ZAFER ERTEM- Antrenör seçiminden, yanlış yüklemelere kadar ilginç noktalara değinen, sporumuzdaki en büyük tehlikesinin sistemsizlik olduğunu belirten Savranbaşı, kalıcı başarı için liyakat, bilim ve doğru altyapı modelinin şart olduğunu vurguladı.

9 EYLÜL TV’de moderatörlüğünü gazeteci, Zafer Ertem’in yaptığı ‘Spor Servisi’ programının bu haftaki konukları Spor Fizyoloji uzmanı Dr. Ramazan Savranbaşı ile spor yazarı Suavi Yardımoğlu oldu. Dr. Savranbaşı, pedagojik donanımı yetersiz antrenörlerle çalışmanın yetenekleri spordan soğuttuğunu belirtirken, sezon başındaki aşırı yüklemelerin sakatlık riskini artırabileceğine de dikkat çekti. Savranbaşı, sporda hedefin yalnızca madalya olmaması gerektiğini, gerçek yolun gençleri sporun içine çekmek olduğunu da belirtti. ‘Doğru çalışma bilimden geçer’ hatırlatmasını da yapan deneyimli hoca, yetenek taraması yapıldıktan sonra çocukların başına yeterli eğitim ve formasyonu olmayan kişilerin getirilmesini sert sözlerle eleştirdi. Spor Yazarı Suavi Yardımoğlu ise, Savranbaşı’nın onlarca uluslararası organizasyonu dolaşıp oradan bilgi, fikirler edinerek, asistan olarak başladığı akademik kariyerini dünya literatürüne geçecek bulguların mucidi seviyesine yükselttiğini söyledi.

LİYAKATSİZLİK VARSA BAŞARI GEÇİCİDİR

Antrenör seçiminden tesisleşmeye ve yetenek taramasına kadar birçok alanda ortak ve sürdürülebilir bir spor sisteminin bulunmadığını ısrarla savunan Savranbaşı söze şöyle başladı: ‘’Bizde sitem yok bu Türk sporuınun kanayan yarasıdır. Yani bizler sistemsizliği sistem olarak belirlemişiz. Zaman zaman inanılmaz başarılar elde ediyoruz. Ama temelimiz zayıf olduğu için bunu istikrara taşıyamıyoruz. Yetenek taraması yapıldıktan sonra çocukların başına yeterli eğitim ve pedagojik formasyonu olmayan kişilerin getirilmesi çalışmaları daha da zora sokuyor. Antrenörler bilim yüklü deneyimli ve öngörülü olmalı. Bu özellikleri taşımayan antrenörleri sporculara vereceği fazla şeyde olmaz zaten.’’

MARİFET YÜKLEMEDE DEĞİL, DİNLENDİRMEDE!

Sporun her branşında ağır yaralanmaların önlenmesinde fiziksel hazırlığın büyük önem taşıdığını da hatırlatan Savranbaşı, ‘’Sporda tabii ki en büyük sıkıntılardan biri sakatlık ve yaralanmalardır. Bunu engellemek mümkün değil. Bir şekilde oluyor ama onun için fiziki hazırlık önemli. Branşa göre de sakatlıklar değişiyor. Güreşteki sakatlıkla futboldaki sakatlık, ya da kayaktaki farklıdır yani spesifiktirler. Ama futbol ve özellikle güreş gerçekten sakatlığa karşı açık spor branşlarıdır. Bunun için jimnastik ve esnetme hareketleri de antrenmanların vazgeçilmez parçasıdır. Özellikle sezon başında yapılan ağır yüklemeler sporcular açısından ciddi risk taşır. Sporcu sakatlıkları ya da yaralanmalarının önlenmesinde fiziksel hazırlığın büyük önem taşır. Jimnastik ve esnetme hareketleri antrenmanların vazgeçilmez parçası olmalıdır. Bana göre ‘Marifet yükleme değil, o yüklemeyle dinlenmeyi dengeleyebilmektir’ Sporumuzdaki ‘çok çalıştıran antrenör başarılıdır’ anlayışına da katılmıyorum. Antrenörün sadece yükleme konusunda değil, dinlenme ve toparlanma sürecinde de uzman olması gerekir. Sporcunun ertesi gün antrenmana isteksiz gelmesi önemli bir uyarıdır. Yani başarı, daha çok çalışmaktan değil, doğru dinlendirmekten geçmektedir’’açıklamasını yaptı.

