SİNAN GENÇ/ Mirsad Şahinoviç....Sadullah Acele ile de oynadı Sarı Adnan ve Hüsnü ile de. Mirsad ve Arif Kocabıyık onun döneminin ünlü yıldızladıydı. Fatih Terim ile de Tamer Kaptan ile de Nevzat Guzelirmak ile de çalıştı Fevzi Zemzem Ümit Kayıhan ile de. Hepsinin bankosu oldu. 12 yıl boyunca kutsal bildiği o formayı hiç çıkarmadı. Bosna'dan geldi Göztepeli oldu. Göztepe'yi o kadar çok sevdi ki ülkesini doğduğu kenti bırakıp ailesini de alıp İzmir'e yerleşti. İzmir'i evi Göztepelileri ailesi bildi. Uzun süreden beri sağlık sorunları yaşayan Şahinoviç 70 yaşında hayata gözlerini yumdu. Futbolculuk döneminde olduğu gibi hayatının son dönemine de tanık olan biri olarak büyük bir dost, müthiş bir Göztepeli çok ama çok iyi bir insanı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Göztepe kulübünün unutulmazları arasına giren ve "efsaneler arasında" anılan Mirsad Şahinoviç ile "İsyanla Başlayan Efsane Göztepe" kitabım için yaptığım röportajda onun hayatını ölümsüzleştirmek istedim. İşte kitaptaki Mirsad Şahinoviç ve o röportaj:

Mirsad Şahinovic, 10 Temmuz 1956'da Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'ya 60 kilometre uzaklıkta, o zamanlar Yugoslavya'ya bağlı olan Konjic kentinde dünyaya geldi ... Hani Osmanlı'nın Bosna'yı fethetmesinden sonra, ilk yerleşimcilerin Konyalı olduğu rivayet edilen ve Küçük Konya adı verilen Konjic'te... Sahilleri, çarşıları, camileri, medreseleri, köprüeriyle Osmanlı izi taşıyan bölgede yaşayanlar gibi Şahinoviç'in de ataları tarih boyu büyük acılara tanıklık etmişti...

2'inci Dünya Savaşı sırasında 1945'te geri çekilen Almanlar tarafından bombalanan Konjic Köprüsü'nün civarında oturuyordu ailesi... "Bizim kökümüz de o taraftan yani Konya'dan geliyormuş..." diyerek başlıyor Şahinoviç sohbete ve devam ediyor... "Aslında çok geç başladım futbola... Konjic'te okurken cimnastikle uğraşıyordum...
Gitar çalıp şarkılar söyleyen jenerasyonun içindeydim... 1973 yılıydı... Okulumuzun beden eğitimi öğretmeni hocası teneffüs sıralarında beni futbol oynarken fark etmiş... Çağırdı yanına, 'Okul takımında oynar mısın?' dedi. Kabul ettim. Kardeşim de futbol oynuyordu... Henüz 17 yaşındayken ağabeyimin futbol oynadığı Koitman takımına gittim. Ardından Konjic akımına aldılar bizi ... Sağbek oynuyordum çok çabuk çıkış yakaladım. 2-3 sene orada oynadıktan sonra Dubrovnik takımından istediler beni ... O zaman kanun var ... Başka kentin takımına giderken para istiyorlar ... Ben özel izinle gittim Dubrovnik'e ...

Universite sınavına girdim, Ekonomi Bölümü'nü kazandım ... Hem okuyor, hem de futbol oynuyordum ... 700-800 bin dinar alıyorum. Ayrıca çalışıyormuş gibi gösterilip oradan maaş alıyordum. Kulübün arkasında da çok kuvvetli bir fabrika vardı ... Ancak bir sonraki yıl bana yönetim istediğim parayı vermedi ... Başkan gitmemi istemiyordu, 'Başkaları bilmesin ama sana el altından para vereceğim' dedi. Ben kabul etmedim ... O dönemde de Bosna Hersekli oyuncular yurt dışına gidiyorlar. Cevat Prekazi Amerika'ya gitmişti ... Menajerler bana 'Seni de Amerika'ya gönderelim mi?' demişti ... Ben durumu aileme açtım ...

