İzmir'de 30 Ekim 2020 depreminde yaşanan yıkımın ardından yapı güvenliği ve zemin özelliklerine yönelik araştırmalar devam ediyor. Özellikle deprem sırasında bazı bölgelerde sarsıntının daha güçlü hissedilmesi, yerel zemin koşullarının önemini bir kez daha ortaya koydu. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen mikrobölgeleme ve yapı envanteri çalışmaları kapsamında Bornova, Karşıyaka, Konak ve Bayraklı ilçeleri ayrıntılı şekilde inceleniyor. İzmir Büyükşehir Belediyesinin 15 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre Bornova ve Karşıyaka'daki mikrobölgeleme saha çalışmalarının ardından Konak ve Bayraklı'da yaklaşık 4 bin hektarlık alan için 300 sondaj noktası belirlendi. Dört ilçedeki araştırmaların tamamlanmasıyla yaklaşık 13 bin hektarlık alanın zemin yapısı ve deprem sırasındaki davranışına ilişkin ayrıntılı verilerin elde edilmesi hedefleniyor.
İzmir'de dört ilçenin zemini araştırılıyor
İzmir'in deprem hazırlıkları kapsamında yürütülen mikrobölgeleme çalışmaları, kentin yer altı yapısının ayrıntılı biçimde belirlenmesini amaçlıyor. Bu araştırmalarda zemin tabakalarının kalınlıkları, yer altı suyu koşulları, zemin dayanımı ve deprem dalgalarının farklı bölgelerde nasıl etkiler oluşturabileceği inceleniyor. Çalışmalardan elde edilen verilerle yerel zemin koşullarının yapılaşmaya uygunluğu değerlendirilecek. Deprem sırasında zeminden kaynaklanabilecek tehlikelerin belirlenmesi ve gelecekteki imar kararlarının bilimsel verilere dayandırılması hedefleniyor. Dört ilçenin araştırma kapsamına alınmış olması, bu ilçelerdeki bütün mahallelerin veya yapıların tehlikeli olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmalar, risklerin hangi alanlarda ve hangi koşullarda ortaya çıkabileceğini belirlemeye yönelik yürütülüyor.
Karşıyaka'da 23 bin bina incelendi
Zemin araştırmalarında en dikkat çekici verilerden biri Karşıyaka'dan geldi. İlçedeki mikrobölgeleme ve yapı envanteri çalışmalarının saha aşaması tamamlandı. İzmir Büyükşehir Belediyesinin temmuz ayında açıkladığı verilere göre Karşıyaka'nın 27 mahallesinde yaklaşık 23 bin bina incelendi. Zemin araştırmaları kapsamında 113 sondaj kuyusu açılırken toplamda yaklaşık 7 bin metre sondaj gerçekleştirildi. Bazı noktalarda yerin 400 metre derinliğine kadar inilerek zemin tabakalarına ilişkin bilgiler toplandı. Ayrıca 100 noktada Konik Penetrasyon Testi (CPT) yapıldı. Bu yöntemle zemin tabakalarının özellikleri ve mühendislik açısından taşıdıkları nitelikler araştırıldı. Çalışmaların amacı, Karşıyaka'da farklı zemin koşullarının deprem sırasında oluşturabileceği etkileri ortaya koymak ve yapı güvenliğine ilişkin değerlendirmelere bilimsel veri sağlamak.
Karşıyaka'da sıvılaşma tehlikesi araştırılıyor
Karşıyaka'daki araştırmaların önemli başlıklarından biri de zemin sıvılaşması. Sıvılaşma, belirli koşullardaki suya doygun ve gevşek zeminlerin deprem sırasında dayanımlarının önemli ölçüde azalmasıyla ortaya çıkabiliyor. Bu durum, zeminin üzerindeki yapılarda oturma, yana yatma veya taşıyıcı sistem üzerinde ilave zorlanmalar meydana gelmesine neden olabiliyor. Ancak her kumlu veya yer altı suyu bulunan zeminde mutlaka sıvılaşma yaşanacağı söylenemiyor. Tehlikenin belirlenebilmesi için zemin özellikleri, yer altı suyu seviyesi ve beklenen deprem hareketinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Karşıyaka'da yürütülen araştırmalarda yaklaşık 2 bin hektarlık alanda 630 jeofizik ölçüm, 200 arazi deneyi ve yaklaşık 6 bin laboratuvar deneyi gerçekleştirildiği açıklandı. Toplanan verilerin ilçenin yer altı zemin modelinin oluşturulmasında ve sıvılaşma tehlikesine ilişkin haritaların hazırlanmasında kullanılması planlanıyor.
