SEMİ TEKTAŞ/İzmir'de 30 Ekim 2020'de meydana gelen depremin ardından evlerini kaybeden yurttaşların bir bölümü, aradan geçen altı yıla rağmen konutlarına kavuşamadı. Depremde hasar gören binası yıkılan 85 yaşındaki Ayşe Koruyucu da yıllardır süren yeniden inşa süreci nedeniyle evine dönemedi. Ayşe Koruyucu'nun kızı Fatma Koruyucu, ruhsat işlemlerinden proje anlaşmazlıklarına, artan inşaat maliyetlerinden belediyenin talep ettiği milyonlarca liralık ücrete kadar uzanan sorunları anlattı. Annesinin altı yıldır kirada yaşadığını belirten Fatma Koruyucu, kurumlar arasındaki uygulama farklılıklarının depremzedelerin mağduriyetini derinleştirdiğini söyledi.

Yaklaşık 40 yıldır Bornova ve Bayraklı bölgesinde yaşadığını belirten Fatma Koruyucu, ailesinin depremde hasar gören binasının yıkılmasının ardından başlayan sürecin yıllar içinde içinden çıkılmaz bir hâl aldığını ifade etti. İlk etapta yıkım kararı bekleyen binalar arasında olduklarını, itirazlarının kabul edilmemesi üzerine orta hasarlı olarak kayda geçen binayı 2021 yılında yıktırdıklarını anlatan Koruyucu, altı yılın sonunda 85 yaşındaki annesi Ayşe Koruyucu'nun hâlâ kendi evine kavuşamadığını dile getirdi.
'Altı yıldır sürecin içinden çıkmaya çalışıyoruz'
Depremin ardından yaklaşık bir yıl boyunca apartman sakinlerinin nasıl bir yol izleyeceklerine karar veremediğini belirten Fatma Koruyucu, o dönemde hem ekonomik farklılıkların hem de yaşlı yurttaşların yaşadığı güçlüklerin apartmanda ciddi gerginliklere yol açtığını söyledi. Binanın yıkıldığı dönemde hafriyat firmalarının çıkardıkları demirin karşılığında ödeme yaptığını ve bu nedenle yıkımın kendileri açısından büyük bir ekonomik yük oluşturmadığını kaydeden Koruyucu, asıl mağduriyetin yeniden inşa sürecinde başladığını ifade etti.
2022 yılında binada oturan bir komşularının ağabeyinin mimar olduğunu söyleyerek kendilerine proje çizme önerisinde bulunduğunu aktaran Koruyucu, bu yöntemin farklı müteahhitlerden aynı proje üzerinden teklif almayı kolaylaştıracağını düşündüklerini belirtti. Ancak mimarın yeterince ilgilenmemesi nedeniyle ruhsatın alınmasının 18 ay sürdüğünü ifade eden Koruyucu, süreci hızlandırabilmek için belediyeye kendisinin giderek işlemleri takip ettiğini söyledi.
Ruhsatın alınmasının ardından bir müteahhitle anlaştıklarını ve inşaatın başladığını anlatan Koruyucu, fore kazıkların çakılmasının ardından inşaatın durduğunu belirtti. Projeyi hazırlayan mimarla müteahhit arasında anlaşmazlık yaşandığını ve başka bir mimarın projeyi devralabilmesi için gerekli muvafakatnamenin alınamadığını kaydeden Koruyucu, şu ifadeleri kullandı:
“Projeyi çizen mimar, eser sahibi olduğu için başka bir mimarın projeyi devralıp devam edebilmesi adına muvafakatname vermesi gerekiyormuş. Ancak mimar bu firmayla çalışmak istemediği gibi firma da onunla çalışmak istemedi. Bizi iki üç ay oyaladı. ‘Ben eser sahibiyim, vermem. Bugüne kadar hiç vermedim. Ben düzeltmeleri yaparım, onlar da inşaata devam eder’ dedi. Ancak düzeltmeleri yapmıyor, gelmiyor, görüşmüyor. İnşaat firmasıyla da anlaşamadılar. Sonuçta mağdur olan biz olduk.”