Babam Ömer Şahinovic, 'Oğlum oraya gitme .. Yol parası çok ağır. Gittin mi anlaşamazsan bir daha kolay kolay geri dönemezsin ... Çok pahalı yerler oralar ... Uçak bileti bile bak ne kadar çok fazla. Sen bak akrabalarımızın yaşadığı Türkiye'ye git ... Orada kulüpler varmış onlar senin için aracı olacaklar,' dedi. Düşündüm taşındım, babamın fikri hoşuma gitti. 'Türkiye'ye gidersem bir kulüple anlaşamasam bile en kötü ihtimal turist gibi dolaşır sonra da geri dönerim Bosna Hersek'e' dedim ....
"Ertesi gün babamdan aldığım adresi cebime koyup uçak bileti alıp çıktım yola ... Belgrad İstanbul uçağına bindim ... İstanbul'da havaalanında indiğimde babamın yazdığı nota bakıp otobüse bindim. Kağıdın üzerinde İzmir Karamürsel yazıyordu. Oysa bahsettiği akrabalarımız İzmit Karamürsel'de yaşıyormuş ... Ben İzmit diye İzmir'e gittim, Karamürsel ilçesi diye de İzmir'deki Karamürsel Mağazası'nın önüne yönlendirdiler beni ... Anlayacağınız tam bir komedi benimkisi ... Polislerin dikkatini çekmişim tabii. Polis doğal olarak benim dilimi konuşamıyordu ... Bir türlü anlaşamadık ...

Bir de telefon numarası yazmış babam ... Ama İzmir'in kodu değil. Ben nereden bilirim İzmir'in kodunu ... Beni karakola götürdüler. Uzun süre dilimi konuşan birilerini aradılar ... Kemeraltı Çarşısı'nın meşhur Kahraman Çorap Deposu'na yönlendirdiler bizi. Orada da muhasebecilik yapan ve bizim dili bilen Şevket Yıldız adındaki Göztepeli taraftar beni Göztepe yöneticisi Jak Ürek'le tanıştırdı ... Sonra telefon numarasındaki koda bakılıp anlaşıldı ki asıl yer İzmir değil, İzmit ... Karamürsel ise bir ilçe, oysa benim geldiğim yer İzmir'de bir mağaza ismi ... Neyse şoktayım ama yapacak bir şey de yok ...

"Sonra beni Göztepe sahasına götürdüler ... Nihat Yayöz teknik direktör o vakit ... Nihat hocaya durumu anlattılar, o da doğal olarak, "Deneyelim" dedi ... Ben ise denenmeyi kabul etmedim. Gururuma dokundu. Referans olarak Nejat Biyediç'i gösterdim ... 'Gidin istediğinize sorun. Ben 7-8 yıldır Dubrovnik'te oynadım ... Açın sorun araştırın ... Nejat Biyediç ile birlikte 10 kez Olimpik Milli Takım'da forma giydim. Bir kişi bile bulamazsınız benim oynamadığımı söyleyecek" diye ... Sonra araştırdılar ve sonunda kabul edince ben Göztepe ile anlaştım ... İşte benim Göztepe maceram böyle başladı ... Bu arada İzmit'teki yakınlarım aramışlar babamı 'Nerede senin oğlan?" diye ... Babamlar ise evde panik olmuşlar... Sonra telefonla babamı arayıp durumu anlattığımda gülüştük uzun süre ..."

Mirsad Şahinovic maceralı bir yolcuğulun ardından 1985 yılında Göztepe'nin A Takımı'na transfer olmuştu ... Prekazi'yi kendisine örnek alıp Bosna Hersek'ten başka bir ülkeye gitmek için yola çıkan ve yolu Göztepe ile buluşan Şahinovic kısa sürede sevdirir herkese kendisini ... Şahinovic ilk geldiği dönemi şöyle anlatıyor: "İlk geldiğimde Nihat Yayöz teknik direktördü ... Müthiş bir insandı ... Efsane takımın oyuncularından birisiydi ... O beni, ben onu çok severdim ... Futbolu çok iyi bilen bir insandı ... Beni ilk idmanın ardından direkt ideal takıma aldı. Fenerli Kocakafa Alpaslan'a tek bir kez bile kafa vurdurmamıştım, defans rahatlamıştı, kaleci Cüneyt kendine gelmişti.

Sık sık boşa çıkıp Kemal'a uzun toplar atışım Nihat Yayöz hocayı keyiflendirmişti ... Takım arkadaşlarım da beni kısa sürede kabullenip bağırlarına basınca ben de Göztepe'nin bir parçası olmayı başarmıştım ... Bu durum sonraki dönemlerde tribünlere yansıdı ... Göztepe'nin taraftarı beni çok etkilemişti ... Bir annenin bir babanın çocuğunu sevmesi gibi, o duyguyu hissettirmişlerdi bana. Hep derdim, 'Bu taraftar ölüyü bile diriltir' diye ... Uzun yıllar Göztepe forması giydim ama çok maç hatırlarım, onların o tezahüratlarıyla kazandığımız maçları ... En umutsuz olduğumuz anlarda bile onların o coşkusu, o desteği var ya kendimizi farklı, daha güçlü hissederdik ... "Ben 1-2 sene oynar 'giderim' diyerek geldiğim Göztepe'de uzun yıllar forma giydim. Bırakmak istediğim zamanlar da oldu ama bırakamadım ... Çok futbolcu, teknik direktör yönetici geldi geçti ama ben hala Göztepe'deydim ...

