Fed, politika faizinde değişikliğe gitmeyerek yüzde 3,50-3,75 aralığını korudu. Piyasa beklentileriyle uyumlu gelen karar, dolar, altın ve küresel borsalarda ani bir şok yaşanmasının önüne geçti. Uzmanlara göre faizlerin artırılmaması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerindeki küresel finansman baskısını sınırlayabilir. Ancak kararın Türk lirası ve piyasalara kalıcı etkisi, Fed’in gelecek döneme ilişkin mesajları ile Türkiye’de enflasyon ve para politikasının seyrine bağlı olacak. Fed’in 28-29 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısı öncesinde analistlerin büyük bölümü faiz oranlarının sabit bırakılmasını bekliyordu. Fed, bir önceki toplantısında da politika faizini aynı aralıkta tutmuştu.
Enflasyon hedefi belirleyici oldu
Fed’in faizleri sabit tutma kararında, enflasyonu uzun vadede yüzde 2 hedefine düşürme amacı ile istihdam piyasasındaki gelişmeler etkili oldu. Banka, para politikasına ilişkin gelecek kararların ekonomik veriler doğrultusunda şekillendirileceğine işaret ederken, enflasyonun seyri, iş gücü piyasası ve ekonomik büyüme verilerinin yakından izleneceği mesajını verdi. Fed’in temmuz ayı öncesinde yayımladığı para politikası raporunda da politika faizinin yılın başından bu yana yüzde 3,50-3,75 aralığında tutulduğu belirtilmişti.
Piyasalarda ilk tepki sınırlı kaldı
Kararın piyasa beklentileriyle örtüşmesi nedeniyle küresel piyasalarda ilk aşamada sert bir dalgalanma görülmedi. Fed’in sürpriz bir faiz artırımına gitmemesi, doların küresel ölçekte hızlı biçimde değer kazanmasına yönelik endişeleri azalttı. Altın ve borsa yatırımcıları açısından ise kararın kendisinden çok, Fed yönetiminin önümüzdeki toplantılara ilişkin vereceği mesajların belirleyici olması bekleniyor. Özellikle faiz indiriminin ne zaman başlayabileceğine ilişkin sinyaller, dolar endeksi, ABD tahvil faizleri, ons altın ve küresel hisse senedi piyasalarının yönü üzerinde etkili olacak.
Türkiye’ye geçici nefes alanı
Fed’in faiz artırmaması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından kısa vadeli bir rahatlama alanı oluşturabilir. ABD’de faizlerin daha yüksek seviyelere çıkarılmaması, yatırımcıların yüksek getiri sunan gelişmekte olan ülke piyasalarına yönelik ilgisinin korunmasına yardımcı olabilir. Ancak Türkiye’ye yönelik sermaye hareketlerinde iç siyasi gelişmeler, enflasyon, rezervler ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın para politikası da belirleyici olmaya devam edecek.
Dolar üzerindeki baskı sınırlanabilir
Fed’in faiz artırımına gitmemesi, doların diğer ülke para birimleri karşısında aşırı değer kazanması ihtimalini azaltabilir. Bu durum, Türk lirası üzerindeki dış kaynaklı değer kaybı baskısını sınırlayabilir. Buna karşın dolar/TL’nin yönünde Türkiye’deki enflasyon beklentileri, döviz talebi, yabancı sermaye hareketleri ve TCMB’nin faiz politikası daha güçlü rol oynayacak. Bu nedenle Fed’in kararı, Türk lirası açısından doğrudan ve kalıcı bir değer kazancı anlamına gelmiyor.
Yabancı yatırımcının ilgisi korunabilir
ABD faizlerinin daha da yükselmemesi, küresel yatırımcıların Türkiye gibi daha yüksek faiz ve getiri sunan piyasalara yönelme isteğini destekleyebilir. Özellikle Türkiye’nin uyguladığı para politikası ve enflasyonla mücadele programına yönelik güvenin artması halinde, tahvil ve hisse senedi piyasalarına yabancı yatırımcı girişleri devam edebilir. Ancak yatırımcıların Türkiye’ye ilişkin kararlarında yalnızca Fed politikası değil, ekonomik programın sürdürülebilirliği ve ülke risk primindeki hareketler de etkili olacak.
Dış borçlanma maliyetleri açısından olumlu
Fed’in faiz artırmaması, Türkiye’nin ve Türk şirketlerinin uluslararası piyasalardan dolar cinsinden borçlanma maliyetleri açısından da destekleyici bir unsur olarak değerlendiriliyor. ABD tahvil faizlerinde sert bir yükseliş yaşanmaması halinde Türkiye’nin Eurobond faizleri üzerinde ek bir küresel baskı oluşmayabilir. Bununla birlikte Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerini belirleyen temel unsurlar arasında ülke risk primi ve ekonomik görünüme duyulan güven bulunuyor.
TCMB’nin hareket alanı genişleyebilir
Fed’in faizleri sabit tutması, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası üzerindeki dış kaynaklı faiz baskısını sınırlayabilir. Küresel ölçekte yeni bir faiz artırım sürecinin başlamaması, TCMB’nin para politikası kararlarını Türkiye’deki enflasyon, iç talep ve finansal istikrar koşullarına göre şekillendirmesini kolaylaştırabilir. Ancak TCMB’nin faiz indirimi veya faiz artırımına yönelik kararlarında asıl belirleyici unsurun Türkiye’de enflasyonun ana eğilimi olacağı belirtiliyor.
Gözler Fed’in gelecek mesajlarında
Piyasalar açısından bundan sonraki süreçte Fed’in faiz kararından çok, faiz indirimlerinin ne zaman başlayacağı ve indirimlerin hangi hızda gerçekleştirileceği önem taşıyacak. Enflasyonun beklenenden hızlı gerilemesi, Fed’in faiz indirimlerini gündeme almasını sağlayabilir. Enflasyonun yüksek kalmaya devam etmesi halinde ise faizlerin mevcut seviyelerde daha uzun süre korunması söz konusu olabilir. Fed’den gelecek açıklamalar, önümüzdeki dönemde altın, dolar, borsa ve gelişmekte olan ülke piyasalarının yönü açısından yakından takip edilecek.




