Küresel finans piyasalarının en önemli aktörlerinden biri olan Deutsche Bank Research Institute, dünya genelindeki ekonomik dengeleri ve tüketim alışkanlıklarını analiz eden geleneksel çalışmasının yeni dönem sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Bu yıl 10'uncusu yayımlanan ve "Dünyanın Fiyatlarını Haritalamak" başlığını taşıyan yıllık rapor, küresel ölçekte tüketici refahını ve satın alma gücünü doğrudan etkileyen dinamikleri mercek altına alıyor. Jim Reid ve Galina Pozdnyakova imzasıyla hazırlanan araştırmada, dünya genelindeki 69 büyük şehir; konut kiraları, ortalama maaşlar, yaşam maliyetleri ve temel tüketim kalemleri üzerinden detaylı bir karşılaştırmaya tabi tutuluyor.
Yayımlanan verilerde en dikkat çekici başlıkların başında, tüketici elektroniği ve akıllı telefon pazarlarındaki fiyat asimetrisi geliyor. İnceleme kapsamına alınan 41 büyük ekonomi arasında Türkiye, mobil teknoloji maliyetlerinde zirveye yerleşti. Raporda yer alan verilere göre, iPhone'un en pahalı satıldığı ülke unvanı net bir farkla Türkiye'nin oldu. Ülkede uygulanan dolaylı vergiler, gümrük tüzükleri ve döviz kuru dalgalanmalarının bir araya gelmesiyle oluşan fiyatlama yapısı, tüketicilerin üzerine ciddi bir finansal yük bindiriyor. Öyle ki, Türkiye sınırları içerisinde satılan bir cihazın fiyatı, ürünün ana vatanı olan ABD'deki satış fiyatının tam 2,2 katına ulaşarak dünyanın en pahalı iPhone’u haline geliyor. Bu yüksek maliyet baremini aşabilen başka bir ülke bulunmazken, teknolojik cihazın ABD pazarından daha düşük fiyatlarla satın alınabildiği yegane ülkeler ise sadece Güney Kore ve Japonya olarak kayıtlara geçiyor.

Küresel refah liginde zirve sakinleri değişmedi
Finans devi tarafından hazırlanan araştırma, sadece bireysel tüketim cihazlarıyla sınırlı kalmayıp küresel kentlerin genel ekonomik durumunu ve yaşanabilirlik endekslerini de detaylandırıyor. Dünya genelinde en yüksek harcamaların yapıldığı ve barınma maliyetlerinin zirveye ulaştığı metropoller sıralamasında İsviçre hegemonyası bu yıl da sarsılmadı. İsviçre'nin iki finans merkezi olan Zürih ve Cenevre, dünyanın en yüksek maliyetli şehirleri listesinde ilk iki sıradaki konumlarını güçlü bir şekilde korumayı başardı. Bu iki kenti sırasıyla Tel Aviv, New York ve San Francisco takip ederek küresel pahalılık liginin ilk beşini tamamladı.
Buna karşın, maliyetlerin yüksekliğine paralel olarak yaşam kalitesinin ve kentsel konforun en üst seviyede sunulduğu coğrafyalar da raporda kendilerine yer buldu. Yaşam kalitesi endeksine göre yapılan değerlendirmelerde, sunduğu sosyal imkanlar ve güvenli kentsel altyapısıyla Lüksemburg, üst üste ikinci kez listenin en tepesinde yer alarak kalitesini tescilledi. Kuzey ve Orta Avrupa ülkelerinin ağırlıkta olduğu bu prestijli sıralamada Lüksemburg'un hemen ardından Kopenhag, Amsterdam, Viyana ve Münih ilk beş şehir arasına girmeyi başardı.
Maaş artışlarında sürpriz lider doğu Avrupa’dan çıktı
Dünya genelindeki çalışanların ekonomik durumunu ve gelir adaletsizliğini de analiz eden rapor, maaş skalalarında yaşanan tarihsel dönüşümleri çarpıcı verilerle sunuyor. Küresel ölçekte ortalama maaş sıralaması yapıldığında, listenin en tepesinde yine yüksek gelir standartlarıyla bilinen İsviçre'nin finans merkezi Zürih yer alıyor. Ancak son on yıllık dönem incelendiğinde, çalışan gelirlerinin nominal ve reel olarak en hızlı yükseldiği bölge şaşırtıcı bir grafik çizdi.
Analiz dökümlerine yansıyan verilere göre, son 10 yılda maaşların en hızlı artış gösterdiği şehir yüzde 161'lik rekor bir oranla Budapeşte oldu. Macaristan'ın başkentinde yaşanan bu hızlı gelir artışı, Doğu Avrupa'daki endüstriyel yatırımların ve teknoloji lojistiğinin bölge ekonomisine olan pozitif yansımasını tescil ediyor. Küresel enflasyonist baskılara rağmen bazı bölgelerde alım gücünün korunması yönünde adımlar atılırken, teknolojiye erişim ve kentsel yaşam kalitesi arasındaki uçurumun küresel ölçekte derinleşmeye devam ettiği gözlemleniyor.





