SEMİ TEKTAŞ/İzmir Barosu'nda sekiz yıllık yönetimin ardından göreve gelen yeni Başkan Serhat Sökmen, baroda yeni bir yönetim anlayışı ortaya koyacaklarını söyledi. Seçim sürecinde özellikle genç avukatların sorunlarına odaklandıklarını ve kapı kapı dolaşarak meslektaşlarıyla buluştuklarını belirten Sökmen, yeni dönemin önceliğinin mesleki sorunlara çözüm üretmek olacağını vurguladı. Göreve geldikten sonra İzmir Valiliği, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Komisyonu Başkanlığı ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini anlatan Sökmen; Genç Avukatlar Meclisi'nin yeniden açılması, Şakran Cezaevi'ne ulaşım sorununun çözümü, Baro Bahçe'nin iyileştirilmesi ve yeni baro binası konusunda değerlendirmelerde bulundu. Sökmen, ayrıca baroların siyasi kimliklerden uzak durması gerektiğini savunarak İzmir'de siyasi partilerin yer almayacağı yeni bir sivil toplum platformu oluşturulması önerisini de gündeme getirdi.
“KAPI KAPI DOLAŞARAK KENDİMİZİ ANLATTIK”
8 yıl sonra gelen değişim sürecini değerlendiren Sökmen, “Öncelikle seçim sürecinde çok çalıştık. Özellikle genç meslektaşlarımızın sorunlarına yönelik çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Sürekli farklı projeler hayata geçireceğimiz yönünde vaatlerimiz oldu. Ancak bu vaatleri yalnızca sosyal medya üzerinden anlatmakla yetinmedik. Kapı kapı dolaştık, avukatlık bürolarını ziyaret ettik, ilçelerin tamamında meslektaşlarımızla bir araya geldik. Çünkü önemli olan, ne yapmak istediğinizi anlatırken karşınızdaki insana da dokunabilmek. Sosyal medya bir yere kadar kendinizi anlatmanızı sağlayabilir. Ancak insanlarla doğrudan temas kurduğunuzda, onların sorunlarını dinlediğinizde ve çözüm önerilerinizi samimiyetle paylaştığınızda sizi gerçekten anlayabiliyorlar. Ben de ekibimle birlikte çok sayıda avukatlık bürosunu ziyaret ettim. İlçelerde kapı kapı dolaşarak mesleğimizin sorunlarının farkında olduğumuzu ve bu sorunların çözümü için azami çaba göstereceğimizi anlattık. Özellikle bu yaklaşımımız, vaatlerimiz ve samimiyetimiz meslektaşlarımızda, bilhassa genç avukatlarda karşılık buldu” diye konuştu.
“ÇAĞDAŞ GRUP YORULMUŞTU”
Seçimde genç meslektaşlarına özel olarak çalışma yaptıklarını söyleyen Sökmen, “Bunun yanında İzmir Barosu'nda sekiz yıldır aynı yönetimin görev yapmasından kaynaklanan bir yorgunluk da vardı. Mevcut yönetim, zaman içerisinde avukatların sorunlarına yeterince eğilemez hâle gelmişti. Sürekli aynı yönetim anlayışıyla hareket edildiğinde, yapılanların sorgulanmadığı ve her şeyin doğru olduğuna inanılan bir noktaya gelinebiliyor. Bu durum da değişim ihtiyacını beraberinde getirdi. Biz, meslektaşlarımızın ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir yönetim anlayışı ortaya koyacağımızı anlattık. Özellikle ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele eden genç meslektaşlarımızın desteğini aldık. Sandık sonuçlarına baktığımızda da genç avukatların önemli ölçüde bizim grubumuza yöneldiğini görüyoruz. Çünkü bugün ekonomik ve sosyal açıdan en fazla zorlanan kesimlerin başında genç avukatlar geliyor. Meslekte daha uzun yıllar geçirmiş, belirli bir tecrübe ve müvekkil portföyü oluşturmuş avukatlar, hayatlarını bir ölçüde daha kolay idame ettirebiliyor. Elbette ileri yaştaki meslektaşlarımız arasında da ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayanlar var. Ancak özellikle genç meslektaşlarımızın mesleki ve ekonomik açıdan çok zor koşullarda olduğunu görüyoruz. Biz de onlara nasıl destek olabileceğimizi, sorunlarını nasıl hafifletebileceğimizi anlattık. Bu yaklaşımımız karşılık buldu. Seçim sonuçlarında genç meslektaşlarımızın desteğini açıkça gördük. Meslekte daha kıdemli avukatları ikna etme konusunda da önceki dönemlere göre daha başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Ancak yıllardır devam eden alışkanlıkları değiştirmek kolay değil. Özellikle son sandıklarda genç meslektaşlarımızın desteğiyle seçimi kazandık” değerlendirmesinde bulundu.