Bornova'da kapsamlı zemin araştırması
Bornova, İzmir Büyükşehir Belediyesinin kapsamlı mikrobölgeleme çalışması yürüttüğü ilk bölgeler arasında yer aldı. İlçede gerçekleştirilen araştırmalarda sondajlar, jeofizik ölçümler ve laboratuvar deneyleriyle yer altındaki zemin tabakaları incelendi. Bornova Havzası'nın jeolojik yapısı, deprem sırasında oluşabilecek yerel zemin etkilerinin araştırılması bakımından önem taşıyor. Özellikle kalın alüvyon birikimlerinin bulunduğu havzalarda deprem dalgalarının bazı frekanslarda büyümesi ve sarsıntı süresinin uzaması mümkün olabiliyor. Bu tür etkilerin şiddeti, zeminin özelliklerine ve depremin kaynağına göre değişiyor. Bornova'da elde edilen ölçümlerin, zemin davranışlarının modellenmesinde ve gelecekteki yapılaşma kararlarının değerlendirilmesinde kullanılması hedefleniyor.
Konak'ta 170 sondaj noktası belirlendi
Bornova ve Karşıyaka'nın ardından yeni araştırmaların başlatıldığı ilçelerden biri Konak oldu. İzmir Büyükşehir Belediyesinin açıklamasına göre ilçede toplam 170 sondaj noktası belirlendi. Sondajlardan alınacak numuneler laboratuvarlarda incelenerek zemin sınıfları, dayanım özellikleri ve mühendislik hesaplarında kullanılacak parametreler belirlenecek. Konak'ın farklı kesimlerinde birbirinden farklı jeolojik ve topoğrafik koşullar bulunması nedeniyle araştırmaların sonuçları, bölgeye özgü yapılaşma koşullarının değerlendirilmesinde önem taşıyor. Elde edilecek veriler, depreme dayanıklı yapılaşma için alınması gereken zemin iyileştirme ve temel tasarımı önlemlerine ilişkin değerlendirmelerde kullanılabilecek. Ancak sondaj noktalarının belirlenmesi, bu noktaların çevresindeki mevcut binaların riskli ilan edildiği anlamına gelmiyor.
Bayraklı'da 130 noktada zemin incelemesi
İzmir'de 2020 depreminde yaşanan ağır yapı hasarları nedeniyle Bayraklı, deprem güvenliği açısından dikkatle takip edilen bölgelerin başında geliyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen yeni mikrobölgeleme programında Bayraklı için 130 sondaj noktası belirlendi. Bu incelemeler kapsamında zemin tabakalarının özellikleri, yer altı koşulları ve olası deprem hareketleri karşısındaki davranışları araştırılacak. Bayraklı'daki araştırmalar, özellikle 2020 depreminden sonra gündeme gelen zemin-yapı etkileşimi tartışmaları bakımından önem taşıyor. Ancak 2020 yılında bazı binaların ağır hasar görmesi, ilçedeki bütün yapıların aynı düzeyde risk taşıdığı anlamına gelmiyor. Bir yapının deprem güvenliğinin değerlendirilmesinde zeminin yanı sıra taşıyıcı sistemin özellikleri, beton ve donatı kalitesi, proje uygunluğu ve yapım koşulları da belirleyici oluyor.
118 bine yakın bina ön değerlendirmeden geçti
İzmir'de yalnızca zemin özellikleri değil, mevcut yapı stokunun durumu da araştırılıyor. Belediyenin 2026 yılı açıklamalarına göre Bayraklı ve Bornova'da yaklaşık 96 bin binanın ön incelemesi yapıldı. Karşıyaka'da ise yaklaşık 23 bin binanın yapı envanteri çalışmasının saha aşaması tamamlandı. Bu çalışmalar, kentin geniş bir bölümünde mevcut yapıların özelliklerinin kayıt altına alınması açısından önemli bir veri tabanı oluşturuyor. Ancak hızlı tarama ve envanter çalışmaları, ayrıntılı deprem performans analizinin yerine geçmiyor. Bir binanın ön değerlendirmeden geçmiş olması, o yapının kesin olarak güvenli veya güvensiz olduğunun belirlendiği anlamına gelmiyor. Daha ayrıntılı inceleme gerektirdiği düşünülen yapılar için uzman mühendisler tarafından ileri analizlerin yapılması gerekebiliyor.
Zeminin kötü olması bina yıkılacak demek mi?
