8 Eylül 1922 gecesi İzmir’de hava her zamankinden farklıydı. Kent yaklaşık üç yıl süren işgalin ardından büyük bir kırılma noktasındaydı. Anadolu’da başlayan Büyük Taarruz, kısa sürede Yunan ordusunun geri çekilişine dönüşmüş; Türk birlikleri Batı Anadolu’da hızla ilerleyerek İzmir’e doğru yaklaşmaya başlamıştı. İzmir halkı günlerdir cepheden gelen haberleri takip ediyordu. Türk ordusunun Afyon’dan başlayan büyük yürüyüşü, Dumlupınar Zaferi ile sonuçlanmış, ardından Uşak, Alaşehir, Salihli ve Manisa üzerinden İzmir yolu açılmıştı. Kentte yaşayanlar için 9 Eylül, artık uzak bir ihtimal değil, saatlerin sayıldığı tarihi bir andı. Ancak o gece İzmir’de yalnızca sevinç yoktu. Savaşın getirdiği belirsizlik, geri çekilen Yunan birliklerinin hareketliliği ve kentte yaşanan gerginlik halkın hafızasına kazınan görüntüler oluşturdu.
Türk ordusu İzmir’e doğru ilerliyordu
Büyük Taarruz’un ardından Türk ordusunun hedefi açıktı: İzmir. Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Eylül 1922’de verdiği ünlü emirle Türk ordusu Batı Anadolu’da büyük bir takip harekâtına başlamıştı. “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Bu emirden sonra Türk birlikleri hızla ilerledi. İzmir’e yönelen kuvvetlerin başında süvari birlikleri bulunuyordu. Özellikle hızlı hareket kabiliyetleri sayesinde süvariler, geri çekilen Yunan kuvvetlerinden önce İzmir’e ulaşmak için büyük bir mücadele verdi. 9 Eylül sabahı İzmir’e girecek birliklerin yolu artık açılmıştı.
9 Eylül sabahı: İzmir’in kader anı
Günün ilk ışıklarıyla birlikte İzmir’de tarihi an başladı. Türk süvarileri kente girdiğinde, yıllardır işgal altında yaşayan İzmir halkı sokaklara çıktı. Kentte büyük bir hareketlilik yaşandı. Türk askerlerinin İzmir’e gelişi, yalnızca askeri bir giriş değildi. Aynı zamanda Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlandığının tüm dünyaya ilanıydı. Süvariler İzmir sokaklarında ilerlerken halk evlerinden çıktı, Türk bayraklarıyla askerleri karşıladı. Yıllardır beklenen özgürlük anı gerçekleşmişti.
8 Eylül gecesi: İzmir’de son işgal gecesi
8 Eylül 1922 gecesi İzmir, üç yılı aşkın süren işgalin son saatlerini yaşıyordu. Türk ordusu, Büyük Taarruz sonrası Yunan birliklerini Anadolu’dan söküp atmış, İzmir’e doğru büyük bir takip harekâtı başlatmıştı. Manisa’nın kurtarılmasının ardından hedef artık İzmir’di. Kentteki Yunan birlikleri geri çekilmeye hazırlanırken, İzmir halkı sabaha kadar sürecek tarihi bekleyişe geçti. Türk ordusunun İzmir’e ulaşmasını sağlayacak birliklerin başında Fahrettin Altay Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu bulunuyordu. Bu kolordunun önünde ise İzmir’e ilk ulaşmak için ilerleyen süvari birlikleri vardı.
İzmir’e ilk giren birlik: Fahrettin Altay’ın süvarileri
9 Eylül sabahı gün doğarken Türk süvarileri İzmir’e ulaştı. Fahrettin Altay Paşa’nın komutasındaki 5. Süvari Kolordusu’na bağlı birlikler, İzmir’e giren ilk Türk kuvvetleri oldu. Kolordu içinde özellikle 1. Süvari Tümeni önemli bir rol üstlendi. Türk süvarileri farklı kollardan kente ilerlerken amaç belliydi: İzmir’in kritik noktalarını ele geçirmek, işgal kuvvetlerinin yeniden toparlanmasını engellemek ve Türk hâkimiyetini ilan etmek.
Bornova’dan Konak’a uzanan ölümcül yol
İzmir’e giren öncü birliklerden biri, 1. Süvari Tümeni 4. Alay Komutan Yardımcısı Yüzbaşı Şerafettin Bey’in komutasındaki birlikti. Şerafettin Bey ve emrindeki askerler Bornova yönünden Konak’a doğru ilerledi. Ancak bu yol kolay değildi. Türk askerleri İzmir sokaklarına girerken bazı noktalarda silahlı direnişle karşılaştı. Özellikle Punta bölgesindeki Tuzakoğlu Fabrikası civarında açılan ateş sonucu Türk askerleri kayıp verdi. Şerafettin Bey’in öncü grubunda bulunan askerler saldırıya uğradı; çatışmalarda bazı askerler şehit oldu. Tarihi kaynaklarda bu bölgede dört askerin hayatını kaybettiği belirtilir.
Şerafettin Yüzbaşı yaralı halde Konak’a ulaştı
Şerafettin Bey’in İzmir’in kurtuluşundaki en sembolik anı ise Konak yolunda yaşandı. Yüzbaşı Şerafettin ve beraberindeki süvariler, düşman ateşine rağmen ilerlemeye devam etti. Konak’a yaklaştıkları sırada Şerafettin Bey de yaralandı. Ancak geri çekilmedi.