Sökmen’in konuşmasının satırbaşları şöyle;
“İSTİŞARE KÜLTÜRÜ ZAYIFLADI”
Yeni baro anlayışımızın temelinde meslek odaklı, mesleğin sorunlarına çözüm üreten, kimseyle kavgalı olmayan ve herkesle istişareye açık bir yönetim modeli bulunuyor. Bu yaklaşım İzmir'de de olumlu karşılandı. Çünkü geçmiş dönemlerde İzmir Barosu, bazı kişisel gerekçeler ve nedenlerle istişare kültüründen uzaklaşmıştı. İdari kurumları ziyaret ettiğimde, ilk defa bir baro başkanının kendilerini ziyarete geldiğini söyleyen kurumlarla karşılaştım. Bu ziyaretlerden duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Oysa bir idari kurumu ziyaret ettiğimde, o kurumun temsil ettiği fikirlerle aynı düşüncede olmak zorunda değilim. Ancak o kurum bir karar merciiyse ve ben meslektaşlarımın haklarını savunuyorsam, onların haklarını koruyabilmek için herkesle görüşmeli, istişare etmeli ve çözüm aramalıyım. Seçimi kazandıktan sonra İzmir Valiliği, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Komisyonu Başkanlığı başta olmak üzere ilgili kurumları tek tek ziyaret ettik. Bu görüşmelerde meslektaşlarımızın sorunlarını ilettik ve söz konusu sorunların çözümünde kurumların nasıl katkı sunabileceğini değerlendirdik. Oldukça verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Henüz çok yeni olmamıza, göreve başlayalı yalnızca iki hafta geçmesine rağmen bazı küçük sorunların çözümü konusunda önemli adımlar attık.
“İZMİR HALKI DA BİZİM BAŞARILI OLMAMIZI İSTİYOR”
Bu adımları atmaya devam edeceğiz. Çünkü bugün yalnızca meslektaşlarımız değil, İzmir halkının da başarılı olmamızı istediğini görüyoruz. Bunun nedenlerinden biri, seçim sürecinde meslek odaklı bir yönetim anlayışı vadetmemiz. Diğer taraftan seçim sonrasındaki açıklamalarımız ve ortaya koyduğumuz yaklaşım, Atatürk milliyetçisi kesimin de bize sahip çıkmasını sağladı. Bizi bir umut ışığı olarak görmeye başladılar. Ben de bu sorumluluğun farkındayım. İzmir Barosu Başkanı olarak şu anda yapabileceğim en önemli şey, kurumumu en iyi şekilde yönetmek ve meslektaşlarımın haklarını en güçlü biçimde savunmak. Bunu doğru şekilde gerçekleştirdiğimiz takdirde Türkiye'de hukukun tesis edilmesi için de en üst düzeyde mücadele edebiliriz. Ekip arkadaşlarımla birlikte, hukukun üstünlüğü mücadelesinde kararlı bir duruş sergileyen, meslektaşlarının haklarını koruyan ve İzmir halkının gurur duyacağı bir İzmir Barosu oluşturabileceğimize inanıyoruz.
GENÇ AVUKATLAR NEDEN SANDIĞA GİTMEDİ?