Whatsapp Image 2026 08 14 At 15.54.43

‘OKSİJEN DEPOLAMA’NIN BİLİMSEL KARŞILIĞI YOK

Spor kulüplerinin ya da takımların Avrupa kampları ve “yüksekte oksijen depolama” anlayışına değinen Savranbaşı, oksijenin depolandığı yönündeki yaklaşımın bilimsel bir karşılığının olmadığını savundu. Yüksekliğin fizyolojik etkilerinin doğru anlaşılması gerektiğini belirten Savranbaşı, kamp yeri seçiminde sportif ve bilimsel kriterlerin ön planda tutulması gerektiğini söylerken, kamp organizasyonlarında menajerlerin para kazanma kaygısının etkili olduğunu ileri sürdü. Savranbaşı’nın bu yöndeki görüşleri de şöyle: ‘’Eskiden antrenörler derdi örneği İzmir’den verelim. ‘Gölcük yaylasına oksijen depolamaya gidiyoruz’ diye basın açıklaması yaparlardı. Basında yetkili ağız diye yazardı. Oksijeni çuvala mı koyup depolayacağız. Evet, hava temiz, sanayi etkileşimi yok, orman alanı, trafik yok, çevre koşulları harika ama oksijen depolama nedir? Zaten bilimsel karşılığı da yok. Çok yukarı çıkarsın sporcu mahvolur, akciğerler sıkıntı yaşar. Kamp için iyi araştırma yapmak lazım kararı meslek adamları, antrenörler ve yöneticiler vermeli. Bence Dünya Kupası öncesinde kampla ilgili iyi etüt yapılmadığı inancındayım. Benim fikrim böyle’’

KAMPLAR ARTIK AVRUPA’DA OUT, TÜRKİYE’DE İN

İklim değişikliklerinin ve hava sıcaklıklarının da bilinen çok gerçeği değiştirdiğine değinen Savranbaşı, ‘’Günümüzde her şey değişiyor. Özellikle Avrupa artık serin bir yer değil, haberlerde sıcaklar nedeniyle yaşamını yitiren insanları görüyor okuyoruz. Eskiden oraları soğuktu, çalışma alanları zeminler daha uygundu. Antalya’daki spor turizminin her geçen gün gelişmesinin en önemli nedeni de bu zaten. Özellikle Avrupa’dan Almanya, Avusturya, Hollanda, sonrasında İngiltere özellikle Rusya bu ülkeler takımlarını bize gönderiyor. Onların ülkelerinde kamp yapmak akıl karı değil. Hem bizden daha sıcaklar yani iklim değişiklikleri bize yaradı. Çim saha deyince akıllara İngiltere gelir. Onlar bile günümüzde yağmursuzluktan çim sahalara hasret durumuna geldiler. İklim değişiklikleri bizim için fırsat oldu’’ dedi.

Whatsapp Image 2026 08 14 At 15.54.40

BEN PARA DEĞİL, HOCA ZENGİNİYİM

Spor yazarı Suavi Yardımoğlu’nun biraz kendinizden ve uluslararası çalışmalarınızdan bahseder misiniz sorusunu da Savranbaşı şöyle yanıtladı: ‘’Ben bir hoca zenginiyim. Şimdi benim iki tarafım var. Pratik ve bilim. Pratikte sahada uzmanlık alanım güreşi öğrendim, bilim tarafında ise inanılmaz hocaların öğrencisi. Kimler yoktu ki ülkede spor biliminin startını verenler başta Necati Akgün hocam rahmet olsun, Hamit Özgönül, Sermet Erlaçin, Gül Çelebi, Süleyman Çetinyazıcıoğlu var mesela psikoloji, İbrahim Armağan var spor sosyolojisi. Oğuz Karamırcık profesör biokimyacı. Bunlar Fransa’da İngiltere'de okumuşlar.Hepsi o kadar donanımlıydı ki. Necati Akgün bize derdi ki: "Biz spor tarafından gelmiyoruz ama siz sporcusunuz. Biz bilimden geliyoruz, işte sizin en büyük misyonunuz sporla bilimi birleştirmek bu yoldan gidin. Dediği gibi oldu ben ikisini birleştirdim. Çok emek verdim yurt dışında çok takdir gördüm. Profesör olabilirdim, koltuk için çalışmadım. Benim yaptığım çalışmalardan 5-6 profesör çıkar. Profesörlüğü Türkiye'de çok abartıyorlar.’’

NAZLI’YI GÜREŞCİ YAPAMADIM JİMNASTİKÇİ OLDU

Savranbaşı olimpiyatlarda artistik Jimnastik’te ülkemizi temsil eden yeğeni Nazlı Savranbaşı’nı küçük yaş gruplarında güreşçi yapmayı düşündüğünü ancak onun artistik jimnastik branşını seçtiğini belirtip sözlerini şöyle noktaladı: ‘’Doğrusu hayal kırıklığına uğradım. Ben onu güreşçi yapmayı planlıyordum. Birkaç antrenmana da soktum dikkat çekti, çok hareketliydi. Ahmet Ayık, Tevfik Kış, Bayram Şit bir gün Denizli’de güreşlere gelmişlerdi Nazlı'yı da gördüler hareketler yapıyor falan; "Bana hemen güreşçi yap" dediler. Ama onun aklı jimnastikteydi. Onun için jimnastik oyuncaktı elinden oyuncağını alamazdım. Ama o 16 yaşında olimpiyat kotasında yer aldı. Dünya Şampiyonası'nda Frankfurt'ta çok önemliydi. Seçtiği branşta olimpiyatlarda ülkemizi temsil edince de gururlandım. ’’

MİNİ YORUM

Zafer ERTEM

İzmir milletvekilinin istifası Meclis dengesini değiştirdi
İzmir milletvekilinin istifası Meclis dengesini değiştirdi
İçeriği Görüntüle

DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR!

