Dünyanın farklı kentlerinde insanların yüzlerce yıllık evleri, sokakları ve mahalleleri görmek için kilometrelerce yol katettiğini gören İzmirli turizmci Mehmet Ali Yılmaz, aynı ilgiyi İzmir’in tarihi semtlerine çekmek için harekete geçti.
Basmane’de satın aldığı tarihi konağı yangında kaybetmesine rağmen hayalinden vazgeçmeyen Yılmaz, 1943 yapımı eski bir İzmir apartmanında hayata geçirdiği Kent Han’la geçmişi yeniden günlük yaşamın içine taşıyor. Yılmaz’ın hedefi ise tek bir yapıyla sınırlı değil: Basmane’den Kadifekale’ye uzanan eski İzmir’i yeniden yaşatmak.

İzmir turizminin yalnızca deniz, sahil ve yaz aylarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünen Mehmet Ali Yılmaz’a göre kentin en büyük değerlerinden biri, bugün hâlâ ayakta duran eski mahalleleri, tarihi yapıları ve kent kültürü. Ona göre İzmir, turistlere yalnızca denizini ve sahillerini değil; Kemeraltı’nı, Basmane’yi, eski mahallelerini ve geçmişten bugüne taşıdığı kent kültürünü de anlatmalı. Bunun yolu ise tarihi değerleri yalnızca restore edip korumaktan değil; yeniden yaşamın içine katarak insanların çalıştığı, yemek yediği, müzik dinlediği ve vakit geçirdiği mekanlara dönüştürmekten geçiyor. Yılmaz’ın yıllardır peşinden gittiği hayal de tam olarak bu: İzmir’in geçmişinden kalan değerleri daha fazla insanla buluşturmak ve kentin turizmde hak ettiği yere gelmesine katkı sağlamak.

HEM ALAYLI HEM MEKTEPLİ
Yılmaz’ın İzmir’in geçmişine duyduğu ilginin arkasında yalnızca turizm eğitimi değil, Kemeraltı’nda geçen çocukluk yılları da var. Ege Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nde eğitim alan, öğrenci değişim programıyla Almanya’da Uluslararası Yönetim eğitimi gören ve ardından turizm rehberliği alanında yüksek lisans yapan Yılmaz, kendisini “hem alaylı hem mektepli” olarak tanımlıyor. “1963 yılından beri Kemeraltı’lıyız. Ben yedi yaşından itibaren dedemin dükkânına gelir, 14 yaşıma kadar yazları ve hafta sonları orada çalışırdım. İnsanları gözlemlemeyi, ticareti, müşteriyi karşılamayı, esnaflığı orada öğrendim. Dedem eski toprak bir adamdı. Bazen tek bir cümle kurardı, ben o cümlenin içerisinden kitaplar dolusu şey öğrenirdim. Kemeraltı benim için hayatı öğrendiğim yer oldu.”

BİR TURİST OLSAYDIM NE GÖRMEK İSTERDİM?
Çocukluğunda İzmir’in tarihi dokusunun içinde büyüyen Yılmaz, turizmci olarak dünyayı dolaşmaya başladığında gördüğü tarihi mahallelerle İzmir’in eski semtlerini karşılaştırdığında aklına tek bir soru takıldı: “Bir turist olsaydım İzmir’de ne görmek isterdim?”
Yılmaz’ın bu soruya verdiği yanıt, bugün Basmane’de attığı adımların da başlangıcı oldu: Eski İzmir’i.
“Berlin’e, Amsterdam’a, Prag’a gidiyorsunuz. İnsanlar yüzlerce yıllık evleri, köprüleri, katedralleri görmek için dünyanın öbür ucundan geliyor. İnsanlar o yapıların önünde fotoğraf çektiriyor. Dünyanın diğer ucundaki bir insan o fotoğrafı görüyor, sonra gelip aynı yapıyı görmek istiyor. Çünkü o yapılar bize şehrin hafızasını veriyor. Ben de kendime ‘İzmir’de turist olsaydım ne görmek isterdim?’ diye sordum. Eski İzmir’i görmek isterdim. Levanten konaklarını, 18. ve 19. yüzyıldaki İzmir’i görmek isterdim. Bugün turist Kemeraltı’na geliyor, Basmane’nin ara sokaklarına giriyor. Çünkü eski İzmir’den bir şey arıyor.”
Yılmaz’ın dünyada gördükleriyle İzmir’i yan yana koyduğunda vardığı sonuç, kentin daha fazla plaja ya da yeni bir turizm kimliğine ihtiyacı olmadığıydı. Ona göre İzmir’in asıl meselesi, zaten sahip olduğu hikâyeyi yeterince koruyamaması ve anlatamamasıydı.
“Kilometrelerce plajımız olduğu halde Amsterdam ya da Paris gibi şehirler kadar turist çekemiyorsak mesele yalnızca deniz ve plaj değil demektir. Plajı halk kullansın; biz turiste şehrin tarihini anlatalım. Etkinlikler, festivaller ve fuarlar düzenleyelim. Tarihi yapılarımızı yaşatalım.”