Ben bunu seçim öncesinde de dile getirdim. Meslektaşlarımız artık baroların kendilerine yardımcı olmaktan uzaklaştığını, meslek örgütlerinin reflekslerini kaybettiğini ve kendi hayatlarına, mesleklerine herhangi bir katkı sunmadığını düşünmeye başladı. Bunun sonucunda da seçimlere katılım giderek azaldı. Çünkü meslek örgütleri, mevcut yönetimler tarafından nerede olursa olsun siyaset üzerinden şekillendirilmeye çalışıldığında meslektaşlarla baro arasındaki ilişki otomatik olarak kopuyor. Her görüşten meslektaşımız var. Baro, belirli bir siyasi kimlikle öne çıktığında farklı görüşlere sahip meslektaşlarımız o baroya karşı aidiyet duygusunu kaybediyor. Ben yönetime gelmeden önce de sürekli kapsayıcılık, katılımcılık ve hukukun üstünlüğü ortak paydası üzerinde durdum. Meslektaşlarıma hep bunu anlattım ve yönetime geldiğimizde de bu anlayışla hareket edeceğimizi belirttim. Şimdi inanıyorum ki iki yıl sonra yapılacak seçimlerde katılım çok daha yüksek olacak. Çünkü her meslektaşımızı kapsayan, karar alma süreçlerinde birlikte hareket etmeyi esas alan bir baro yönetimi oluşturacağız. Meslektaşlarımızın çalışma koşullarını ve yaşam konforunu iyileştirmek için baronun bütün imkânlarını seferber edeceğiz. Meslektaşlarımız, baronun kendileri için bir şeyler yaptığını, kendi hayatlarına dokunduğunu gördüklerinde aidiyet duyguları da güçlenecek. Böylece seçimlere kendiliğinden daha yüksek katılım gösterecekler.
“OY KULLANMANIN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU ANLATTIK”
Biz yalnızca siyaset üzerinden hukukun üstünlüğünü savunan ve birkaç basın açıklamasıyla yetinen bir meslek örgütü olarak kalırsak meslektaşlarımız yine sandığa gelmez. Çünkü haklı olarak, "Bu baronun bana ne faydası var?" diye sorarlar. Ekonomik haklarım korunmuyor, sosyal haklarım gözetilmiyor, adliyede haklarım savunulmuyor, hâkim ve savcılar karşısında eşit koşullarda bulunamıyorum diye düşünüyorlar. Bütün bu sorunlara çözüm üretebilen, meslektaşının haklarını korumak için somut adımlar atan bir baro anlayışı oluşturabilirsek seçimlere çok daha büyük bir hevesle katılacaklardır. Biz seçim sürecinde kapı kapı dolaşarak oy kullanmanın ne kadar önemli olduğunu anlattık. Bu çalışmalarımızın karşılığında da meslektaşlarımızın bir bölümünü sandığa getirmeyi başararak seçimi kazandık. Ancak bu yeterli mi? Hayır, yeterli değil.
“BİR DEMOKRATİK KATILIM EKSİKLİĞİ VAR”
Burada ciddi bir demokratik katılım eksikliği var. İzmir Barosu'nda yaklaşık 14 bin 500 avukat bulunuyor. Buna rağmen meslektaşlarımızın neredeyse yarısı seçimlerde oy kullanmadı. Dolayısıyla katılım konusunda hâlâ aşmamız gereken önemli bir sorun bulunuyor. Ben meslektaşlarımın barolarına gönülden bağlı olmasını, barolarını desteklemesini ve o baronun üyesi olmaktan gurur duymasını çok istiyorum. Bunu sağlayabilmenin yolu da aidiyet duygusunu artırmaktan geçiyor. Aidiyeti nasıl artırabilirsiniz? Meslektaşınızın hayatına dokunarak. Onun hayatına sosyal ve ekonomik açıdan doğru kararlar alarak, mesleki sorunlarına çözüm üreterek katkı sağlayabilirsiniz. Bizim baromuz bu reflekslerini kaybetmiş durumdaydı. Başka konuları konuşmamız gerekirken baroculuk anlayışı, "Bu hafta hangi basın açıklamasını yapalım, hangi platformda neyi gündeme getirelim?" noktasına sıkışmıştı. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Örneğin göreve gelir gelmez meslektaşlarımızdan Aliağa Şakran Cezaevi'ne ulaşım konusunda şikâyetler aldık. Avukatlar, cezaevine küçük araçlarla taşınmaktan şikâyet ediyordu. Bizim ilk yaptığımız şey orada bir basın açıklaması düzenlemek olmadı. Küçük aracı kaldırarak yerine daha büyük bir araç tahsis edilmesini sağladık. Çünkü bizim önceliğimiz açıklama yapmak değil, meslektaşımızın yaşadığı sorunu çözmekti. Baro yönetiminin de öncelikle bu anlayışla hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.