Muvafakatnamenin hukuki yollarla alınmasının da üç dört ay sürdüğünü belirten Koruyucu, Haziran 2023'te yeniden başlayan inşaatın bu kez teknik sorunlar nedeniyle durduğunu söyledi. Fore kazıkların tamamlanmasının ardından müteahhidin mevcut imalat yöntemiyle yapı kullanma izin belgesi, yani iskân alamayacaklarını bildirdiğini aktaran Koruyucu, belediyenin ve eski mimarın da bu değerlendirmeyi kabul ettiğini ifade etti.
Tadilat ruhsatı için 5 milyon liraya yakın ücret
İnşaatın yeniden ilerleyebilmesi için yaklaşık altı aydır tadilat ruhsatı almaya çalıştıklarını anlatan Fatma Koruyucu, işlemlerin sonuçlanmak üzere olduğu sırada belediyenin ruhsat ücretlerine yaptığı zamların yeni bir engel oluşturduğunu belirtti. Binanın 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olduğunu ve depremde hasar gördüğü için yıkıldığını hatırlatan Koruyucu, bu tür binalarda ücret alınmaması ya da mevzuatta öngörülen asgari oranların uygulanması gerektiğini düşündüklerini söyledi.
Belediyenin gelir elde etmek zorunda olduğunu belirterek ücret talep ettiğini aktaran Koruyucu, tadilat ruhsatı için kendilerine çıkarılan tutarın 4,5-5 milyon liraya ulaştığını dile getirdi.
Koruyucu, yaşadıkları sorunun yalnızca ekonomik boyutuyla değil, kurumların farklı uygulamaları nedeniyle de çözümsüz kaldığını belirterek, “Kimin haklı, kimin haksız olduğunu tartışmaktan ziyade, şimdi bu sorunu nasıl çözeceğimizi ve süreci nasıl ilerleteceğimizi düşünüyoruz. İtirazımızı yaptık. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da belediyeye, bu ücretin alınmasının yasal olmadığı yönünde bir uyarı gönderdi. Ancak belediye buna rağmen geri adım atmıyor” diye konuştu.
Müteahhitlerin de söz konusu tutarı ödeyemeyeceklerini söylediğini aktaran Koruyucu, inşaat maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde milyonlarca liralık yeni bir ücretin süreci daha da zorlaştırdığını kaydetti.
'Annem 85 yaşında, hâlâ evinin biteceği günü bekliyor'
Binanın yıkılmasının ardından ailesinin kiraya çıkmak zorunda kaldığını belirten Fatma Koruyucu, 2022 yılında babasını kaybettiklerini, annesi Ayşe Koruyucu'nun ise hâlâ kirada yaşadığını söyledi. Aralık 2020'de aylık 2 bin lira kira ödeyerek taşındıkları evin kirasının bugün 25 bin liraya yükseldiğini belirten Koruyucu, yıl dönümünde bu tutarın 30-32 bin liraya çıkabileceğini ifade etti.
Annesinin emekli gelirinin bulunduğunu ancak kira giderlerini karşılamakta zorlandığını anlatan Koruyucu, bizler destek oluyoruz.
Fatma Koruyucu, “Annem şu anda bizden destek istemiyor, kendi kendine idare edebiliyor. Birlikte yaşayabiliriz ama kendisi istemiyor. Bu şekilde devam ediyoruz. Ancak benim aldığım maaşın büyük bölümü de annemin kira giderlerine gidiyor. Bizim desteğimizle ayakta kalıyor diyebilirim. Annem 85 yaşında. Evinin biteceği günü bekliyor ama ne yazık ki hâlâ bir sonuç alamadık” ifadelerini kullandı.