Nihat Yayöz, Özer Yurteri, Enver Ürekli, Fatih Terim, Coşkun Süer, Erkan Velioğlu, Nevzat Güzelırmak, Ümit Kayıhan ... Hepsi de çok değerli insanlardı ... Hepsiyle o kadar güzel anlarımız ve hikayelerimiz oldu ki unutamıyorum ... Beni en çel: etkileyen ise Altay ile şampiyonluk için çekiştiğimiz 1990-91 sezonuydu... Teknik Direktörümüz Tamer Kaptan son derece otoriter, sert bir isimdi ... Ancak ne kadar sert bir mizaca sahip olsa da centilmen, insancıl, yardımsever yönünü gösteriyordu ... İyi bir takım olmamıza rağmen Tamer Kaptan ile umduğumuzu bulamamıştık ... Gönenspor Afyonspor ile berabere kalmış Kütahyaspor'u mağlup etmemize rağmen Denizlispor'a yenilince Altay'ın gerisine düşmüştük. Dört maçta 7 puan kaybedince taraftarların da baskısıyla 2-0 yenildiğimiz Denizlispor maçından sonra taraftarlarla Tamer Kaptan arasında soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı. İlk yarının sonunda Tamer hocayı gönderdiler.

"İkinci yarıya Nevzat Güzelırmak ile başladık. Nevzat abinin yardımcılığına ise Ümit Kayıhan getirilmişti. Nevzat ağbi Göztepe'nin efsane futbolcusu ve dönemin en iyi teknik direktörlerinden birisiydi .. Allah rahmed eylesin futbolun ve futbolcunun ruhunu iyi biliyordu ... Nevzat Güzelırmak geldiğinde matematiksel olarak şansımız olsa da mantıksal olarak kalmamıştı ... Daha doğrusu herkes şampiyon olacağımızdan umudunu kesmişti ... Hatta yönetim bile ... Ödemeler durdurulmuştu. Yöneticiler idmanlara dahi gelmiyordu... Altay ise hiç yenilmiyor uygun adım ilerliyordu ...

Gazete manşetleri kaleci Zafer'in bilmem kaç maçtır kalesinde gol görmediği haberleriyle doluydu ... Nevzat abi gelip ilk toplantısını yaptığında, 'Arkadaşlar biz Göztepe'yiz ... Ustümüze giydiğimiz forma Göztepe forması ... Yapayalnız bile kalsak, hiçbir umudumuz bile olmasa çıkıp aslanlar gibi oynayacağız. Bundan sonra kendiniz, onurunuz ve formanız için oynayın' dedi ... Kaptan Adnan ve Muharrem başta olmak üzere kendi aramızda toplantı yapıp karar verdik, son ana kadar mücadeleye devam ... Biz ondan sonraki süreçte o kadar çok birbirimize kenetlendik ki ne para, ne pul düşüncemiz kaldı ...

Üst üste 8 maçı kazandık, Altay ile 2-2 berabere kaldıktan sonra da 4'te 4 yaptık. Yani 13 maçta sadece Altay ile berabere kalıp tüm rakiplerimizi mağlup ettik, taraftarımı daha fazla inandı. Altay maçı kahrolduğumuz maçlardan birisiydi. Kaptan Adnan o gün müthiş oynadı, iki de gol attı ... Biz kazanıyorduk tamam da Altay da de vamlı kazanıyordu, tökezlemiyordu ... Ama bizi yaralayan son haftaki Gönenspor maçı oldu ... Son haftaya girdiğimizde bizim 78 puanımız vardı, Altay'ın ise 81 puanı ... Son hafta Altay Muğlaspor ile biz Gönenspor ile deplasmanda karşılaşıyorduk ... Benim için de müthiş değer taşıyan bir maçtı ... O gönülden bağlı olduğum Göztepe'de şampiyonluk yaşayacak, takımı Süper Lig'e çıkartacaktık ... Gönenspor'un ligde kalması bizden alacağı puana bağlıydı ama Muğlaspor'un kaybedecek hiçbir şeyi yoktu, orta sıralardaydı ... Tabii ki doğal olarak şaibeye açık bir maçtı ... Kampa gelenler bize Al
tay'ın Muğlasporlu futbolcularla işi bitirdiğini aracı olarak Muğlasporlu futbolcu Cengiz Atila ile anlaştığını söylediler ... Bizim gözümüz maçtaydı ama aklımız da Altay maçındaydı ...