GENÇ AVUKATLAR MECLİSİ YENİDEN AÇILDI
Genç Avukatlar Meclisi'ni yeniden açtık. 22 Ekim'de gerçekleştirdiğimiz toplantıda meclisin yeniden faaliyete geçirilmesi yönünde yönetim kurulu kararımızı aldık. Bütün üyelere göreve davet yazıları gönderildi. Meclis üyeleri de beni ziyaret ederek göreve ilişkin görüş alışverişinde bulundu. Genç Avukatlar Meclisi, önceki yönetim tarafından kapatılmıştı. Biz, daha önce faaliyet gösteren ancak kapatılan bu meclisi yeniden açarak yeni bir seçim yapılana kadar eski üyelerini tekrar göreve davet ettik. Arkadaşlarımız da davetimize olumlu yanıt vererek geldiler. Aramızda oldukça verimli bir istişare ortamı oluştu ve karşılıklı değerlendirmelerde bulunduk. Genç Avukatlar Meclisi'nin en önemli özelliği, içerisinde her gruptan meslektaşımızın bulunmasıdır. Bu meclis herhangi bir gruba özgü değildir. Adı üzerinde, genç avukatların temsil edildiği bir yapıdır. Kuruluş amacı da genç avukatların sorunlarını baro yönetimi nezdinde daha etkin şekilde dile getirebilmesini ve karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasını sağlamaktır. Genç Avukatlar Meclisi'nin kurucusu Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu'ydu. Biz de kurucusu olduğumuz bu meclis kapatıldıktan sonra yeniden açan yönetim olduk. Genç meslektaşlarımızın sorunlarını doğrudan ifade edebilecekleri bu yapının aktif şekilde çalışmasını sağlayacağız.
“SİYASİ PARTİLER PLATFORMDA OLMAMALI”
Emek ve Demokrasi Platformu'nu herkes biliyor. Bu platformun yeniden yapılandırılması konusunda öncülük yapmayı düşünüyorum. Bu konuyu yönetim kurulumuza da taşıdık ve gerekli değerlendirmeleri yaptık. Emek ve Demokrasi Platformu'nun içerisinde çok kıymetli sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları var. Ancak platformun bileşenlerine baktığımda siyasi partilerin de burada yer aldığını gördüm. Bana göre sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin oluşturduğu bir platformun içerisinde siyasi partiler bulunmamalı. Çünkü Emek ve Demokrasi Platformu'nun içerisinde siyasi partilerin de yer alması, platformun yaptığı basın açıklamalarının ve toplantı çağrılarının İzmir halkında yeterince karşılık bulamamasına neden oluyor. Gidin bakın, hep aynı bayraklar ve aynı 50-60 kişi var. Oysa bir sivil toplum kuruluşunun ya da meslek örgütünün güçlü bir baskı unsuru oluşturabilmesi için geniş kitlelerin desteğine ve gücüne ihtiyacı var. Ancak Emek ve Demokrasi Platformu, içerisinde siyasi parti bayraklarının da bulunması nedeniyle toplumun bütün kesimlerinin desteğini alamamış durumda.