Konuk aldığım Spor Fizyoloji uzmanı Dr. Ramazan Sarvanbaşı benim de çok eski dostum. Yıllar yıllar önce çok kapısını çalıp sporcu olarak röportajlar yapmışlığımızda var. Ramazan hoca gönül verdiği güreş sporunu bıraktıktan sonra akademisyenliği tercih etmiş. Hep sahada pratikte kalmış. Yıllar boyunca donanımını da artırmış çalışmalarını ilmek ilmek örmüş. Program öncesi yaptığımız sohbette rol aldığı organizasyonları, dünya literatörüne geçen bulgularını anlattı keyifle dinledim. Sizlerde youtube video’da daha detaylı izleyeceksinizzaten. Sohbetin bir bölümünde ‘benim yaptığım işlerden 5-6 profesörlük iş çıkar’ demesi zaten hedefini çok öncelerden netleştirmesinden belliydi. Önemli başlıklar verdi. Ve spor ailesine doğru bildiğimiz yanlışları hatırlattı.

MİNİ YORUM

Suavi YARDIMOĞLU

O GÖNÜLLERİN PROFESÖRÜ…

Eski dostum Ramazan Hoca, sakatlıklar yüzünden yıldız bir güreşçi olamadığı spor yaşamını çok daha anlamlı ve sadece güreşin değil, Türk Sporu’nun da geleceği açısından adeta paha biçilemeyecek bir görevle taçlandırdı. Kendi masrafını kendi karşılayarak, onlarca uluslararası organizasyonu dolaşıp oradan bilgi, fikirler ve önemli dostlar edinerek, basit bir asistan olarak başladığı akademik kariyerini dünya literatürüne geçecek bulguların mucidi seviyesine yükseltti. “Güreşin Evliya Çelebisi” tüm bunları başarırken, şampiyonlar yetiştiren antrenörlere hocalık yaptı ama hiç bir akademik unvan peşinde de koşmadı. O hala “doktor” olsa da gönüllerin profesörüdür.

*************************

9 Eylül TV spor servisinden herkese merhaba. Efendim bugün lig arefesinde sporcular sakatlıklardan nasıl korunurlar, antrenman teknikleri, uygulama şekillerini hatırlatan bir program yapacağız. Konuklarım ise Dr Öğretim üyesi, Spor Fizyoloji Uzmanı Ramazan Savranbaşı ve spor yazarı SuaviYardımoğlu. Öncelikle hoş geldiniz.

Hocam liglerimizin bir bölümü başladı, tabii ki futbolcu sakatlıkları takımların korkulu rüyası. Futbolcuları lige hazır hale getirmek için sezon öncesi kamplarda yapılan yüklemeler bazen lig başında sakatlıkları tetikleyebiliyor. Siz Spor Fizyolojisi uzmanı olarak futbolcu ve sporcu sakatlıklarının engellenmesi adına bilimsel anlamda neler tavsiye edersiniz. Önce sizi hatırlayalım, buyurun hocam.

-Türk sporunda başarı neden hâlâ bilimsel verilerden çok “çok çalışmak” anlayışıyla ölçülüyor? Fazla antrenman gerçekten başarı mı getiriyor, yoksa sporcu tüketiyor mu?

-Overtraining yani aşırı antrenman konusunda Türk sporunda ciddi bir farkındalık eksikliği olduğunu düşünüyor musunuz? Antrenörler sporcunun “daha fazla çalışmasını” isterken nerede sınırı aşıyor?

-Yetenekli olduğu söylenen genç sporcuların önemli bir bölümü neden üst seviyeye çıkamadan kayboluyor?Burada sorun yetenek eksikliği mi, yoksa yanlış antrenman ve yanlış yükleme mi?

-“Ne kadar çok antrenman, o kadar iyi sporcu” anlayışının artık terk edilmesi gerekmiyor mu?Antrenman ile toparlanma arasındaki denge neden hâlâ yeterince önemsenmiyor?

-Bir antrenörün geçmişte başarılı bir sporcu veya antrenör olması, bilimsel antrenman bilgisine sahip olduğu anlamına gelir mi? Türkiye'de “tecrübe” bilimsel eğitimin önüne mi geçiyor?

-Sakatlıkların önemli bölümünü “şanssızlık” diye açıklamak sizce kolaycılık mı? Yanlış antrenman yükü, yetersiz toparlanma ve performans takibinin sakatlıklardaki payı ne kadar?

-Türk sporu uluslararası başarı istiyorsa önce antrenman kültürünü mü değiştirmeli? Sizce bugün kulüplerimizin yaptığı en büyük bilimsel hata nedir ve bunu düzeltmek için ilk hangi adım atılmalı

Kaynak: ZAFER ERTEM