SEMİ TEKTAŞ/YENİ Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, partisinin 1. Olağan İl Kongresi’nde il başkanlığı ve yönetim kadrolarının belirleneceği oylama öncesinde kürsüye çıktı. Geçtiğimiz dönemde birlikte mücadele ettiği örgüt yöneticilerine teşekkür ederek konuşmasına başlayan Güç, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ülkenin Cumhuriyet tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşadığını savunan Güç, mevcut yönetim sistemini, devlet kurumlarının işleyişini, yargı bağımsızlığını ve ekonomik politikaları eleştirdi. İşçilerden emeklilere, çiftçilerden gençlere ve kadınlara kadar geniş bir kesimin yaşanan sorunlardan etkilendiğini belirten Güç, YENİ Parti’nin hedefinin yalnızca iktidara karşı çıkmak olmadığını, demokratik ve sosyal hukuk devletini yeniden güçlendirmek olduğunu söyledi.
Konuşmasında Gezi eylemlerine, 19 Mart sürecine, emek mücadelesine ve doğasını koruyan köylülere de değinen Güç, toplumsal mücadelelerin umudu canlı tuttuğunu ifade etti. İzmir’in tarihsel rolüne ve Cumhuriyet’in kazanımlarına vurgu yapan Güç, üretim, adalet, dayanışma ve halk iradesi üzerinden yeni bir siyasi dönem hedeflediklerini dile getirdi.
“Adımız yeni, çünkü değişimin ve umudun iddiasını taşıyoruz”
Konuşmasına geçmiş dönemde birlikte çalıştığı örgüt yöneticilerine teşekkür ederek başlayan Güç, şu ifadeleri kullandı:
Sözlerime her zaman olduğu gibi geçtiğimiz dönemde bu zorlu süreci beraber mücadele ve kararlılıkla sürdürdüğümüz il yönetimimiz başta olmak üzere; milletvekillerimize, ilçe başkanlarımız ve yönetimlerine, belediye başkanlarımıza, gençlik kollarımıza, kadın kollarımıza ve tüm örgütümüze yürekten teşekkür ediyorum.
Adımız YENİ!
Çünkü yeni olmak; değişimin, gelişimin, umudun ve daha iyi bir geleceğin iddiasını taşımaktır. Ancak biz biliyoruz ki geleceği inşa etmek, geçmişi doğru anlamaktan ve bugünün gerçekleriyle yüzleşmekten geçer.
Bugün ülkemiz, Cumhuriyet tarihimizin en ağır siyasi, ekonomik ve toplumsal krizlerinden birini yaşıyor.
Dünyada yaşanan ekonomik ve siyasal dönüşüm; emeği, üretimi, dayanışmayı ve toplumsal adaleti geri plana iten bir düzen ortaya çıkardı. Hakça bölüşümün yerini ayrıcalıklı kesimlerin zenginleşmesi, sosyal devletin yerini derin yoksulluk, demokratik yönetimin yerini ise giderek güçlenen otoriter anlayışlar aldı.
Ne yazık ki ülkemiz, bu düzenin en ağır sonuçlarını yaşayan ülkelerden biri haline geldi.”
“Yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge bozuldu”
Türkiye’deki yönetim sistemini ve devlet kurumlarının işleyişini eleştiren Güç, 2017 Anayasa değişikliğiyle hayata geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin güçler ayrılığına zarar verdiğini savundu.
Güç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“25 yıldır ülkemizi yöneten siyasi iktidar, devletin kurumlarını güçlendirmek yerine zayıflattı; kuralları uygulamak yerine kendisine göre değiştirdi.
2017 Anayasa değişikliğiyle hayata geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, güçler ayrılığı ilkesini ve denge-denetim mekanizmalarını büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge bozuldu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin etkisi çok büyük oranda ve bilinçli bir şekilde azaltıldı, yargı bağımsızlığı ağır yara aldı, basın özgürlüğü yok edilme noktasına geldi ve örgütlü toplumsal hareketimizi yok etme üzerine bir anlayış devlet politikası haline geldi.
