Güç'ten Yiğit'in görevden alınmasına tepki: Seçmenin iradesine açıkça müdahale
Güç'ten Yiğit'in görevden alınmasına tepki: Seçmenin iradesine açıkça müdahale
İçeriği Görüntüle

Türkiye'nin yakın siyasi tarihi, yargı bağımsızlığı ve demokratik temsil hakları ekseninde en yoğun ve kritik günlerinden birini geride bıraktı. Geçtiğimiz yılın mart ayında düzenlenen operasyonların ardından tutuklanan ve kamu görevinden el çektirilen Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu için yargı hattında benzeri görülmemiş bir takvim işletildi. Ceza hukuku literatüründe ender rastlanan bir durumla, aynı sanık hakkında açılan ve içerikleri birbirinden tamamen bağımsız olan üç büyük ceza davasının duruşmaları aynı güne yığıldı. Sabahın erken saatlerinden itibaren Silivri Cezaevi Kampüsü önünde toplanan yüzlerce partili, milletvekili ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi, adalet nöbeti tutarak duruşmaların seyrini yakından takip etti.

Avrupa Parlamentosu delegasyonu duruşmaları yerinde izledi

Uluslararası kamuoyunun Türkiye'deki demokratik standartlara ve yargı pratiklerine yönelik hassasiyeti, Silivri duruşma salonlarında somut bir şekilde kendisini gösterdi. Strasbourg ve Brüksel hattından gelen üst düzey diplomatlar, sabahın erken saatlerinden itibaren duruşma salonundaki yerlerini aldılar. Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor ve yanındaki heyet Silivri'de duruşmaları takip etti. Avrupalı parlamenterler, savunma haklarının sınırlandırılması ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde duruşma salonundaki usuli işlemleri anbean not etti.

Duruşmaların ardından cezaevi kampüsü önünde bekleyen yerli ve yabancı basın mensuplarına açıklamalarda bulunan AP temsilcisi, yargılama takviminin oluşturulma biçimine yönelik sert eleştiriler yöneltti. Yargı mekanizmasının olağan akışına müdahale edildiği izlenimini aktaran Nacho Sanchez Amor, duruşma sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, "Aynı kişinin üç ayrı davada aynı gün savunma yapmak zorunda bırakılması tesadüf değil. İstatistiksel olarak bunun bağımsız bir yargı sisteminde gerçekleşmesi mümkün değil" dedi. Türkiye'nin kriz yönetimindeki kurumsal reflekslerine değinen ve hukuki öngörülebilirliğin kaybolduğuna dikkat çeken siyasetçi, durumun daha kötüye gidebileceğini düşünmek istemediklerini belirten Amor, "Ancak iktidarın hayal gücü her defasında sınırları aşmayı başarıyor" diye konuştu ve raporlarında bu hususlara geniş yer ayıracaklarını belirtti.

Casusluk davasında savcı tutukluluğun devamını istedi

Günün ilk hukuki mücadelesi, kamu güvenliğini ve devlet sırlarını ilgilendiren iddiaların yer aldığı ağır ceza salonunda başladı. İmamoğlu kamuoyunda Casusluk davası diye bilinen davanın duruşmasında savunma yaptı. Dijital veriler ve istihbarat raporlarına dayandırılan, ancak savunma makamı tarafından kurgusal olduğu belirtilen davada çok sayıda tanıdık isim sanık sandalyesini paylaştı. Davada Ekrem İmamoğlu ile birlikte gazeteci Merdan Yanardağ, siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün "siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklu yargılanıyor. Yaklaşık 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan bu davada, sanıkların tamamı suçlamaları reddederek mesnetsiz iddialarla özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını ifade ettiler.

Duruşmanın başlangıcında, aynı saatlere denk gelen diğer mahkemelerdeki usuli işlemler nedeniyle salonlar arasında koordinasyon sağlanması gerekti. İki büyük davanın çakışması üzerine, İmamoğlu'nun hazır bulundu ilk duruşma olan "casusluk" davasından diploma davası duruşmasına geçme talebi kabul edildi. Bu süreçte İmamoğlu’nun avukatları, müvekkillerinin her iki salonda da bizzat bulunarak savunma yapma hakkının kutsal olduğunu vurguladı. Nitekim, 6 Temmuz'da İmamoğlu'nun hazır bulunduğu ilk duruşmada avukatı aynı saate denk gelen diploma davasına katılabilmesi için salondan ayrılmasına izin verilmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul ederek diğer duruşma sona erdiğinde yeniden salona getirilmesine karar verdi. Bu kararın ardından İmamoğlu, diğer salondaki işlemlerini tamamlayarak öğleden sonraki oturumda yeniden casusluk davası heyetinin karşısına çıktı.

Yargılama safhasında en çok dikkat çeken kurumsal değişiklik ise mahkeme heyetinin yapısında yaşandı. Yakın geçmişte yapılan idari tasarruflarla davanın hakimleri değiştirilmişti. Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) 12 Haziran tarihli yaz kararnamesiyle davanın mahkeme heyeti değiştirilmişti. Bu durum, savunma avukatları tarafından mahkemenin doğal hakim ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirildi. Ancak davanın karara bağlanma hızını yavaşlatmamak adına esasa geçildi. Günün sonunda ara kararını açıklayan ve mütalaasını açıklayan savcı sanıkların tutukluluk hallerinin devam etmesini istedi. Mahkeme heyeti, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle bu talebi yerinde bularak, 'Casusluk' davasında tutuklulukların devamına hükmedildi kararı verdi.