HAYALİ BİR KONAKLA BAŞLADI
Yıllarca farklı ülkelerde turizm alanında çalışan Yılmaz’ın yolu İzmir’e her döndüğünde Basmane, Tatar Mahallesi, Karataş ve Karantina’nın eski sokaklarına düşüyordu. Dünyada turistlerin görmek için peşinden koştuğu tarihi mahalleleri düşündükçe İzmir için aynı soruyu soruyordu, “Neden burada olmasın?” Bu düşünce zamanla somut bir hedefe dönüştü.
“İzmir’in kalbinde, körfezi ayaklarının altına alan iki-üç katlı evler var. ‘Burası neden turizm merkezi olmasın?’ diyordum. Tarihi bir konak almak ve onu kurtarmak istiyordum. Bu benim çocukluk hayalim.” Yıllarca çalışarak biriktirdiği parayla Basmane’de 100 yılı aşkın geçmişe sahip tarihi bir konak satın alan Yılmaz’ın amacı, yapıyı yalnızca restore etmek değildi. Konağın kapısından giren insanlara geçmişteki İzmir yaşamını hissettirmek istiyordu.
“Dönemin eşyalarıyla 19. yüzyıl İzmir evini yeniden oluşturacaktım. Alt katta küçük bir kafe, üst katta üç odalı bir misafirhane olacaktı. İnsanlara ‘19. yüzyılda bir İzmir evinde misafir olmak nasıldı?’ duygusunu yaşatmak istiyordum.”

1922’Yİ ATLATTI, 2024’TE YANDI
Ancak yıllarca kurduğu hayal yalnızca üç hafta sürdü.
1922 Büyük İzmir Yangını’nı atlatan tarihi konak, 2024 yılında Yılmaz’ın iddiasına göre komşu yapıda kundaklama sonucu çıkan yangının sıçramasıyla büyük ölçüde yok oldu.
“Yaklaşık yarım saat içerisinde konağın içi yok oldu, ön duvarları kaldı. Kendi malımın yanmasından çok, 100 yılı aşkın süredir ayakta duran tarihi bir yapının bu şekilde yok olmasına üzüldüm. Beni asıl yaralayan buydu.” Yangının ardından komşu yapının sahibine karşı hukuk mücadelesi başlatan Yılmaz, davayı yalnızca kendi maddi zararının karşılanması açısından değerlendirmiyor. Çıkacak kararın benzer durumdaki tarihi yapıların korunması açısından emsal oluşturmasını istiyor. “Bu basit bir mal zararı değil. Tescilli, tarihi ve sanatsal değeri olan bir yapı zarar gördü. Bu binaları alıyorsanız sahip çıkacaksınız. Yapmayacaksanız satın almayacaksınız. Tarihi yapı satın almak yalnızca yatırım değildir. Bir sorumluluk da satın alıyorsunuz.”
KORUMANIN BEDELİ AĞIR
Yaşadığı yangının ardından tarihi yapıların korunması konusunda daha büyük bir mücadeleyle karşı karşıya kaldığını söyleyen Yılmaz, bu kez restorasyon sürecindeki yüksek maliyetlere dikkat çekti. Tarihi bir yapıyı kurtarmak isteyenlerin daha restorasyona başlamadan ciddi bir proje gideriyle karşılaştığını belirten Yılmaz, bu durumun birçok kişiyi tarihi yapılara yatırım yapmaktan uzaklaştırdığını savundu. Yatırımcıların özellikle proje aşamasında desteklenmesi gerektiğini belirtti. “İnsan tarihi binayı kurtarmak istiyor ama daha projeyi çizdirmeden çok ciddi bir maliyetle karşılaşıyor. Bugün sadece restorasyon projesinin çizilmesi 1–1,5 milyon lirayı bulabiliyor. Devlet, belediye ya da ilgili kurumlar en azından proje desteği verse birçok insan bu binalara sahip çıkabilir. Koruma kurulunun amacı korumaksa, insanlara ‘Nasıl kurtarabiliriz?’ diye de yaklaşılması gerekiyor.”