Kira 2 bin liradan 25 bin liraya çıktı
Deprem sonrasında yaşanan ekonomik değişimin ailelerin üzerindeki yükü katladığını vurgulayan Fatma Koruyucu, yalnızca kira giderlerinin değil, ortak su ve doğal gaz giderleri ile kapıcı ücretlerinin de ciddi bir maliyet oluşturduğunu söyledi. Aylık 25 bin lira kira ödenen bir evde diğer ortak giderlerin yaklaşık 3 bin lirayı bulduğunu belirten Koruyucu, aile desteği olmadan yaşamını sürdürmeye çalışan depremzedelerin büyük güçlük çektiğini ifade etti.
İnşaat sürecinin başında kendilerine 300-400 bin lira civarında teklifler verildiğini, daha sonra anlaştıklarında maliyetin 4,5 milyon liraya ulaştığını aktaran Koruyucu, kısa süre içinde yaşanan fiyat değişimlerinin hem ev sahiplerini hem de müteahhitleri zor durumda bıraktığını söyledi.
Koruyucu, “Enflasyonun etkisini kendi yaşadığımız süreçte çok net gördük. Başlangıçta aylık 2 bin lira kira ödüyorduk, bugün bu rakam 25 bin liraya çıktı. Bir yıl boyunca anlaşamadığımızı söylemiştim. O dönemde bize 300-400 bin lira fiyat veren müteahhitler vardı. Daha sonra anlaştığımızda maliyet 4,5 milyon liraya ulaştı. Bir yıl içinde rakamlar inanılmaz değişti” diye konuştu.
Müteahhitlerin de artan maliyetler karşısında mağduriyet yaşadığını belirten Koruyucu, bazı inşaatların yarım kaldığını, bazı firmaların ise ev sahiplerinden 300 bin, 500 bin hatta 1 milyon liraya ulaşan ek ödemeler talep ettiğini dile getirdi.
Sözleşmelerdeki güvenceler de işe yaramadı
İlk dönemde imzalanan sözleşmelerin bugünkü ekonomik koşullar öngörülmeden hazırlandığını söyleyen Fatma Koruyucu, yeni kentsel dönüşüm projelerine girenlerin artık daha ayrıntılı sözleşmeler yapmaya çalıştığını belirtti. Kendi sözleşmelerinde de inşaat maliyetlerinde fiyat artışı yapılmamasına ve yapının 18 ayda tamamlanmaması durumunda kira desteği ödenmesine ilişkin maddeler bulunduğunu aktaran Koruyucu, uygulamada bu güvencelerin karşılığını göremediklerini söyledi.
Koruyucu, “Sözleşmelerimizi yaparken artık daha bilinçli olduğumuzu düşünüyorduk. Çoğumuz, inşaat maliyetlerinde fiyat artışı olmayacağına ilişkin maddeler koydurduk. Müteahhit inşaatı 18 ayda bitiremezse kira desteği ödeyeceğine ilişkin hükümler de sözleşmelerde yer aldı. Ancak çevremizde bu şartları uygulayan bir müteahhit göremiyoruz. Sözleşmede kira desteği yazıyor ama ödeme zamanı geldiğinde herkes, ‘Param yok’ diyor. Sonuçta kirayı yine kendi cebimizden karşılamak zorunda kalıyoruz” dedi.
Kredi desteği geç geldi, maliyetleri karşılamıyor
Depremzedelerin yeniden ev sahibi olabilmesi için emsal artışının yanında uygun koşullarda kredi desteği sağlanmasını istediklerini anlatan Fatma Koruyucu, kredi desteğinin geç açıklanması nedeniyle birçok kişinin bu imkândan yararlanamadığını belirtti.
Deprem öncesinde ve sonrasında vergilerini ödediklerini, DASK yaptırdıklarını hatırlatan Koruyucu, ailesinin deprem sonrasında DASK kapsamında yaklaşık 120 bin lira ödeme aldığını ancak bu tutarın o günün koşullarında bile yeterli olmadığını ifade etti.