Gönen önünde biz Yaşar'ın golüyle bir 1-0 öne geçtik, ardından skor I-I eşitlendi ... Kulağımız Altay'ın Muğla'da oynadığı maçtaydı ... İlk yarısı I-I biten maçta Altay'ın Reha Kapsal'ın golüyle 2-I öne geçtiğini öğrendiğimizde sahada yıkılmıştık... Onümüzde can derdindeki bir Gönenspor, diğer tarafta beraberliğin bile şampiyonluğa yeteceği Altay'ın deplasmanda 2-I öne geçişi bizi yıktı ... Soyunma odamız hırsından ağlayan futbolcularla doluydu... O tablo beni çok etkilemişti ... Bu kadar çok yakınken ve hak etmişken şampiyon olamamak bizi çok ama çok üzmüştü ... Kimsenin günahını almak istemem ama şike yapanları Allaha havale ediyorum... "

Yıl 1989-90 ... Şahinovic Göztepe'nin o meşhur Fatih Terimli kadrosunun değişmez adamlarından birisidir ... Ve o sezonun transfer görüşmelerinde baba diye adlandırdığı Mustafa Cücen ile karşı karşıyadır, Şahinovic o günü ise şöyle anlatıyor: "Hiç unutmuyorum, beni alıp Mustafa Cücen'in yanına
götürdüler ... Bosna Hersek'te bir ev aldığımı ve taksitlerini ödemem gerektiğini söyledim Mustafa Cücen'e ... Amacım 1-2 sene Göztepe'den alacağım parayla borcumu ödemekti .. O 1-2 sene oldu 7-8 sene ... Mustafa Cücen ikinci babam gibidir benim için. Çok dürüst, cana yakın birisiydi ... Zaten o öldü ardından bir hafta sonra da babam Ömer Şahinovic vefat etti. Yıkıldım kahroldum. Unutmuyorum ... Göztepe'de en fazla para alan futbolcu bendim. Arif Kocabıyık ile Mirsad Kovacevic'in Göztepe'ye geldiği sezondu. Ben borcumu ödeyemem kaygısıyla Mustafa Cücen'e gitmiş, biten mukavelemi yenilemek için 100 bin lira istemiştim ... Cücen bana kulūbün durumunun kötü olduğunu söylemiş "Sen parayı mı çok seviyorsun, Göztepe'yi mi? Bak Göztepe camiası seni çok seviyor ... Senin kalmanı çok istiyoruz. Seni hatta kaptan yapmak istiyoruz ... Sen 75 bin liraya he de. Bilirsin seni ben mağdur ettirmem ... ' dedi, Mustafa Cücen'in özü sözü bir adamdı ... Cümlesi senetti herkes için ... Yönetim o ne derse onu yapardı ... Bizler için de o babamız kadar güvendiğimiz saygıdeğer bir insandı ... Ben de Cücen'e çok güvendiğimden 75 bin liraya tamam dedim. Bir aşağı kata inip rahmetli Ozdemir Arnas'ın yanına gidip imzayı attm.

"Bu anlaşmanın ardından birkaç gün sonra Galatasaray'dan Arif ile Kovaçeviç Göztepe'ye transfer olmuştu ... Bir de Fatih Terim gelmişti o dönem ... Duydum ki Arif ve Kovaçeviç'e bizim yönetim 100 biner lira vermiş ... Tabii ki çok üzüldüm ... Ama geri dönüş yoktu. İmzayı atmıştım. Mirsad Hajduk Split takımında oynamıştı. Karşılıklı forma giymiştik defalarca çocukluğumuz döneminde ... Göztepe ayağa kalkmıştı ... Fatih Terim, Arif, Kovaçevic büyük transferler. Beni de götürdüler havalimanına ... Kovaçevic'e 'Hoş geldin' dedim, ilgilendim, kulübe götürdüm ... Bu sırada Mustafa Cücen ile karşılaştım, gözlerini kaçırıyor benden ... Babam gibi ya, 'Mustafa baba üzülme. Ben parayı değil, formamı, Göztepe'yi, ve seni çok seviyorum' dedim ... Bir baktım, hüngür hüngür ağlıyor ... 'Helal olsun sana be evlat. Mahçup ettin beni. Ama ben seni mağdur ettirmeyeceğim ... ' diyerek gitti yanımdan. Bir
kaç gün sonra beni yönetici Levent Ürkmez'in bürosundan aradılar, 'gel buraya' diye ... Gittim. Levent Ürkmez 25 bin lirayı bana uzattı ... 'Bu para ne?' diye sordum ... "Bu senin hakkın ... Güle güle harca' dedi ... Sonra öğrendim ki, 'Onlara 100'er bin lira veriyorsanız, Şahinovic'e de vereceksiniz. Bu parayı ona vermezseniz ben istifa edeceğim' demiş .. 'Aman' demişler 'Mustafa baba ... Sen ne dersen o ... Cücen işte böyle büyük bir adamdı ... Kapıdan çıkıp kulübe gittiğimde, Mustafa Cücen'in yüzü gülüyordu ...

