SEMİ TEKTAŞ/Emek Partisi, yıllardır işçi ölümleri, meslek hastalıkları ve çevresel yıkımla gündeme gelen Aliağa’daki ağır sanayi düzenini Meclis gündemine taşıdı. Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ile Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca’nın ilk imzacısı olduğu araştırma önergesine CHP, DEM Parti, TİP ve Emek Partisi milletvekillerinin de aralarında bulunduğu 22 milletvekili destek verdi. Önergede, gemi söküm tesisleri, demir-çelik fabrikaları, petrokimya tesisleri, rafineri, enerji santralleri ve limanların yoğunlaştığı bölgede yaşanan iş cinayetleri, ağır yaralanmalar, meslek hastalıkları, çevre kirliliği ve halk sağlığı risklerinin tüm yönleriyle araştırılması talep edildi.

Konak’ta görüşmeden sonuç çıkmadı: İşçiler belediye binasına girdi
Konak’ta görüşmeden sonuç çıkmadı: İşçiler belediye binasına girdi
İçeriği Görüntüle

I M G 20260510 W A0018

Ağır sanayi havzasında büyüyen yıkım

Araştırma önergesinde, Aliağa’nın Türkiye’nin en yoğun ağır sanayi havzalarından biri olduğu vurgulandı. Bölgede işçi sağlığının, halk sağlığının ve doğanın sermayenin kâr hırsına tabi kılındığı ifade edildi. İş cinayetleri, ağır yaralanmalar, meslek hastalıkları ve çevresel tahribatın birbirinden bağımsız başlıklar olmadığı, aynı üretim rejiminin iç içe geçmiş sonuçları olduğu belirtildi.

Önergede, işçi ölümlerine yol açan üretim baskısının, denetimsizliğin, taşeron ve götürü çalışma ilişkilerinin, çavuşluk-dayıbaşılık sisteminin, sendikasızlaştırma pratiklerinin ve işçi sağlığı ile iş güvenliği önlemlerindeki eksikliklerin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiği kaydedildi. İlgili bakanlıkların, kamu kurumlarının ve işverenlerin sorumluluklarının ortaya çıkarılması; benzer iş cinayetleri ile çevresel yıkımların önlenmesi için idari, hukuki ve yapısal tedbirlerin belirlenmesi talep edildi.

İş cinayetleri ağır sanayinin rutinine dönüştü

Araştırma önergesine göre 2013-2022 yılları arasında Aliağa’da en az 97 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bu ölümlerin yarıdan fazlası gemi söküm ve metal sektörlerinde yaşandı. 2013’ten 2026 yılı Mayıs ayı başına kadar yalnızca gemi söküm tesislerinde en az 21 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi. Yaklaşık 1.500 işçinin çalıştığı bu alanda ölüm riskinin Türkiye ortalamasının yaklaşık 20 kat üzerinde olduğuna dikkat çekildi.

Önergede son yıllarda yaşanan ölümler de hatırlatıldı. Gaz ölçümü yapılmadan çalıştırıldığı platformda yaşamını yitiren İbrahim Karakaya ile ağır metal parçalarının altında kalan işçilerin örnek gösterildiği metinde, bu ölümlerin münferit olmadığı vurgulandı. “Kaçınılmaz kaza” olarak sunulan ölümlerin gerçekte üretim baskısının, hız dayatmasının ve maliyetleri düşürme politikalarının sonucu olduğu ifade edildi.

Taşeronluk, dayıbaşılık ve güvencesizlik

Araştırma önergesinde, bölgedeki çalışma yaşamının taşeron ilişkileri, götürü usulü çalışma ve çavuşluk-dayıbaşılık sistemi üzerinden örgütlendiği belirtildi. Bu sistemin işçileri daha kısa sürede daha fazla üretime zorladığı, gaz ölçümü, güvenli kesim sırası, stabilite hesabı, dinlenme ve koruyucu ekipman gibi yaşamsal önlemlerin üretim baskısı karşısında çoğu zaman geri plana itildiği kaydedildi.

Sendikasızlaştırmanın da iş cinayetlerini derinleştiren başlıklardan biri olduğu vurgulandı. İşçilerin düşük ücretlere, ağır çalışma koşullarına ve güvencesizliğe itiraz ettiklerinde işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kaldıkları ifade edildi. Önergede, iş cinayetlerinin yalnızca teknik iş güvenliği eksiklikleriyle açıklanamayacağı, örgütlenme hakkının gasp edilmesinin de ölümcül çalışma koşullarını kalıcı hale getirdiği belirtildi.

Gemi sökümden demir-çeliğe uzanan zehirli döngü

Araştırma önergesinde, gemi söküm tesislerinden çıkan hurda çeliğin bölgedeki demir-çelik fabrikalarında yeniden üretime sokulduğu hatırlatıldı. Bu süreçte asbest, ağır metal, boya, yağ, PCB ve PAH gibi toksik kalıntıların da üretim döngüsüne taşındığı kaydedildi. Elektrik ark ocaklarında ortaya çıkan emisyonlar, cüruf ve baca tozunun yalnızca işçileri değil, çevrede yaşayan halkı da solunum yolu hastalıkları, kanser riski, kronik zehirlenmeler ve ağır metal maruziyetiyle karşı karşıya bıraktığı ifade edildi.

Önergede, gemi söküm ile demir-çelik üretiminin birbirinden bağımsız iki alan olarak ele alınamayacağı vurgulandı. Gemi söküm sahasında başlayan riskin, demir-çelik tesislerine, atık depolama alanlarına ve çevre yerleşimlere kadar uzandığı belirtildi.

Sanayi duvarlarını aşan çevresel tahribat

Araştırma önergesinde, Aliağa’daki ağır sanayi faaliyetlerinin işyeri sınırlarını çoktan aştığı ifade edildi. Gemi söküm, demir-çelik, petrokimya, rafineri, enerji ve liman faaliyetlerinin aynı coğrafyada yoğunlaşmasının köyleri, tarım alanlarını, meraları, kıyı ekosistemini ve yeraltı sularını etkileyen kalıcı bir çevresel yıkıma dönüştüğü kaydedildi.

Bilimsel araştırmalarda bölgede arsenik, kurşun ve çeşitli ağır metal düzeylerinin sınır değerlerin üzerinde bulunduğu, toprak ve bitki örneklerinde yüksek kirletici yoğunluğuna rastlandığı da önergeye yansıdı. Bu tablonun yalnızca işçilerin değil, bölgede yaşayan halkın da yaşam hakkını tehdit ettiği vurgulandı.

Kamu kurumlarının sorumluluğu araştırılsın

Araştırma önergesinde ilgili bakanlıkların, kamu kurumlarının ve işverenlerin sorumluluklarının açığa çıkarılması istendi. Mevzuatın kâğıt üzerinde kaldığı, denetim mekanizmalarının ise işçi ölümlerini ve çevresel yıkımı önlemekte yetersiz kaldığı ifade edildi.

22 milletvekilinin imzasını taşıyan önergede, “Aliağa iş cinayetlerinin, sendikasızlaştırmanın ve ekolojik yıkımın iç içe geçtiği bir yıkım havzasına dönüştü” denildi. Önergeyle, bölgede yıllardır biriken bu tablonun bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılması ve yeni ölümlerin önüne geçecek kalıcı adımların atılması çağrısı yapıldı.

Muhabir: SEMİ TEKTAŞ