Dünya Bankası kredisine geçen hafta başvurduklarını ve 6,5 bin lira üzerinden işlem yaptıklarını aktaran Koruyucu, kredi tutarının artırılması gerektiğini söyledi. Geçen yıl rakamın 8,5 bin liraya çıkarıldığının kendilerine bildirildiğini ancak Resmî Gazete'de yayımlanmadığı için işlemlerin hâlâ 6,5 bin lira üzerinden yürütüldüğünü belirten Koruyucu, mevcut tutarın da güncel maliyetler karşısında yetersiz kaldığını dile getirdi.
Koruyucu, “Kredi desteği çok geç çıktı. Üstelik açıklanan kredi desteği yaklaşık 3 milyar lira seviyesindeyken, buradaki inşaat maliyetleri 5-6 milyon lira civarına ulaşıyor. Dolayısıyla sağlanan destekle insanların karşı karşıya kaldığı maliyetler arasında ciddi bir fark var. Öncelikle kredi miktarının artırılması gerekiyor. Kredi tutarının 4-4,5 milyon lira civarına çıkarılması, ödeme süresinin de yedi yıla, hatta mümkünse daha uzun bir vadeye yayılması önemli” diye konuştu.
Kredi sisteminde müteahhitlere yapılan hak ediş ödemelerinin zamanında gerçekleştirilmesinin de önemli olduğunu belirten Koruyucu, ödemelerin gecikeceği endişesinin bazı firmaların bu sistemle çalışmak istememesine neden olduğunu ifade etti.
'Belediyelerde ruhsat işlemleri 18 ay sürüyor'
Kurumlar arasındaki uygulama farklılıklarının depremzedelerin mağduriyetini artırdığını vurgulayan Fatma Koruyucu, özellikle ruhsat işlemlerinin uzun sürmesine tepki gösterdi. Bayraklı Belediyesinde bazı ruhsat işlemlerinin 18 ayı bulduğunu, başka belediyelerde ise benzer işlemlerin yaklaşık dört ayda tamamlanabildiğini belirten Koruyucu, genel sürenin altı ay civarında olduğunu düşündüklerini söyledi.
Koruyucu, “Derneğin en başından beri yol gösterici çalışmaları var. Ancak bunlar da doğal olarak yeterli olmuyor. Çünkü bir yere gidiyorsunuz, bir şey söylüyorlar; başka bir yere gidiyorsunuz, tamamen farklı bir yanıt alıyorsunuz. Bir kurum, ‘Ben bu ücreti almak zorundayım’ diyor. Diğeri ise ‘Bu ücretin alınmaması gerekiyor’ diyor. Dolayısıyla vatandaş olarak arada kalıyoruz” ifadelerini kullandı.
Belediyelerde görev yapan bürokratların üzerindeki baskının da işlemleri yavaşlattığını savunan Koruyucu, belediye başkanları ve yardımcılarının görevden alınabildiği bir ortamda memurların evraklara imza atarken çekingen davrandığını belirtti. Bunun siyasi bir tartışmaya dönüştürülmesini istemediğini vurgulayan Koruyucu, yaşananların vatandaşın sorunlarını çözmesini zorlaştırdığını dile getirdi.
'Siyasetçiler geliyor, söz veriyor ama sonra ortada yoklar'
Valilik, belediye başkanları ve bakanlık yetkilileriyle görüştüklerini anlatan Fatma Koruyucu, siyasi parti temsilcilerinin de derneği ziyaret ederek sorunlarla ilgileneceklerini söylediklerini ancak somut sonuç alınamadığını savundu.
Tunç Soyer döneminde kendileriyle görüşüldüğünü ve destek gördüklerini belirten Koruyucu, Serdar Başkan'ın da kendilerine destek olduğunu söyledi. Cemil Tugay'ın belediye başkanı seçilmesinin ardından yeterince muhatap alınmadıklarını düşündüğünü dile getiren Koruyucu, Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal ile de görüşmeler yaptıklarını ve destek görmeye çalıştıklarını ifade etti.
