2025 yılına ait bilançolar hazırlanırken birçok işletme aynı soruyla karşı karşıya: Yeniden değerleme yapmalı mıyım? Son yıllarda fiyatlar hızla artarken, yıllar önce alınmış bina, arsa, makine ve ekipmanlar bilançolarda hâlâ eski bedelleriyle görünüyor. Yeniden değerleme, bu farkı düzeltmeye yarayan yasal bir uygulama olarak öne çıkıyor.
Yeniden değerleme yapıldığında, şirketin sahip olduğu varlıklar bugünkü değerlere daha yakın bir şekilde bilançoya yansıyor. Bu da şirketi kâğıt üzerinde daha güçlü gösteriyor. Özellikle bankalarla yapılan kredi görüşmelerinde ve finansman arayışlarında bu güçlenme işletmelere avantaj sağlayabiliyor.
Ancak bu durum her zaman olumlu sonuçlar doğurmuyor. Yeniden değerleme sonrası ayrılan amortisman nedeniyle oluşan giderler, şirketin açıkladığı kârın düşmesine neden olabiliyor. Kâr dağıtmayı planlayan şirketler için bu sonuç beklenmedik olabilir. Ayrıca bilançoda görünen bu artış, bazen ortaklar arasında “şirket çok kazandı” algısı yaratarak yanlış beklentilere yol açabiliyor.
Yeniden değerleme sonrası oluşan artış, çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bilançodaki bu büyüme, kasaya giren bir para değildir. Ortaklara dağıtılamaz, nakit olarak çekilemez. Bu tutar, sadece şirketin sahip olduğu varlıkların güncellenmiş değerini gösterir.
Bu artışın en doğru kullanımı, şirkete sermaye olarak eklenmesidir. Böylece şirketin sermaye yapısı güçlenir, ancak kasaya yeni para girmez. Bankalar açısından bu durum olumlu bir tablo oluşturabilir.
Öte yandan bu tutar, şirket zararlarını kapatmak için de kullanılamaz. Şirketin kapanma ihtimali varsa, yeniden değerleme kararı çok daha dikkatli verilmelidir.
Kısacası yeniden değerleme, şirketi kâğıt üzerinde güçlendirir ama nakit yaratmaz. Doğru zamanda ve doğru amaçla yapıldığında fayda sağlar; yanlış beklentilerle yapıldığında ise sadece rakamların büyüdüğü bir tabloya dönüşür. Bilançolarında asıl önemli olan, bilançoda görünen güç ile kasadaki paranın aynı şey olmadığını unutmamaktır.