İzmir'de doğal alanlar, kıyılar ve kamu arazilerinin geleceğine ilişkin tartışmaların odağında bulunan Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Projesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir kez daha gündeme taşındı. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 2027 yılı bütçesi görüşülürken konuşan AK Parti İzmir Milletvekili Yaşar Kırkpınar, projenin yeniden hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Kırkpınar'ın İzmir'de siyasi, ekonomik ve toplumsal uzlaşı oluştuğu yönündeki açıklaması, projeye karşı daha önce hukuki mücadele yürüten meslek kuruluşları ve çevre örgütlerinin itirazlarını yeniden gündeme getirdi.
Danıştay projeyi iptal etmişti
Çeşme Yarımadası'nda geniş bir alanı turizm yatırımlarına açmayı öngören projenin hukuki süreci 2020 yılında başladı. 12 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi'nin sınırları genişletildi. Yaklaşık 16 bin hektarlık alanı kapsayan düzenleme; ormanları, kıyıları, tarım arazilerini, zeytinlikleri, su havzalarını ve doğal koruma alanlarını da içeriyordu. İzmir Barosu, TMMOB, İzmir Tabip Odası, çevre platformları ve yurttaşların açtığı davalar sonucunda Danıştay, bölgenin sınırlarının genişletilmesine ilişkin işlemi iptal etti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 2025 yılında Cumhurbaşkanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın temyiz başvurularını reddederek iptal kararını kesinleştirdi. Yargı sürecinde bölge sınırlarının genişletilmesine ilişkin gerekçelerin yeterli olmadığı ve korunan alanların turizm yatırımlarına açılmasının dayanaklarının ortaya konulamadığı değerlendirildi.
Kırkpınar: İzmir'de konsensüs oluştu
Meclis'teki bütçe görüşmelerinde Çeşme Projesi'ne ayrı bir başlık açan AK Partili Kırkpınar, geçmişte açılan davaların projeyi geciktirdiğini savundu. Kentin turizm potansiyelinin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kırkpınar, "Çeşme Projesi ilk planlandığı dönemde, İzmir'de siyasi saiklerle açılan davalar yüzünden ertelendi. İzmir'de bu konuda siyasi, iktisadi ve içtimai bir konsensüs oluşmuştur. İzmir'in artık bu vebalin altında kalmasını istemiyoruz. Kentimizin ve bölgemizin geleceği için bu devasa projenin vakit kaybedilmeden tekrardan başlatılması gerekmektedir" ifadelerini kullandı. Kırkpınar'ın davaların siyasi gerekçelerle açıldığı yönündeki değerlendirmesi, projeye karşı çıkan kuruluşların hukuki süreç boyunca dile getirdikleri çevresel koruma ve kamu yararı itirazlarından farklı bir yaklaşım ortaya koydu.
İzmir Barosu: Kesinleşmiş yargı kararı var
Çeşme Projesi'ne karşı açılan davaların tarafları arasında bulunan İzmir Barosu, yargı süreci boyunca bölgenin doğal ve kamusal niteliğinin korunması gerektiğini savundu. Baro, 2024 yılında yaptığı açıklamada Çeşme Yarımadası'ndaki geniş kamu arazilerinin turizm yatırımlarına tahsis edilmesinin kıyılara erişim ve doğal alanların korunması bakımından riskler taşıdığını bildirdi. Ekim 2025'te meslek odaları ve çevre örgütleriyle yapılan ortak açıklamada ise Danıştay'ın iptal kararının kesinleştiği vurgulandı. İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, idarenin temyiz talebinin reddedildiğini belirterek hukuki sürecin kesin hükümle sonuçlandığını ifade etti. Meslek kuruluşları, aynı süreçte doğal sit alanlarının koruma statülerinin değiştirilmesine ilişkin işlemin de yargı tarafından iptal edildiğine dikkat çekti.
Çevre platformlarından projeye itiraz
Projeye karşı çıkan İzmir Yaşam Alanları, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ve Çeşme Çevre Platformu (ÇEŞÇEP) gibi kuruluşlar da yarımadanın ekolojik yapısının korunması gerektiğini savunuyor. İzmir Yaşam Alanları, Haziran 2026'da Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un İzmir iş dünyası temsilcileriyle projeye ilişkin görüşmeler gerçekleştirmesinin ardından yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, Danıştay tarafından iptal edilen projenin yeniden gündeme getirilmesine karşı çıkıldı. Platform, yargılama sürecindeki bilirkişi raporlarında bölgenin endemik türler, koruma altındaki canlılar, nadir kuş türleri ve Akdeniz foklarının yaşam alanları açısından öneminin ortaya konulduğunu belirtti. Turizm amaçlı yeni yapılaşmaların orman alanları, su kaynakları, tarım arazileri ve kültürel miras üzerinde baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu.