Koruyucu, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileriyle de görüştük. Bakanlarla temaslarımız oldu. Hemen hemen bütün siyasi parti liderleri derneğimizi ziyaret etti. Geliyorlar, fotoğraf çektiriyoruz, ‘İlgileneceğiz’ diyorlar. Dosyalarımızı teslim ediyoruz. Ancak sonrasında çoğunu ortalıkta göremiyoruz. Verilen sözler sözde kalıyor” diye konuştu.
Deprem meselesinin siyasi görüş ayrılıklarının üzerinde tutulması gerektiğini vurgulayan Koruyucu, “Deprem siyaset üstü bir meseledir deniliyor ama bu söz uygulamada karşılığını bulmuyor. Oysa depremzedelerin yaşadığı sorunların siyasi görüş ayrılıklarının ötesinde ele alınması gerekiyor. Bizi asıl mağdur eden, hükümetle belediyelerin el birliğiyle bu sorunu çözüme kavuşturamaması” ifadelerini kullandı.
Depremzedelerin yaşadığı sorunlar yalnızca konutla sınırlı değil
Depremde yıkılan binaların bulunduğu bölgelerde yeni konutların yapılmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Fatma Koruyucu, ulaşım, sağlık hizmetleri ve sosyal alanlar konusunda da ciddi eksiklikler bulunduğunu söyledi. Yeni konutlara taşınan insanların toplu taşımaya erişmekte zorlandığını, bazı bölgelere otobüslerin 45 dakikada bir geldiğini ya da seferlerin aksadığını ifade etti.
Boş kalan bazı konutların ihtiyaç sahibi depremzedelere uygun fiyatlarla satılmasını istediklerini ancak taleplerinin karşılık bulmadığını anlatan Koruyucu, evini kaybeden insanların yaşadıkları bölgeden kopmadan hayatlarını yeniden kurabilmelerinin önemine dikkat çekti.
Teyzelerinin de depremde evlerini kaybettikten sonra yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle Ayvalık'a taşındığını belirten Koruyucu, yaşlı insanların sağlık hizmetlerine erişmekte ve sosyal yaşamlarını sürdürmekte zorlandığını söyledi. Her ailenin kendilerine benzer biçimde destek olabilecek yakınlarının bulunmadığını vurgulayan Koruyucu, bazı depremzedelerin kiralarını dahi karşılayamadığını ifade etti.
Deprem sonrasında yaşanan belirsizliğin insanların psikolojisini de etkilediğini dile getiren Koruyucu, çevresinde sağlık sorunları yaşayan çok sayıda insan bulunduğunu belirterek, sürecin yarattığı stresin ve yıpranmanın göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
'117 canımızı da unutmuyoruz'
Depremde hayatını kaybeden 117 kişinin anılmasının kendileri için büyük önem taşıdığını belirten Fatma Koruyucu, anma etkinliklerinin her yıl düzenli biçimde gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi. Depremzedelerin bir yandan evlerini ve maddi kayıplarını konuşurken diğer yandan kaybettikleri yakınlarını unutmadığını ifade eden Koruyucu, hayatını kaybedenlerin aileleriyle de iletişimlerini sürdürdüklerini dile getirdi.
Koruyucu, “Bazen kendi belediyemizin bile bizi unuttuğunu düşünüyoruz. Depremde hayatını kaybeden 117 canımız için her yıl anma etkinlikleri düzenleniyordu. Bu yıl da etkinliğin nasıl yapılacağı konusunda belirsizlik yaşandı. Bu anmaların zamanında ve düzenli biçimde gerçekleştirilmesi gerekiyor. Çünkü biz bir yandan evlerimizi, maddi kayıplarımızı konuşurken diğer yandan kaybettiğimiz insanları da unutmuyoruz” dedi.