Göztepe'nin ve Göztepeliliğin hayatında çok önemli bir yer kapladığını söyleyen Şahinovic, sohbete şöyle devam ediyor: "Formaları forma yapan insanlardır ... Göztepe benim hayatımın resmidir. Bir baş kaldırışın ismidir ... Efşane takımın ruhunu hep hissettik ... O dönemde birçok fut-
bolcu gelip gitti Göztepe'den ... Hepsinin söylediği ortak bir şey vardı ... "Yaaa burası bir başka ... ' 2. Lig'de bile olsa burada oynarken büyük bir kulüpte görev yaptığını, ayrıcalıklı olduğunu hissediyor ... Ben de bunu hep hissettim. Bu ailenin bir parçası gibiydim ... Sırpların Bosna'ya zulmettiği dönem-
lerde ben ve Mirsad Kovaçevic, Göztepeli ve İzmirli işadamlarından para toplayıp gönderiyorduk ... Bize hiç kimse 'hayır' demedi, gücü orantısında destek verdi ... Buradan o dönem Göztepe'de görev yapan yöneticilere, taraftarlara ve Pehlivanoğlu Ailesi'ne yeniden teşekkürlerimi borç bilirim. Hiçbir karşılık beklemeden Bosna Hersek için destek verdiler ... Ben ve Kovaçevic o dönemde değişik duygular yaşıyorduk. O vahşet sırasında ben de çok sayıda akrabamı kaybettim. Kovacevic gittiğinde 'kaçtı' diyenler oldu ... Kesinlikle kaçmadı ... Sakattı ve sakatlığının geçmesi imkansızdı ...

"Ben Göztepe'den ayrıldığımda 1992'ydi ... Oğlum 1993'te dünyaya geldi ... Damir Şahinoviç ... Şimdi benden daha Göztepeli. İçerde dışarıda hiçbir maçını kaçırmıyordu ... Şimdi de Göztepe'nin en fanatik taraftarlarından birisi. Hanım da kız da aynen öyle ... Göztepe benim hayatımın bir parçası ...
Sakatlanıp Göztepe'den ayrıldıktan sonra inşaat ve tadilat işlerine girdim. Bana Göztepeli yöneticiler her zaman kollanat gerdi. Özellikle Erdem Yücel ve Levent Ürkmez ... Erdem Yücel'in babası rahmetliyi hiç unutamam. Erdem Yücel'i çağırmış. "Bak bu çocuğa ne malzeme isterse ver, sakın ona ödemeler
konusunda zorluk çıkarma ... "Yardımcı ol' demişti ... O da hep yanımda oldu ... Bir kere çok sıkışmıştım başkalarından öğrenmiş, zar zor topladığım parayı alıp götürdüğümde bana, "Senin borcun yok, helali hoş olsun' demişti .. Bir anda batmakta olan ben yeniden doğmuş gibi oldum. Sonra Bosna'ya kuru yiyecek satışı işine girdim. O zaman da yanımda oldular ... Yine hiç unutmuyorum. 2006 yılında babamın kalp krizi sonucunda vefat haberini alır almaz, apar-topar ilk uçakla memlekete gittim. Kimsenin de haberi yoktu ... Sonra telefonuma bir baktım mesaj yağıyor ... Beni taaa oralardan bulup başsağlığı dileyenler oldu ... Mesajların sayısı o kadar fazlaydı ki bellek kabul etmiyordu ... Türkiye'ye döndüğümde de bu durum devam etti ... Kimileri evimize kadar geliyor, kimileri de dostlar aracılığıyla üzüntülerini dile getirip bize sabır mesajları yolluyordu ... Anlayacağınız Göztepe'den hep sevgi gördüm .. Aklıma o dönemde de hep Mustafa Cücen geldi .. Bir hafta önce de onu kaybetmiştik ... 'Sen parayı mı, yoksa Göztepe'yi mi seviyorsun' demişti .. Şimdi çok çok daha iyi anlamıştım Göztepe'yi ne kadar çok sevmem gerektiğini ... "







