Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) “Ticaret ve Yatırımda Hukuki Güvence Zirvesi”nde konuşan (27 Nisan 2026) Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Hedefimiz sadece hızlı karar veren bir yargı değil, daha hızlı, daha öngörülebilir ve daha güven veren bir adalet inşa etmektir. Önceliğimiz iş dünyasının zamanını mahkeme koridorlarında değil, üretim sahalarında harcamasını sağlamaktır. Artık [ticari davalar] Anadolu, Bakırköy ya da başka adliyelerde [değil] tek bir binada görülecek, adı İstanbul Ticaret Mahkemesi olacak. Amaç özellikle ticari davaların hızlanması ve ihtisaslaşması. Yani ticaret davaları artık uzun sürmeyecek” demiş.
Gürlek ayrıca, Türkiye’ye gelmek için hukuki güvenlik ve tahkim isteyen yabancı yatırımcının ve sermayenin haklarını daha da güvence altına alan bir yapı için titizlikle çalıştıklarını, tahkimle ilgili çalışmaları olduğunu, uluslararası yatırım hukukuna ilişkin mekanizmaları güçlendirdiklerini, bu kapsamda yerli ve millî girişimciler için de bir kısım hukuki düzenlemeler yaptıklarını, ihracat, ithalat, yabancı sermaye ortaklıkları alanında ortaya çıkan hukuki ihtiyaçları yakından takip ettiklerini söylemiş.
****
Bakan Gürlek’in beyanları boşluklar ve çelişkiler içeriyor. Örneğin 16 milyon nüfusu ile Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 40’ını temsil eden, orta büyüklükteki Avrupa ülkelerinden daha büyük nüfusa ve ekonomiye sahip, ticari davaları da benzer şekilde büyük ve çok sayıda olan, doğusundan batısına gitmek iki saati geçen İstanbul’daki ticari davaları Çağlayan’da tek bir binada toplamanın haklı gerekçeleri ne? Bakanlık ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) davaları tek bir adliyede toplamanın mevcut davalardaki yargılama süresini tahminen iki katına çıkarması olasılığına karşı ne tedbir aldılar acaba? Ticaret mahkemeleri zaten ihtisas mahkemeleri niteliğinde, daha fazla nasıl ihtisaslaşacaklar? Daha da ihtisaslaşma olursa bu nasıl olup da eski hamam eski tas usulle yargılama yapan ticaret mahkemelerini hızlandıracak?
****
Diğer konu da taşıdığı birçok temel sorun nedeniyle dünyada sorunlu olduğu için dikkatle kullanılması gereken, ülkemizde ise emekleme aşamasında olan “tahkim”. Son yıllarda öyle bir hava yaratıldı ki sanki davalarda mahkemeye değil de tahkime gidilirse ortalık güllük gülistanlık olacak! Oysa gerçek hiç de öyle değil! Bir ülkede ticaret mahkemeleri iyi çalışıyorsa tahkime gerek olmaz. Hakem bulunması, görev verilmesi, görev belgesi hazırlanması ve imzalanması gibi birçok sebeple hazırlık aşaması oldukça uzatılabilecek tahkim yerine, anında karar alınabilecek ticaret mahkemesinde dava açmak, her zaman çok daha hızlı, üstelik ekonomik ve daha kalitelidir. Üstelik uyuşmazlığın tarafları anlaşmamış ise tahkime gidilemez! Kaldı ki tahkim her yaranın merhemi değildir, her olayda tahkime gidilmez. Ticaret mahkemesi kararlarına karşı istinaf ve temyiz yolu var fakat tahkimde bu yollar yok! Tahkimde bir kere karar verildi mi, hakemler yanlı olarak hareket etmiş olsalar bile itiraz için bir yol yok. Öte yandan, hakemlerin etik davranışını güvenceye alacak düzenleme ve uygulama da yok! Daha da acı olan tarafı ise Türkiye’nin uluslararası standartlarda güven veren hakemlik yapacak veya tahkim avukatlığı yapabilecek yetkin ve yetişmiş hukukçu stoku da yetersiz!
Diğer bir acı gariplik de yabancı sermaye ve yatırımlar için ayrıcalıklı bir durum oluşturulması, yabancıların yanında yerli ve millî olanlar için de bir şeyler yapılır izlenimi verilmesi. Türkiye sömürge midir ki “yabancı sermayenin haklarını daha da güvence altına alan bir yapı için titizlikle” çalışılıyor ve “bu kapsamda yerli ve milli girişimciler için de bir kısım hukuki düzenlemeler” yapılıyor? Sermayenin ve yatırımın yerlisi, millîsi olamayacağı gibi yabancısı da olamaz! Yerleşik olmayan sermayedar veya yatırımcılar ile yerleşik olanlar arasında ayrım yapan, üstelik de yerleşik olanları arka sıraya koyan bir hukuk sistemi hiç kimseye güven veremez!