Görevi belliydi:
İzmir Hükümet Konağı’na ulaşmak ve Türk bayrağını göndere çekmek.
Yaralı halde arkadaşlarıyla birlikte ilerleyen Şerafettin Bey, Konak Meydanı’na ulaştı.
Hükümet Konağı’nda tarihi dakika
9 Eylül 1922 sabahının en unutulmaz anı burada yaşandı. Türk süvarileri Hükümet Konağı’na ulaştığında işgal döneminin sembollerinden biri sona erdi. Yüzbaşı Şerafettin Bey ve arkadaşları, Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekti. Aynı saatlerde Kadifekale’ye de Türk bayrağı dikildi. İzmir’in işgal günleri sona ermişti.
“İzmir artık bizimdi” denilen an
9 Eylül sabahı yaşananlar sadece bir askeri operasyon değildi. 15 Mayıs 1919’da başlayan işgalin ardından İzmir halkı üç yıl boyunca bu günü beklemişti. Türk askerlerinin kente girişiyle birlikte sokaklarda büyük bir coşku yaşandı. İnsanlar evlerinden çıkıyor, askerleri karşılıyor, Türk bayraklarıyla kenti donatıyordu. Bir şehrin kaderi, birkaç saat içinde değişmişti.
Bir süvari kolunun taşıdığı tarih
Bugün 9 Eylül denildiğinde akıllara yalnızca bir tarih değil; o sabah İzmir sokaklarında ilerleyen süvariler, yaralı halde Konak’a ulaşan Şerafettin Yüzbaşı ve Hükümet Konağı’nda dalgalanan Türk bayrağı geliyor. 104 yıl önce İzmir’de yaşanan o birkaç saat, Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlandığının en güçlü sembollerinden biri olarak tarihe geçti.
İlk hedef: Hükümet Konağı
9 Eylül sabahının en sembolik anlarından biri Hükümet Konağı önünde yaşandı. Türk birlikleri İzmir’in yönetim merkezlerinden biri olan Hükümet Konağı’na ulaştı. İşgal döneminin sembolü haline gelen binada Türk bayrağının göndere çekilmesi, İzmir’in yeniden Türk egemenliğine geçtiğinin en güçlü simgesi oldu. Bu an, sadece İzmir için değil, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi açısından da tarihi bir dönüm noktasıydı. Kentin üzerinde yeniden Türk bayrağı dalgalanmaya başlamıştı.
İzmir sokaklarında tarihi buluşma
9 Eylül sabahı İzmir halkı için unutulmaz görüntülere sahne oldu. Sokakları dolduran insanlar, Türk askerlerini alkışlarla karşıladı. Bazıları yıllardır sakladıkları Türk bayraklarını çıkardı. Bazıları ise gözyaşları içinde askerleri izledi. Çünkü bu yalnızca bir askeri zafer değildi. Bu, işgal altında geçen günlerin ardından gelen özgürlüğün simgesiydi.
Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e gelişi
İzmir’in kurtuluşunun ardından Mustafa Kemal Paşa da kente geldi. Kurtuluşun ardından İzmir, yeni Türkiye’nin kuruluş sürecinde önemli bir merkez haline geldi. 1923 yılında düzenlenen İzmir İktisat Kongresi ile kent, bu kez ekonomik bağımsızlık hedefinin konuşulduğu tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.
İlk kurşundan son bayrağa: Hasan Tahsin’den Şerafettin Yüzbaşı’ya
İzmir’in kurtuluş hikâyesi, 15 Mayıs 1919 sabahı Hasan Tahsin’in sıktığı kurşunla başlayan direnişin, 9 Eylül 1922 sabahı Şerafettin Yüzbaşı’nın Hükümet Konağı’na çektiği Türk bayrağıyla taçlanmasıydı.
İşgalin ilk gününde İzmir’de yükselen o ilk direniş sesi, üç yıl boyunca Anadolu’nun dört bir yanında büyüyen bağımsızlık mücadelesinin simgelerinden biri oldu.
Hasan Tahsin, işgale karşı ilk tepkiyi gösteren isim olarak tarihe geçti. Onun attığı kurşun, yalnızca bir silaha karşılık gelen bir mermi değil; işgale boyun eğmeyen bir halkın iradesinin sembolüydü.
Aradan geçen üç yılın ardından 9 Eylül sabahı bu kez başka bir İzmirli kahramanlık hikâyesinin merkezindeydi.
Fahrettin Altay komutasındaki süvarilerin önünde ilerleyen Yüzbaşı Şerafettin Bey, yaralanmasına rağmen görevini bırakmadı. Arkadaşlarıyla birlikte Konak’a ulaştı ve İzmir Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekti.
15 Mayıs 1919’da Hasan Tahsin’in sıktığı ilk kurşunla başlayan tarihsel yolculuk, 9 Eylül 1922’de Şerafettin Yüzbaşı’nın taşıdığı bayrakla zaferle sonuçlandı.
Biri direnişin ilk kıvılcımıydı, diğeri bağımsızlığın ilan edildiği anın kahramanıydı.
İzmir’in hafızasında iki isim, aynı hikâyenin iki ayrı sayfası olarak yaşamaya devam ediyor.