Üç mahkeme arasında koşturmaya isyan

Farklı salonlarda, farklı suçlama kalıplarına karşı aynı anda savunma geliştirmek zorunda kalan İBB Başkanı, duruşma kürsüsünden yargı sistemine ve siyasi iradeye yönelik sert bir hitabet gerçekleştirdi. Kendisine yönelik sistemli bir tasfiye operasyonu yürütüldüğünü iddia eden İmamoğlu, fiziksel ve zihinsel olarak sınırlarının zorlandığını ifade etti.

Duruşma salonundaki mikrofonları alarak savunmasına başlayan İmamoğlu burada yaptığı savunmada, "...Bir insanı üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlamanın hukukta da vicdanda da insaniyetle açıklanacak bir tarafı yok. Yaklaşık dört aydır süren bir davanın sonuna gelmişken bu acele ve bu ısrarın da anlamı yok" dedi. Siyasi rakiplerinin demokratik yarışı adliye koridorlarına taşıyarak kendisini oyun dışı bırakmaya çalıştığını söyleyen İmamoğlu, savunma şartlarının ağırlığını spor terimleriyle kavramsallaştırdı. Kürsüde sesini yükselten popüler siyasetçi, "Bugün burada hukuk cinayeti işleniyor. Ben de hukuksuzluk triatlonuyla bu cinayet kurşunlarından kendimi korumaya çalışıyorum. Bir hukuksuzluk triatlonu içerisinde mücadelemi sürdürüyorum" dedi ve bu sürecin milletin vicdanında mahkum olacağını ekledi. Duruşmayı bitirmek için mahkemenin takvim dayattığını söyleyen siyasetçi, daha önce dijital platformlarda da kurumsal bir manifesto yayınlamıştı. Hatırlanacağı üzere, Ekrem İmamoğlu, 5 Temmuz'da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Üç dava tek cümle: Demokrasiyi savunuyorum" dedi ibaresiyle, duruşma öncesi takipçilerine kararlılık mesajı vermişti.

Diploma davasında usul tartışmaları ve kış ayına erteleme kararı

Günün ikinci büyük duruşma hattını ise, İmamoğlu’nun lisans eğitiminin geçerliliğine yönelik açılan resmi belgede sahtecilik dosyası oluşturdu. İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun geçtiğimiz aylarda aldığı iptal kararının ardından açılan davanın beşinci duruşmasında, akademik evrakların ve CİMER yazışmalarının kronolojik sırası masaya yatırıldı. Savcılığın ağır hapis cezası öngören sevk maddelerine karşı, savunma avukatları üniversitenin kendi kurumsal arşivlerindeki onay belgelerini mahkemeye sundu.

Mahkeme heyeti, idare mahkemelerinde devam eden diploma iptal kararının esastan incelenme sürecinin henüz tamamlanmadığını, Danıştay aşamasının beklenmesi gerektiğini tescilledi. Kurumsal yazışmaların tamamlanması ve dosyadaki eksikliklerin giderilmesi amacıyla, diploma davası 25 Aralık'a ertelendi. Savcılık makamı, usulsüz yatay geçiş iddialarına dayandırdığı mütalaasında ısrar ederken, İmamoğlu 36 yıl sonra bir diplomanın geçersiz sayılmasının tüm vatandaşların mülkiyet ve eğitim hakkını tehdit eden bir emsal oluşturacağını savundu. Mahkeme çıkışında koridorda yürüyen İmamoğlu, partideki kurumsal birlikteliğe vurgu yaparak, "Ben, Özgür Özel Başkan'ımın yolunda yürümekten onur duyuyorum" dedi ve kendisini bekleyen diğer cezaevi salonuna doğru hareket etti.

İBB davasında savunma takvimi gerginliği tırmandırıyor

Silivri’deki devasa duruşma kompleksinin en kalabalık ve en gergin oturumları ise, binlerce sayfalık örgütsel suçlama iddianamesinin okunduğu ana İBB davasında yaşandı. Yüzlerce sanığın aynı anda yargılandığı, kurumsal ihale süreçlerinin ve belediye iştiraklerinin mercek altına alındığı bu dev dosyada, mahkeme yönetiminin duruşmaları hızla bitirme eğilimi taraflar arasında ipleri kopardı.

Geçtiğimiz celselerde mahkeme başkanı ile doğrudan ağız dalaşına giren ve salon dışına çıkarılan İmamoğlu, savunma haklarının süre kısıtlamasıyla gasp edildiğini iddia etti. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyayı karara bağlamak adına belirlediği 9 Temmuz takvimine itiraf eden savunma grubu, binlerce sayfalık klasörlerin bu kadar kısa sürede incelenemeyeceğini belirtti. Mahkemenin mevcut planlaması doğrultusunda, İmamoğlu'nun İBB davasında Çarşamba ve Perşembe günlerinde savunma yapması bekleniyor. Siyasi çevreler, bu davanın neticesinde çıkabilecek olası bir mahkumiyet kararının, Türkiye'nin önümüzdeki yıllardaki genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi simülasyonlarını tamamen altüst edebileceğini öngörüyor.

Triatlon nedir?

Triatlon, yüzme, bisiklet ve koşu olmak üzere üç farklı spor dalının ara vermeden, peş peşe yapıldığı dayanıklılık ve kondisyona dayalı olimpik bir spordur. Sporcular, belirlenen mesafeleri sırasıyla tamamlar ve bu disiplinler arasındaki geçiş süreleri de (değişim alanları) toplam yarış süresine dahildir.

Kaynak: HABER MERKEZİ