülebilir olması için teknik mevzuat bilgisini satış stratejileriyle harmanlamak zorundayız. Çelik sektörü için yeşil dönüşüm, pazar payını korumak adına temel bir operasyonel gerekliliktir."
Eftal Pehlivan’ın bu teknik yaklaşımı, ağır sanayi ve dış ticaretin kesişim noktasındaki saha tecrübesine dayanıyor. Kariyeri boyunca çelik değer zincirinde pazar geliştirme ve uyum stratejileri üzerine yoğunlaşan Pehlivan, uluslararası ticaret politikalarını takip ederek bu değişimlerin operasyonel süreçlere entegre edilmesi görevini üstlendi. Ağır sanayideki dış ticaret hacimlerini yönetirken, değişen yasal normlara göre dokümantasyon ve üretim standartlarının modernizasyonu konularında aktif rol alan Pehlivan, Türk ürünlerinin küresel pazarlardaki rekabet gücünün korunmasına yönelik stratejik katkılar sundu.
AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Türkiye’nin düşük karbonlu ürün gamıyla Avrupa pazarında yeni bir ivme yakalayabileceğini öngören Pehlivan, "Geleceğin ticaret dili karbon ayak iziyle yazılacak. Bizim görevimiz, Türkiye'nin üretim gücünü bu yeni standartlarla dünyaya anlatmak ve Avrupa ile olan ekonomik entegrasyonu teknik düzeyde de güçlendirmektir," diyerek sektörün rotasını sürdürülebilir ihracata çeviriyor.
Küresel Çelik Ticaretinde Paradigma Değişimi: Devletlerin Sanayi Politikaları Rekabeti Belirliyor
Küresel çelik piyasaları 2026 yılının ilk yarısında, ticaretin geleneksel dinamiklerini kökten değiştiren yapısal bir dönüşümden geçiyor. Bugün artık rekabet, sadece şirketlerin operasyonel verimliliği arasında değil; devletlerin uyguladığı korumacı sanayi politikaları ve jeopolitik stratejiler arasında yaşanıyor. Karbon Sınır Ayarlama Mekanizmaları (SKDM), artan enerji maliyetleri ve navlun krizleri sektör üzerinde belirleyici olmaya devam ederken; piyasalardaki fiyat artışları talep yoğunluğundan ziyade, büyük ölçüde arz kısıtları ve maliyet artışları kaynaklı gerçekleşiyor.
Uluslararası ticaret ve çelik ihracat stratejisti Eftal Pehlivan, özellikle Orta Doğu ve İran eksenli son gelişmelerin piyasada bir "arz şoku" yarattığını vurguluyor. İran’ın spot piyasadan çekilmesiyle aylık yaklaşık 230 bin tonluk kütük hacminin bir anda ortadan kalktığını belirten Pehlivan, bu durumun ticaretin felç olmasına ve daha önce tamamlanmış anlaşmaların bile süresiz dondurulmasına yol açtığına dikkat çekiyor. Pehlivan’a göre, piyasadaki düşük maliyetli dengeleyici hacimlerin yok olması, fiyat yapısını talep artışı olmasa dahi yukarı yönlü baskılıyor.
Jeopolitik Krizler ve Küresel Yeniden Dengelenme Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz hattındaki risklere ek olarak, Körfez Bölgesi’ndeki (GCC) ithalat aksamalarının aylık 300 bin tona yakın kütük sevkiyatını risk altına soktuğunu ifade eden Eftal Pehlivan, Süveyş Kanalı üzerinden yeniden rota belirleme çalışmalarının aciliyet kazandığını belirtiyor. Pehlivan, piyasadaki bu kırılmayı şu sözlerle analiz ediyor: "Piyasa bir şekilde yeniden dengelenecektir ancak bu denge aynı maliyet yapısıyla kurulmayacak. GCC’deki boşluğu doldurmak için devreye girecek olan Çin ve Endonezya gibi aktörler, piyasaya çok daha yüksek fiyat seviyelerinden giriş yapacak. Bu da 'maliyet kaynaklı fiyat artışı' dönemini kalıcı hale getiriyor."
Birleşik Krallık’ın Korumacı Hamlesi ve "Yeşil Duvar" Mart 2026’da yayımlanan Birleşik Krallık Çelik Stratejisi (The UK Steel Strategy), bu devletler arası rekabetin en somut örneklerinden birini sunuyor. Belge, yerli üretim payını artırmayı hedeflerken, Temmuz 2026 itibarıyla kota dışı ithalata %50 vergi ve PPN 022 gibi kamu alımlarında yerli ürün zorunluluğu getiren düzenlemelerle pazarını yapısal bir savunmaya alıyor. Pehlivan, hem Birleşik Krallık hem de AB’nin bu korumacı reflekslerinin, geleneksel ihracat rotalarını "tıkanan pazarlar" haline getirdiğini, buna karşın ABD gibi bölgelerin dinamik yapısıyla bu denklemi dengelediğini ifade ediyor.
Eftal Pehlivan’ın sunduğu bu kapsamlı analizler, demir-çelik sektöründe on yılı aşkın süredir yönettiği çok uluslu satış operasyonlarına ve ağır sanayideki dış ticaret yönetimi tecrübesine dayanıyor. Kariyeri boyunca kıtalararası ticaret rotalarının optimizasyonu ve pazar istihbaratı disiplinini karar alma mekanizmalarının merkezine yerleştiren Pehlivan, veriye dayalı stratejileriyle tanınıyor. Sektörde özellikle kriz anlarında "Tedarik Zinciri Dayanıklılığı" (Supply Chain Resilience) üzerine kurguladığı modellerle bilinen Pehlivan, küresel ticaret politikalarındaki değişimleri operasyonel süreçlere entegre etme konusundaki yetkinliğiyle öne çıkıyor.
Pazarın nihai ürün tarafındaki ilk sinyallerini de değerlendiren Pehlivan, BAE’deki inşaat demiri talebindeki düşüşün ve üreticilerin fiyat açıklamalarını ertelemesinin "stokçu dönemi"nin (stockist era) başlangıcı olabileceğini belirtiyor. Pehlivan, "Değişimi bir tehdit olarak değil, bir öğrenme alanı olarak görmeliyiz. Geleceğin dış ticaret vizyonu, hem devletlerin korumacı mevzuatlarına uyum sağlayabilen hem de jeopolitik risklerin yarattığı tıkanıklıkları pazar çeşitlendirmesiyle aşabilen çevik stratejilerle inşa edilecektir," diyerek sektörün rotasını stratejik esnekliğe çeviriyor.