Bugün ülkemizde yalnızca ekonomik bir kriz yaşanmıyor. Adaletin, demokrasinin, devlet yönetiminin ve toplumsal güvenin de derin bir kriz içinde olduğu bir dönemden geçiyoruz.”
“Üretenin değil, ayrıcalıklı olanın kazandığı bir düzen kuruldu”
Ekonomik sorunların toplumun farklı kesimleri üzerindeki etkilerine değinen Güç, kamu kaynaklarının kullanımını ve gelir dağılımındaki adaletsizliği eleştirdi.
Güç, şu ifadeleri kullandı:
“Bir tarafta kamu kaynaklarından beslenen ayrıcalıklı bir kesim, diğer tarafta emeğinin karşılığını alamayan milyonlar var.
Emekliye gelince kaynak bulamayanlar, çiftçiye destek veremeyenler, asgari ücretliyi açlık sınırına mahkûm edenler; belirli çevrelere kaynak aktarmakta hiçbir sakınca görmüyor.
Üretenin değil, ayrıcalıklı olanın kazandığı; çalışanın değil, iktidara yakın olanın korunduğu bir düzen kuruldu.
Bu düzenin bedelini işçilerimiz, emeklilerimiz, çiftçilerimiz, esnafımız, gençlerimiz ve kadınlarımız ödüyor.
Ancak yaşadığımız sorun yalnızca derin yoksulluk da değildir.
İş cinayetleri, kadın cinayetleri, çocukların karşı karşıya kaldığı şiddet, liyakatsizliğin ve denetimsizliğin ağırlaştırdığı afetler, geleceğinden umudunu kesen gençlerimiz ve her geçen gün büyüyen toplumsal güvensizlik, ülkemizin içine sürüklendiği yıkım tablosunun parçalarıdır.
Bugün vatandaşlarımız güven içinde yaşama kaygısıyla da mücadele ediyor.
Daha da vahimi, bütün bu sorunların çözümü olması gereken devlet kurumları, siyasi iktidarın gücünü koruma araçlarına dönüştürülüyor.
Kendisine karşı çıkanları düşmanlaştıran, eleştiriyi tehdit sayan, toplumu bizden olanlar ve olmayanlar diye ayıran bir anlayışla karşı karşıyayız.”
“Hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün değildir”
Konuşmasında yargı süreçleri, ifade özgürlüğü ve seçilmiş siyasetçilerin durumu üzerinden değerlendirmelerde bulunan Güç, demokratik hukuk devleti ilkesinin zedelendiğini savundu.
Güç, şöyle konuştu:
“Seçilmiş siyasetçilerin, gazetecilerin, aydınların ve düşüncelerini özgürce ifade eden yurttaşların yargı süreçleri üzerinden baskı altında tutulduğu; Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir düzende, hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün değildir.
Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Ancak bugün, sandıktan çıkan millet iradesi dahi yok sayılmaktadır.
Milletin oyuyla kazanılamayan siyasi mücadelelerin yargı eliyle kazanılmaya çalışılması, demokratik hukuk devleti anlayışına ağır bir darbedir.”
“Bu tablo bizi umutsuzluğa sürüklemez”
Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulların mücadele kararlılığını ortadan kaldırmayacağını belirten Güç, toplumsal hareketlerin ve hak arayışlarının önemine dikkat çekti.
Güç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu karanlık tablo ne bizi bir umutsuzluğa sürükler, ne de mücadelemizden tek bir geri adım attırır.
Çünkü bu ülkenin insanları, tarih boyunca en zor koşullarda bile teslim olmamıştır.
Gezi'de özgürlüklerine sahip çıkanlar, 19 Mart sürecinde demokrasi ve millet iradesi için meydanları dolduranlar, toprağını ve doğasını korumak için mücadele eden köylüler, emeğinin hakkını arayan işçiler ve adalet isteyen milyonlar bize çok önemli bir gerçeği göstermektedir:
“Biz yalnızca mevcut iktidara karşı çıkan bir siyasi hareket değiliz”
YENİ Parti’nin kuruluş iddiasına ve hedeflerine değinen Güç, demokratik kurumların güçlendirilmesi, emeğin korunması ve üretimin artırılması gerektiğini ifade etti.