KÜLLERİN ALTINDA KALMADI
Yangın konağı yok etti ancak Yılmaz’ın eski İzmir için kurduğu hayali sona erdirmedi.
“Benim soyadım Yılmaz; pes etmek bana yakışmaz” diyerek yoluna devam eden genç turizmci, Basmane’de yeni bir yapı aramaya başladı. Karşısına bu kez yaklaşık 13 yıldır boş duran, 1943 yapımı dört katlı eski bir İzmir apartmanı çıktı.
Yapıyı uzun dönemli ve satın alma opsiyonlu kiralayan Yılmaz, burada konağında gerçekleştiremediği düşüncenin daha kapsamlı bir örneğini hayata geçirmeye başladı.
Adını da Kent Han koydu. “Burası eski bir İzmir apartmanı. Ben buraya Kent Han adını verdim çünkü han kelimesinin tarihsel anlamına baktığınızda yalnızca konaklamayı ifade etmiyor. İnsanlar hanlarda konaklıyor, tüccarlar kalıyor, aynı zamanda ticaret yapılıyor ve dükkânlar bulunuyor. Biz yalnızca ‘otel’ deseydik konaklama tarafı öne çıkacaktı. ‘Kent evi’ deseydik ev niteliği ağır basacaktı. Ama ‘han’ dediğiniz zaman konaklamayı, ticareti ve insanların bir araya gelmesini aynı çatı altında topluyorsunuz. Biz de yabancı bir isim yerine geleneksel bir kelimeyi tercih ederek bu anlayışı bugüne taşımak istedik. Kente ait bir han olsun dedik. Eski usul değil, yeni nesil modern bir han. Biz burada modern hancılık yapıyoruz.”

DÖRT MARKA TEK ÇATI ALTINDA
Yılmaz’ın “modern hancılık” olarak tanımladığı Kent Han, tek bir işletmeden oluşmuyor.
Turizm, çalışma hayatı, kültür-sanat ve gastronomi alanlarında faaliyet gösteren Kent Han,
My Touristic Hospitality turizm ve seyahat ayağını, Mid Century çalışma ve kültür yaşamını, Büfe Kampani gastronomi ve sokağa açılan yüzünü temsil ediyor. Her biri farklı bir işleve sahip olsa da birbirinden bağımsız değil; bir çarkın dişlileri gibi birbirini tamamlıyor. Böylece seyahat için gelen biri kahveyle, kahve için gelen biri turizmle, çalışmak için gelen biri kültür-sanatla karşılaşabiliyor.
*MY TOURISTIC: SEYAHAT VE TURİZM
Kent Han’ın turizm ayağını oluşturan My Touristic’in, klasik bir seyahat acentası görüntüsü yerine ziyaretçinin 1940’lı yıllarda Basmane’de bir seyahat acentasının kapısından girmiş hissini yaşamasını hedefliyor. “Basmane tarih boyunca İzmir’e seyahatin başlangıç ve bitiş noktalarından biri olmuş. Burası kentin giriş kapılarından biri. İnsan içeri girdiğinde 1940’larda Basmane’de bir seyahat acentasına girmiş gibi hissetsin istiyorum. Çünkü biz geçmişi sadece anlatmak değil, yaşatmak istiyoruz.”
*MID CENTURY: İŞ VE KÜLTÜR
Üst katlardaki Mid Century ise ortak çalışma, üretim ve kültür alanı olarak tasarlandı. Farklı mesleklerden insanların aynı çatı altında çalışması, tanışması ve birlikte üretmesi hedefleniyor. “Mid Century aslında bir iş ve kültür kulübü. Eskiden hanlarda insanlar sadece kalmıyordu; ticaret yapıyor, tanışıyor, birlikte iş üretiyorlardı. Mid Century’de bunu bugünün dünyasına uyarlamak istiyoruz. Şimdiden serbest çalışanlar, yazılımcılar ve sanatçılar gelmeye başladı.”

