SEMİ TEKTAŞ/DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, yaklaşık 20 aydır devam eden çözüm sürecinin beklenen hızda ilerlemediğini belirterek, hukuki ve demokratik adımların gecikmesinin toplumsal desteği zayıflattığını söyledi. Silah bırakma süreci için yasal zeminin oluşturulması gerektiğini vurgulayan Akın, Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde tutulmasının sürecin topluma anlatılmasının önündeki en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti.
“Arzu edilen hız ve düzeyde ilerlemiyor”
Devam eden Terörsüz Türkiye süreci hakkında konuşan Akın, sürecin istenilen düzeyde ilerlemediğini belirterek, “Türkiye’nin en önemli gündem başlıklarından biri haline gelen süreç, geçen yıl ekim ayında başladı ve yaklaşık 20 aydır devam ediyor. Bu ekim ayıyla birlikte iki yılı doldurmuş olacak. Ancak süreç, arzu edilen hız ve düzeyde ilerlemiyor. Bunun temel nedenlerinden biri, konjonktürel gelişmelerin belirleyici olması. Aslında bu süreç yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olarak başlamadı. Başından itibaren Suriye ve genel olarak Orta Doğu’daki gelişmelerin etkisiyle şekillendi. Özellikle Suriye ve İran’da yaşanabilecek gelişmeler öngörülerek sürecin hızlandırıldığı söylenebilir. Devlet Bahçeli’nin de “Devletin bekası açısından bu meselenin ülke içinde barışçıl yollarla çözülmesi gerekir” yaklaşımıyla sürece destek verdiği görüldü. Bu çerçevede başlayan süreçte, Abdullah Öcalan’ın rolü de farklı bir biçimde değerlendirildi. Örgüt ve siyasi aktörler, ona belirli bir misyon yükleyerek görüşmeler yürüttü” ifadelerini kullandı.
“Cumhuriyet tarihinde ilk kez…”
Sürecin somut zeminde ilerlememesi eleştirilerine cevap veren Akın, cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürt sorunu için Meclis’te komisyon kurulduğunu söyledi. Akın, “Türkiye tarihi açısından bakıldığında, bu görüşmeler çatışmaların sona erdirilmesi, barışın sağlanması ve çözüm yollarının geliştirilmesi bakımından önemliydi. Ayrıca, kabul edilsin ya da edilmesin, Kürt sorununun bir gerçeklik olarak konuşulmaya başlanması açısından da tarihi bir adım niteliği taşıyordu. Peki, bu süreçte hiçbir şey yapılmadı mı? Hayır. Yaklaşık 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez, bu sorunun çözümünü ele almak amacıyla TBMM’de bir komisyon kuruldu. İYİ Parti dışında neredeyse tüm siyasi partiler bu komisyona katıldı ve ortak bir öneri geliştirdi. Ortaya çıkan öneri aslında oldukça somuttu. Uluslararası hukukun ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın uygulanmasını esas alan, sorunun demokratik zeminde çözülmesini hedefleyen bir yaklaşım benimsendi. Bu anlayış hem ilkesel hem de pratik düzeyde kabul görmüş oldu. Ancak yaşanan temel sorun şuydu: Yasal düzenleme gerektirmeyen, örgütün silah bırakma sürecini beklemeden atılabilecek bazı adımlar vardı. Bu adımlar atılmadı. Bunun sonucunda sürece verilen toplumsal destek giderek zayıfladı” diye konuştu.
“Geriye dönebilecek atmosfer yok”
Akın, “Toplumsal desteğin azalmasıyla birlikte, sürece karşı çıkan çevrelerin yürüttüğü propaganda ve oluşturduğu olumsuz algı daha etkili hale geldi. Bugün gelinen noktada hem bizim çevremizde hem de toplumun genelinde “Bu süreçten bir sonuç çıkmayacak” düşüncesi giderek güçleniyor. Buna rağmen ben, hem devletin bu sorunu çözme konusunda iradesini koruduğunu hem de örgütün artık geri dönüşü olmayan bir sürece girildiğinin farkında olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle her iki tarafın da eski çatışmalı döneme geri dönebilecek bir siyasi atmosfer oluşturabileceğine inanmıyorum” dedi.
“Muhatabı ya da yürütücüsü biz değiliz”
AK Parti’nin yeni Anayasa için süreci başlattığı iddiaları hakkında konuşan Akın, “Bu meseleye yaklaşırken sıkça şu sorularla karşılaşıyoruz: AK Parti gerçekten Kürtlerin var olan sorunlarını kabul etti mi? Demokratik bir ortam oluşturmak istiyor mu? Bu konuda samimi mi? Yoksa bütün bu süreç, yalnızca bir dönem daha iktidarda kalabilmek için DEM Parti’nin desteğini almaya yönelik siyasi bir hamle mi? Bu soruların haksız olduğunu söyleyemeyiz. Tam tersine, bu kaygıları anlamak mümkün. İktidarın zaman zaman bu çerçevede hareket ettiğini düşündüren gelişmelerin de farkındayız. Ancak bizim açımızdan mesele farklı bir yerde duruyor. İktidarda hangi parti olursa olsun, öncelikli olarak çatışmaların sona ermesini değerli buluyoruz. Bu sorunun müzakere edilmesinden kaçınılamayacağını ve konuşularak çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Parti olarak yaklaşımımız bu yönde. Bununla birlikte, bu sürecin doğrudan muhatabı ya da yürütücüsü biz değiliz. Yaklaşık 45 yıldır devam eden çatışmanın sona erdirilmesi amacıyla görüşen taraflar devlet ile örgütün kendisidir” değerlendirmesinde bulundu.