ZEYBEK VE İZMİR MARŞI TARTIŞMALARI
Baro seçimleri geçmişte iki büyük grubun mücadelesine sahne oluyordu: Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu ve Çağdaş Avukatlar Grubu. Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu, geçmiş dönemlerde de kendisini her zaman İzmir Marşı ile tanıtan bir gruptu. “İzmir'in dağlarında çiçekler açar” marşı, adeta grubun özdeşleştiği bir marş hâline gelmişti. Çağdaş Avukatlar Grubu'ndaki meslektaşlarımızın da “Çav Bella” şarkısı vardı. Bu süreçte maalesef etnik kökene dayalı sevinç gösterileri de yaşanabiliyordu. Ancak bu kötü bir şey değil. Herkes elbette kendi kültürüne göre sevinebilir. Yine de seçimlerde bir tarafta bir grubun, diğer tarafta başka bir grubun olduğu belirgin bir ayrışma söz konusuydu. Sekiz yıldır seçim sonuçlarında sürekli aynı sevinci yaşayan İzmirli avukatlar açısından, sekiz yılın ardından Zeybek oynanarak ve İzmir Marşı söylenerek kutlama yapılması, bence uzun süredir duyulan bir özlemin dışa vurumuydu.
“YENİ BARO BİNASINI GÜNDEME ALABLİRİZ”
"Baro binasını değiştireceğim" demekle bu iş olmuyor. Bunun için çok sayıda idari işlem yapılması, dikkatli kararlar alınması gerekiyor. Ben özellikle bu konuyu bir seçim yatırımı ya da seçim malzemesi olarak kullanmadım. Çünkü bir baro binasını değiştirmek için öncelikle uygun bir bina bulmanız ya da üzerine inşaat yapabileceğiniz uygun bir arsa temin etmeniz gerekiyor. Ardından bu yatırımın finansmanını sağlamalısınız. Şimdi baronun bütçesine bakın. Mevcut durumda neredeyse denk bir bütçemiz var. Hangi finansmanla, hangi kaynakla bu yatırımı yapacağınızı ve meslektaşların ödediği parayı nereye aktaracağınızı çok iyi hesaplamanız gerekiyor. Elbette sosyal tesisler, spor alanları yapacağımızı, meslektaşlarımız için çeşitli imkânlar oluşturacağımızı söyleyebiliriz. Bunları söylemek kolay. Ancak baro binası yapacağım demekle bu işler gerçekleşmiyor. Yeni bir baro binası edinmek elbette gündemimizde olabilir. Çünkü biz meslektaşlarımızın konfor alanını artırmak için buradayız. Bu doğrultuda baro binasını adliyelere yakın bir yere taşımayı elbette isteriz. Ancak şu anda İzmir Valiliği ve Cumhuriyet Başsavcılığı ile yaptığımız görüşmelerde mevcut adliyelerin ihtiyaçları yeterince karşılamadığı ve hizmet birimlerinin farklı yerlere dağılmış olduğu ifade edildi. Adliye binasının büyütülerek yeni bir yere taşınması da gündemde. Şimdi biz Bayraklı'dan bir bina satın alırsak yeni adliye binasına uzak bir yatırım yapmış olabiliriz. Dolayısıyla bütün bu ihtimalleri değerlendirmeden karar vermek doğru olmaz. Eğer bu hedef doğrultusunda yeni bir baro binasına ihtiyaç olduğu ortaya çıkarsa elbette gerekli adımları atarız.
“BARO BAHÇEYİ DAHA İYİ DEĞERLENDİRECEĞİZ”
Baro Bahçe konusunda da bu alanda çalışan arkadaşlarımızla toplantılar gerçekleştiriyoruz. Burası gerçekten çok güzel bir konumda. Bu nedenle mevcut alanı en iyi şekilde değerlendirerek meslektaşlarımızın kullanımına sunmamız gerekiyor. Ancak bazı yönetimsel sorunlar nedeniyle mefruşatın yeterli olmadığını ve sunulan hizmetin beklentileri karşılamadığını tespit ettik. Hizmet kalitesini artırmak ve burayı çok daha iyi bir yer hâline getirmek için gerekli önlemleri alacağız. Bunlar tamamen yönetimsel konular. Maalesef bu alanda tespit ettiğimiz bazı eksiklikler nedeniyle hızlı şekilde aksiyon almamız gerekti. Bu yöndeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İnşallah bütün bu sorunların üstesinden geleceğiz.