Güç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İşte bizim YENİ olma iddiamız tam da burada anlam kazanıyor.
Biz yalnızca mevcut iktidara karşı çıkan bir siyasi hareket olmak için yola çıkmadık.
Biz, bu ülkenin bozulan kurumlarını yeniden ayağa kaldırmak, adaleti tesis etmek, emeğin hakkını korumak, üretimi güçlendirmek ve Cumhuriyetimizin kazanımlarını geleceğe taşımak için yola çıktık.
Bizim mücadelemiz, Türkiye'nin yeniden demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olması; halkın refahının, özgürlüğünün ve geleceğe duyduğu güvenin yeniden inşa edilmesi mücadelesidir.
Siyaseti kişisel hesapların, makam kavgalarının ve dar çıkar ilişkilerinin alanı olmaktan çıkarmak zorundayız.
Bu ülkenin artık kavgaya değil dayanışmaya, ayrışmaya değil birleşmeye, korkuya değil umuda ihtiyacı var.
Yarınlarımızı inşa ederken yıkılan kurumları, toplumun adalet duygusunu, birbirine olan güvenini ve ortak geleceğe dair inancını da onarmak zorundayız.
Bunun yolu; bağımsız yargıdan, güçlü parlamentodan, özgür basından, liyakatli kamu yönetiminden, hakça bölüşümden ve Cumhuriyetimizin temel değerlerinden geçmektedir.”
“Hiçbir iktidar milletin iradesinden büyük değildir”
Parti örgütüne seslenen Güç, YENİ Parti’nin milletin değişim talebinden doğduğunu belirterek mücadelelerinin temelinde halk iradesinin bulunduğunu söyledi.
Güç, şöyle konuştu:
Anlattığım bu ağır tablo kimseyi karamsarlığa sürüklemesin.
YENİ Parti, ülkenin refah geleceğine olan inanç ile yola çıktı.
Bu inancın ve milletimizin değişim talebinin içinden doğdu. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in öncülüğünde başlayan bu büyük yürüyüşün gerçek sahibi millettir!
Çünkü biz biliyoruz ki millet seçer, millet değiştirir, millet karar verir! **Hiçbir iktidar milletin iradesinden büyük değildir!**
Ülkemizin içinde bulunduğu koşullar zor olabilir. Önümüzde uzun ve çetin bir mücadele olabilir. Ancak unutmayalım ki bizler, çok daha ağır koşullarda bağımsızlığını kazanmış, Cumhuriyetini kurmuş büyük bir milletin evlatlarıyız.”
Atatürk’ün bağımsızlık mücadelesini hatırlattı
Güç, konuşmasının devamında 19 Mayıs 1919’a ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık mücadelesine atıfta bulunarak Cumhuriyet bilincinin önemini vurguladı.
Güç, şunları söyledi:
“1919 yılının 19 Mayıs'ında Mustafa Kemal Atatürk'ün karşı karşıya kaldığı koşullar, bugün yaşadıklarımızdan çok daha ağırdı.
Ama o gün bir milletin kaderini değiştiren şey, koşulların ağırlığı değil; o koşullara teslim olmayan irade, cesaret ve kararlılıktı.
Bugün bizlere düşen görev de aynı inancı, aynı mücadele ruhunu ve aynı Cumhuriyet bilincini geleceğe taşımaktır.
Çünkü biz gücümüzü milletimizden alıyoruz.
Çünkü biz umudumuzu bir kişiye değil, Cumhuriyet'e, demokrasiye ve halkımızın iradesine bağlıyoruz.”
“Biz umuduz, biz Cumhuriyet’iz!”
Konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin geleceğine ilişkin umut mesajı veren Güç, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını adalet, demokrasi, üretim ve refah dönemi haline getirme hedeflerini dile getirdi.