“NATO sonrası somut adımlar atılabilir”
“Bugün iktidar, kamuoyunda bir pazarlık görüntüsü oluşmaması için süreci tek taraflı yürütüyormuş izlenimi vermeye çalışıyor” diyen Akın, sürece ilişkin somut adımların NATO toplantısı sonrasında yapılabileceğini söyledi. Akın, “Sanki devlet tek başına karar alıyor, örgüt ise yalnızca buna uyacakmış gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa gerçekte durum böyle değil. Silah bırakma sürecinin hayata geçirilebilmesi için hukuki altyapının oluşturulması gerekiyor. Çünkü yalnızca “silah bırakın” demek yeterli değil. Silahlar nereye bırakılacak, süreç nasıl işleyecek, bu insanlar bundan sonra nasıl bir hukuki statüyle yaşamlarını sürdürecek? Bu soruların tamamının yasal düzenlemelerle cevaplanması gerekiyor. Aksi halde silah bırakma çağrısının kalıcı ve uygulanabilir olması mümkün değil. Bu nedenle devletin, silah bırakma sonrasına ilişkin yasal hazırlıklar yaptığı anlaşılıyor. Ancak bugüne kadar bu hazırlıklara ilişkin somut, müzakere edilebilir ve kamuoyunda tartışılabilecek herhangi bir belge paylaşılmış değil. Bunun siyasi ve taktik nedenlerle ertelendiği görülüyor. Beklenti, önümüzdeki günlerde, özellikle NATO Zirvesi sonrasında bu konuda yeni bir adım atılması ve somut bir teklifin ortaya çıkması yönünde. Sürecin seyrini ise büyük ölçüde örgütün temsilcisi olarak kamuoyunda meşru bir aktör haline gelen Abdullah Öcalan’ın tutumu ve vereceği mesajların belirleyeceği düşünülüyor” diye konuştu.
“Demokratik siyasetin sözcüsü ve temsilcisidir”
HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sürece dahil edilmemesi eleştirilerine cevap veren Akın, “Demirtaş, demokratik siyasetin sözcüsü ve temsilcisidir. İki dönem Cumhurbaşkanı adayımız olmuş, bizim için gerçekten çok kıymetli bir arkadaşımızdır. Ancak bu sorunun doğrudan muhatabı Demirtaş değildir. Çatışmanın muhatabı da Demirtaş değildir. Silah bırakacak örgüte seslenecek, bu konuda inisiyatif alacak, karar verecek ve onlar adına söz söyleyecek kişi Demirtaş değildir. Burada bir paradoks yaratılmaya çalışılıyor. Sanki süreç Demirtaş ile yürütülmüyor, o devre dışı bırakılıyor ya da istense serbest bırakılabilecek olmasına rağmen özellikle içeride tutuluyor gibi bir algı oluşturuluyor. Bu da bizim aramızda bir gerilim yaratmak için kullanılıyor. Türkiye’de siyaset çoğu zaman bu yöntemle yapılıyor. Devlet ve siyasal iktidar, muhalif gördüğü kesimleri birbirine düşürmeye çalışıyor. CHP’ye dönük hamlelerde de bunu gördük. CHP’yi bölmek, parçalamak ve seçenek olmaktan çıkarmak için her türlü adım atılıyor. Bize uygulanan yöntem de bundan farklı değil” şeklinde konuştu.
“Demirtaş bırakılmadan süreci anlatamayız”
Demirtaş’ın hapiste tutulmasının sürecin sağlıklı yürümesini engellediğini ifade eden Akın, “Bizim açımızdan Demirtaş’ın bu süreçte hâlâ cezaevinde olması, sürecin topluma anlatılması önünde büyük bir engeldir. Demirtaş serbest bırakılmadan, Türkiye’ye “Bu süreç çözülüyor, ilerliyor ve olumlu sonuçlanacak” mesajını vermek mümkün değildir. Bu nedenle Demirtaş ve benzer durumda olan arkadaşlarımız cezaevinde olduğu sürece, bu sürecin halk lehine pozitif bir noktaya taşındığını söylemek kolay değildir. Açıkça ifade etmek gerekirse, Demirtaş serbest bırakılmadan topluma bu süreci anlatamayız. Demirtaş’ın siyasi bir rehine olarak tutulduğunu herkes biliyor. Hakkında verilmiş üç-dört ayrı mahkeme kararı bulunuyor. Bu durumun hukuki değil, siyasi bir karar olduğu açık. Dolayısıyla bu siyasi karardan vazgeçilmesi gerekiyor. Eğer silah bırakan örgütün toplumla buluşabileceği, doğal, meşru ve kabul edilebilir bir süreç oluşturulmak isteniyorsa, bunun ikna edici olabilmesi için ilk adım Demirtaş’ın serbest bırakılması olmalıdır” diyerek sözlerini tamamladı.