“CEMİL TUGAY İLE KONUŞMADIM”
Seçim günü, özellikle Zeybek oynadığımız görüntüleri sosyal medyada paylaştıktan sonra telefonum neredeyse kilitlendi. Artık telefonumu açamaz hâle gelmiştim. Bir taraftan kutlamalar devam ediyordu, diğer taraftan seçim sonuçlarını öğrenen ve Instagram'daki paylaşımları gören insanlar beni arıyordu. O gün sanırım bine yakın telefon çağrısı aldım. Arayanların çoğunun numarası kayıtlı değildi. Ertesi gün, numarası kayıtlı olanları geri arayabildim. Ancak kayıtlı olmayanları nasıl arayacaksınız? Telefonumda yalnızca cevapsız çağrı görünüyordu, kimin aradığını bilmiyordum. Daha sonra bazı aramaları da bu nedenle kaçırdığımı öğrendim. Örneğin Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Bey beni aramış. YENİ Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Bey de aramış. Ancak numaraları kayıtlı olmadığı için kendilerine geri dönüş yapamadım. Cemil Tugay'ın beni arayıp aramadığını ise açıkçası bilmiyorum. Ancak kendisiyle doğrudan bir telefon görüşmemiz olmadı. Valilikte düzenlenen tebligat töreninde bir araya geldik. Orada tokalaştık ve bayram tebrikleşmemizi yaptık. Bunun dışında şu ana kadar doğrudan bir görüşmemiz olmadı.
“TUGAY İLE GÖRÜŞÜRÜM”
Ancak konuşmamın başında da belirttiğim gibi benim insanları siyasi tercihlerine göre karşıma alma gibi bir lüksüm yok. Benim önceliğim, meslektaşımın ihtiyaçlarını karşılamak ve sorunlarını çözmek. Bir meslektaşımın sorununu hangi kurumla daha kolay çözebileceksem o kurumla en iyi ilişkileri kurmak ve sürdürmek zorundayım. Bunun bir örneğini vereyim. Geçtiğimiz günlerde Aliağa Belediye Başkanı'nı ziyaret ettim. Aliağa, İzmir'de Milliyetçi Hareket Partisi yönetimindeki tek belediye. Ancak benim kendisiyle görüşme sebebim belediyenin hangi siyasi partiye ait olduğu değildi. Aliağa'da Şakran Cezaevi bulunuyor ve meslektaşlarımızın buraya ulaşımı konusunda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Ben eski bir belediye avukatıyım. Belediyelerin görev ve yetkilerini de biliyorum. Acaba baro ve belediye iş birliğiyle ortak bir protokol hazırlayarak buradaki ulaşım sorununu çözebilir miyiz diye düşündüm. Bu nedenle kendisi de avukat olan Aliağa Belediye Başkanı'nı ziyaret ederek taleplerimizi ilettim. Belki bazıları, "İlk ziyaret ettiği belediye başkanı MHP'li oldu" diye değerlendirme yapabilir. Ancak bunun siyasi bir tarafı yok. Tamamen Şakran Cezaevi'ne ulaşım konusunda meslektaşlarımızın yaşadığı sorunları çözmek ve belediyeyle iş birliği protokolü oluşturmak amacıyla gerçekleştirilmiş bir ziyaretti. Yarın İzmir Büyükşehir Belediyesi'nden meslektaşlarımızın yararına olacak herhangi bir talebimiz olduğunda elbette Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay'la da görüşürüz. Bu konuda herhangi bir siyasi ayrım yapma lüksümüz yok. Çünkü ben meslektaşlarımızın yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmek, onların konfor alanını artırmak amacıyla bu göreve talip oldum. Hukuki zemindeki mücadelemizi ise ayrı bir alanda sürdüreceğiz. Bu mücadeleden sonuna kadar devam edecek, hiçbir şekilde geri adım atmayacağız. Ancak meslektaşlarımızın günlük sorunlarını çözmek için farklı kurumlarla ve paydaşlarla da sürekli istişare ve iletişim hâlinde olmamız gerekiyor.