Deprem güvenliği konusunda en sık karşılaşılan yanlış değerlendirmelerden biri, zemin özelliklerinin tek başına bir binanın yıkılıp yıkılmayacağını belirlediği düşüncesi. Oysa depremin yapılar üzerindeki etkisi birden fazla değişkene bağlı. Depremin büyüklüğü, odak derinliği, fayın konumu, yer hareketinin özellikleri, zemin koşulları ve binanın mühendislik özellikleri birlikte değerlendirilmek zorunda. Örneğin yumuşak zeminlerde bazı deprem dalgalarının büyümesi mümkün olsa da uygun mühendislik tasarımı ve doğru temel sistemiyle bu koşullara göre güvenli yapı inşa edilebiliyor. Benzer şekilde kaya zemin üzerinde bulunan bir binanın da yalnızca bulunduğu zeminden dolayı güvenli olduğu söylenemiyor. Bu nedenle İzmir'de yürütülen mikrobölgeleme çalışmaları, tek başına bina güvenlik raporu değil, güvenli yapılaşma ve afet risklerinin azaltılmasına yönelik temel bilimsel veri olarak değerlendiriliyor.
Hangi mahallelerde risk daha yüksek?
İzmir'de yürütülen yeni araştırmalar, dört ilçenin zemin özelliklerinin ayrıntılı biçimde ortaya konulmasını amaçlıyor. Ancak mevcut açıklamalarda Bornova, Karşıyaka, Konak ve Bayraklı mahallelerinin tamamını bilimsel ölçütlerle karşılaştıran, güncel ve kesinleşmiş bir risk sıralaması bulunmuyor. Bu nedenle yalnızca ilçelerin veya mahallelerin isimlerinden hareketle belirli bölgeleri en tehlikeli alanlar olarak göstermek doğru değil. Araştırma sonuçlarının değerlendirilmesiyle zemin büyütmesi, sıvılaşma potansiyeli, heyelan duyarlılığı ve diğer yerel tehlikelere ilişkin daha ayrıntılı haritalar hazırlanabilecek. Bu haritalar tamamlandığında yerleşim alanlarının hangi önlemlerle daha güvenli hale getirilebileceğine ilişkin bilimsel değerlendirmeler yapılabilecek.
İzmir'de evinizin güvenli olduğunu nasıl öğrenebilirsiniz?
İzmir'de yaşayan vatandaşların en çok merak ettiği konulardan biri, oturdukları binanın depreme karşı güvenli olup olmadığı. Ancak belediyenin yürüttüğü mikrobölgeleme veya hızlı tarama çalışmaları, her bina için kesin bir deprem dayanıklılık belgesi oluşturulduğu anlamına gelmiyor. Bir binanın deprem performansının ayrıntılı olarak belirlenmesi için yetkin mühendisler tarafından taşıyıcı sistem incelemesi yapılması gerekiyor. Bu kapsamda binanın statik projesi, taşıyıcı elemanlarının durumu, beton ve donatı özellikleri ile ilgili yönetmeliklere uygunluğu değerlendiriliyor. Gerekli görülmesi halinde malzeme testleri ve mühendislik hesaplarıyla yapının deprem performansı incelenebiliyor. 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı tespiti yaptırmak isteyenler ise Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş kuruluşlara başvurabiliyor.
İzmir'de deprem hazırlığında sırada ne var?
Bornova ve Karşıyaka'da yürütülen çalışmaların ardından Konak ve Bayraklı'da başlatılan yeni araştırmalar, İzmir'in deprem hazırlıklarında önemli bir aşamayı oluşturuyor. Çalışmaların tamamlanmasıyla yaklaşık 13 bin hektarlık alanın zemin özelliklerine ilişkin ayrıntılı verilerin elde edilmesi hedefleniyor. Bu bilgiler, kentsel dönüşümden yeni yapılaşma kararlarına, altyapı yatırımlarından afet hazırlıklarına kadar çok sayıda alanda kullanılabilecek. İzmir'de deprem tehlikesi ortadan kaldırılamasa da bilimsel araştırmalarla zeminden ve mevcut yapılardan kaynaklanan risklerin belirlenmesi, olası afetlerde ortaya çıkabilecek can ve mal kayıplarının azaltılmasına katkı sağlayabilecek. Kent açısından bundan sonraki önemli soru ise yürütülen araştırmaların sonuçlarının ne zaman tamamlanacağı ve elde edilen bulguların hangi somut risk azaltma kararlarına dönüştürüleceği olacak.





