Türkiye’nin son yıllarda diplomatik ve ekonomik kulislerde en çok tartıştığı konuların başında gelen vize krizi, 2026 yılı itibarıyla adeta toplumsal bir tıkanma noktasına ulaştı. Özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Türk vatandaşlarına yönelik uyguladığı katı vize politikaları, yalnızca turistik seyahatleri değil; ihracatçıları, akademisyenleri, sanatçıları ve nihayetinde eğitimcileri de doğrudan vurdu. Konsolosluk kapılarında aylarca süren randevu bekleme süreleri, talep edilen fahiş evrak listeleri ve gerekçesiz şekilde verilen yüksek oranlı Schengen vizesi ret kararları, ülkenin dış dünyaya açılan kapılarına adeta kilit vurdu. Bu süreçte uluslararası temaslarını sürdürmek ve ticari ya da akademik kayıpların önüne geçmek isteyen pek çok meslek grubu, kurtuluşu devletin sağladığı en büyük ayrıcalıklardan biri olan hususi damgalı pasaport yani halk arasındaki adıyla yeşil pasaport hakkına sahip olmakta buluyor.
Vize duvarı iş dünyasını ve eğitimi rehin aldı
Sınır kapılarında yaşanan bu büyük tıkanma, Türkiye'nin küresel rekabet gücünü de doğrudan baltalıyor. İş insanları fuarlara katılamamaktan, ihracat anlaşmalarını yüz yüze nihayete erdirememekten şikayet ederken; eğitim dünyası ise bilimsel kongrelerden, ortak araştırma projelerinden ve öğrenci değişim programlarından mahrum kalma riskiyle karşı karşıya. Son dönemde yaşanan vize krizi nedeniyle pek çok üniversite ve kolej, uzun süredir hazırlıklarını sürdürdüğü uluslararası projelerini iptal etmek zorunda kaldı. Bürokratik engellerin aşılması adına yürütülen diplomatik girişimlerin de sahada karşılık bulmaması üzerine, iç hukukta acil ve radikal adımlar atılması kaçınılmaz hale geldi. İşte tam bu noktada, parlamentoda grubu bulunan farklı siyasi partiler, mağduriyet yaşayan kesimlerin önünü açabilmek adına TBMM çatısı altında yoğun bir mesaiye başladı.
Meclis koridorlarında pasaport formülleri tartışılıyor
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine son aylarda peş peşe sunulan yasa tasarıları, ülkedeki pasaport rejiminin yeniden yapılandırılmasını öngörüyor. Mevcut yasaya göre sınırlı sayıda kamu görevlisine ve belirli kriterleri karşılayan ihracatçılara verilen yeşil pasaport, artık küresel arenada varlık gösteren meslek grupları için de bir zorunluluk olarak talep ediliyor. Milletvekillerinin imzasıyla sunulan yeni kanun teklifi paketleri, vize mağduru kesimlerin yarasına merhem olmayı amaçlıyor. Muhalefet ve iktidar kulislerinde, pasaportun prestijini sarsmadan kimlere bu imkanın tanınabileceği hassasiyetle tartışılırken, en yüksek sesli ve organize talep ise eğitim camiasından, özellikle de özel öğretim kurumlarında görev yapan yüz binlerce öğretmenden yükseliyor.
Özel öğretim kurumlarının görünmeyen kahramanları hak arıyor
Eğitim sektöründe yıllardır süregelen kamu ve özel sektör çalışanları arasındaki özlük hakları eşitsizliği, bu vize çıkmazıyla birlikte yeni bir tartışma alevlendirdi. Devlet okullarında görev yapan öğretmenler belirli bir kıdemin ardından zahmetsizce bu ayrıcalıktan faydalanabilirken, özel eğitim kurumlarında çalışan meslektaşlarının bu haktan mahrum bırakılması büyük bir adaletsizlik olarak nitelendiriliyor. Kamudaki meslektaşlarıyla aynı müfredatı uygulayan, aynı üniversitelerden mezun olan ve benzer akademik hedefler doğrultusunda ter döken özel okul öğretmenleri, kendilerine yönelik bu ayrımcılığın artık son bulmasını istiyor. Yurt dışındaki bilimsel çalışmalara katılmak, küresel eğitim trendlerini yerinde incelemek isteyen binlerce eğitimci, vizelerden ret yiyerek kapılardan geri dönmenin mesleki onurlarını zedelediğini ifade ediyor.
Eğitimde fırsat eşitliği sınırların ötesine taşınmalı
Eğitim sendikaları ve dernekleri, konunun sadece bir pasaport rengi meselesi olmadığını, asıl sorunun eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin çiğnenmesi olduğunu yüksek sesle savunuyor. Özel öğretim kurumlarında çalışan bir öğretmenin vizyonsuzlaştırılması veya yurt dışı deneyimlerinden mahrum kalması, doğrudan o sınıfta eğitim gören öğrencilerin de dünya standartlarından uzak kalması anlamına geliyor. Eğitimciler, uluslararası arenada düzenlenen seminerlerin, Erasmus programlarının ve yabancı dildeki eğitim metodolojisi araştırmalarının modern eğitimin vazgeçilmez unsurları olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda hazırlanan ve Meclis Başkanlığına teslim edilen yeni yasal düzenleme, özel sektörde çalışan öğretmenlerin de kamu görevlileriyle eşit haklara sahip kılınarak bu bürokratik cendereden kurtarılmasını hedefliyor.
Küresel entegrasyon için öğretmenlerin önü açılmalı
Türkiye’nin eğitim kalitesini artırmak ve genç nesilleri dünya vatandaşı olarak yetiştirmek iddiaları, ancak öğretmenlerin dünyayı serbestçe gezebilmesiyle gerçekçi bir zemine oturabilir. Bilimsel gelişmeleri yakından takip etmek adına uluslararası projeler tasarlayan eğitimciler, konsoloslukların vize ofislerinde evrak teslim etmekle harcadıkları enerjiyi ve zamanı sınıflarında harcamak istediklerini belirtiyor. Sektör temsilcileri, bu yasal reformun hayata geçmesi halinde Türk eğitim sisteminin küresel entegrasyon sürecinin muazzam bir ivme kazanacağını belirtiyor. TBMM Genel Kurulu'nda önümüzdeki günlerde oylanması beklenen teklifin yasalaşması halinde, yüz binlerce öğretmen vize kuyruklarından kurtularak mesleki gelişimlerini sınırların ötesine taşıma fırsatına kavuşacak.