*BÜFE KAMPANİ: SOKAĞA AÇILAN YÜZ
Kent Han’ın sokağa açılan yüzünü Büfe Kampani oluşturuyor. Yılmaz’ın lise yıllarından beri hayalini kurduğu bu projedeki amacı, “büfe” denildiğinde akla gelen sıradan işletme anlayışını değiştirmek ve İzmir’e özgü lezzetleri farklı bir şekilde sunmak. “Türkiye’de “büfe” dediğiniz zaman insanların aklına çoğunlukla çok nitelikli olmayan, basit bir işletme geliyor. Ben zor işleri seviyorum. Kimsenin sahip çıkmadığı bir kategori var ve kimse “büfe” kelimesini havalı bulmuyor. Ben de tam olarak bu algıyı kırmak istedim. Büfe Kampani’yi bu anlayışla kurduk. Burada İzmir’e özgü ürünleri öne çıkarıyoruz. Örneğin “İzmir Sabahı” adını verdiğimiz bir kahvaltımız var. Boyoz, çıtır börek ve İzmirlinin sabah kahvaltısında tükettiği ürünleri bir araya getiriyoruz. Amacımız İzmir’e gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin yanı sıra bölgede yaşayan ve çalışan insanların da tarihi bir İzmir yapısının içerisinde nitelikli kahve içebileceği, İzmir’e özgü ürünleri tadabileceği ve biraz nefes alabileceği bir alan oluşturmak.”
TERASTA CAZ VE BLUES
Kent Han’ın kültür-sanat ayağı ise yapının en üst katında devam edecek. “En üst katta caz olsun istiyorum. Haftanın beş günü caz, blues dinlenebilecek bir yer hayal ediyorum. İnsan buraya sadece çalışmaya ya da kahve içmeye gelmesin; akşam da müzik dinlemek için gelsin. Bina günün her saatinde yaşasın.”
TABELAYI BİLE TARİHE UYGUN YAPTIK
Kent Han’daki geçmiş vurgusu tabelalara kadar uzanıyor. Yılmaz, modern malzemelerle hazırlanan tabelalar yerine, “Bu tabela 1940’larda yapılsaydı nasıl yapılırdı?” sorusunun peşine düştü. Kemeraltı’nda pirinç üzerine geleneksel yöntemle çalışan bir ustayı bularak binadaki tabelaları eski teknikle hazırlattı. “Bugün kentte ciddi bir tabela kirliliği var. Birçoğunun bulunduğu yapıyla hiçbir estetik ilişkisi yok. Biz “Buraya normal bir tabela asmayacağız. Bunun da bir hikâyesi olacak” dedik. Daha kolayını, daha ucuzunu yapabilirdik ama o zaman binanın hikâyesine uymazdı. Bizim derdimiz örnek olmak. Tarihi yapılarda tabela birliği olmalı.”
DERNEK FİKRİ GERÇEKLEŞMELİ
Yılmaz’ın hayalinin sınırları ise Kent Han’ın kapısında bitmiyor.
Asıl hedefi Basmane, Tatar Mahallesi ve Kadifekale’ye uzanan tarihi dokunun bir bütün olarak ele alınması. Tarihi evlerin, sokakların, küçük işletmelerin, kültürel değerlerin ve yerel lezzetlerin birbirine bağlandığı, turistin haritayla gezebileceği bir “Eski İzmir rotası” oluşturulmasını istiyor. Dünyadaki tarihi mahallelerin bu yöntemle yaşatıldığına dikkat çeken Yılmaz, İzmir'de de benzer bir model kurulabileceğini düşünüyor.
“Krakow’a gittiğinizde Yahudi Mahallesi diye bir bölge görüyorsunuz. Evleri ve dükkânları korunmuş, her yapının bir hikâyesi var. Turist haritasında orası işaretlenmiş durumda. Tatar Mahallesi de İzmir’in turist haritasında işaretlenebilecek özelliklere sahip. Peki biz bunu neden organize etmiyoruz?” Bu amaçla “İzmir Turizm Kalkındırma Derneği” adıyla bağımsız bir yapı kurulmasını isteyen Yılmaz; iş insanlarının, gazetecilerin, mimarların, kent tarihi üzerine çalışan isimlerin ve gönüllülerin aynı masa etrafında toplanmasını öneriyor.
“Ben tek başıma ne kadar yapabilirim? İnsanlar burada toplansın, ‘İzmir için ne yapabiliriz?’ diye konuşsun. Böyle bir dernek 40-50 yıl, gerekiyorsa 100 yıl çalışsın. Bu mirası koruyana kadar çalışsın.”

SANATÇILARIN UĞRAK YERİYDİ
Bugün Kent Han adıyla yeniden hayat bulan 1943 yapımı binanın geçmişinde de İzmir kent hafızasından izler bulunuyor. Yapının 1950’li yıllarda “Ankara Oteli” adıyla hizmet verdiği; dönemin önemli sanatçılarından Zeki Müren ve Safiye Ayla’nın İzmir ziyaretlerinde burada konakladıkları, Safiye Ayla’nın yapıda şarkı söylediği ise yerel hafızada aktarılanlar arasında.