'Dişlerimi sıkarak uyanıyorum'
Altı yıldır devam eden mücadelenin kendisini hem ekonomik hem de psikolojik açıdan yıprattığını anlatan Fatma Koruyucu, yaşadığı stres nedeniyle uyku düzeninin bozulduğunu ve sabahları dişlerini sıkarak uyandığını söyledi.
Apartmanda yaşayanların çoğunun yaşlı olduğunu, bazı kişilerin şehir dışında bulunması ya da kirada yaşaması nedeniyle süreci yakından takip edemediğini belirten Koruyucu, iki kadın ve bir erkek olarak sorumluluk üstlenip işlemlerin peşine düştüklerini ifade etti.
Koruyucu, “Artık sinirlerim çok yıprandı. Dişlerimi sıkarak uyandığımı fark ediyorum. Benim de biraz mücadeleci bir yapım var. Bir işe giriştim mi sonuna kadar takip etmeye çalışıyorum. Dernekte olduğum için sanki bu konuları çok iyi biliyormuşum gibi sorumluluk aldım ve kendimi bu işlerin içinde buldum. Gençler de mücadele ediyor. Ancak altı yıldır devam eden bu süreçte hem ekonomik hem de psikolojik olarak çok yorulduk” diye konuştu.
Annesinin artık evi satıp bu mücadeleden vazgeçmesini istediğini ancak yarım kalmış bir binanın satışının da kolay olmadığını belirten Koruyucu, dışarıdan bakıldığında inşaatların neden tamamlanamadığının anlaşılmadığını, oysa her binanın arkasında ciddi bir mağduriyet bulunduğunu dile getirdi.
İzmir depreminden etkilenen ailelerin sayısının çok yüksek olduğunu ifade eden Koruyucu, kesin bir rakam verememekle birlikte, kendileri gibi sorun yaşayan ailelerin sayısının 40-50 bine ulaşabileceğini tahmin ettiğini söyledi. Birçok kişinin ne yapacağını bilemediği için sesini çıkaramadığını ve içinde bulunulan siyasi atmosfer nedeniyle konuşmaktan çekindiğini de sözlerine ekledi.
'Büyük yapılar yükselirken biz hâlâ evimizi bekliyoruz'
Depremin ardından Bayraklı'da çok sayıda yeni ve yüksek yapının inşa edildiğini belirten Fatma Koruyucu, büyük firmaların kendi imkânlarıyla binalarını tamamlayabildiğini ancak sıradan yurttaşların evlerini yeniden yapabilmek için gerekli parayı bulmakta zorlandığını söyledi.
Sekiz katlı apartmanlarının altı yıldır tamamlanamamasının kendisini en çok yaralayan konulardan biri olduğunu belirten Koruyucu, depremzedelerin yalnızca maddi destek değil, kurumlar arasında koordinasyon ve işlemlerin hızlandırılmasını da beklediğini ifade etti.
Koruyucu, “Beni en çok yaralayan noktalardan biri bu. Depremden sonra bölgede Mistral, Folkart ve diğer yüksek yapılar inşa edildi. Bu binalar yükseldi, insanlar oralarda yaşamaya başladı. Ancak biz sekiz katlı apartmanımızı hâlâ tamamlayamadık. İşte insanın zoruna giden nokta bu. Büyük firmalar kendi imkânlarıyla binalarını yapabiliyor. Ama biz, evini yeniden inşa etmek için 50 bin, 100 bin lira bulmaya çalışan insanlar olarak bunu başaramıyoruz” dedi.
Depremzedelerin sorunlarının çözümü için kredi miktarlarının artırılması, ödeme vadelerinin uzatılması, belediyelerdeki ruhsat işlemlerinin hızlandırılması ve müteahhitlere yapılacak ödemelerin zamanında gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Koruyucu, altı yılın sonunda hâlâ annesinin evine kavuşamamış olmasının umudunu tükettiğini söyledi.
Koruyucu, “Altı yılın sonunda geldiğimiz nokta bu: Büyük yapılar yükselirken biz hâlâ evimize kavuşmayı bekliyoruz” diye konuştu.




