Özge Uyanık/ Yıllardır uygulanan tarım politikalarıyla köyler boşaldı, küçük üretici artan maliyetler nedeniyle üretimden çekildi, çiftçiler toprağını terk etmek zorunda kaldı. Şimdi ise Danıştay'ın iptal ettiği Çeşme Turizm Projesi "Yeni Çeşme Projesi" adıyla yeniden gündeme getirilirken, revize planda Atatürk'ün "İdeal Cumhuriyet Köyü" tasarımına da yer verildiği öğrenildi. Çevre örgütleri Atatürk'ün üretim odaklı kırsal kalkınma anlayışının, turizm ve emlak yatırımıyla bağdaşmadığını belirterek, projeye meşruiyet kazandırmak amacıyla kullanıldığını savundu.

Projede okul, sağlık ocağı, köy konağı, meydan, kooperatif, atölyeler, parklar, değirmen ve hayvan mezarlığına kadar uzanan yaklaşık 43 farklı yapı mevcut.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Çeşme Projesi ilk gündeme geldiğinde turizmin geleceğine yön vereceğini savunarak şunları söylemişti: "Turizm tesislerinin, butik otellerin, üniversitelerin, kültür sanat faaliyetleri için etkinlik mekanlarının bulunduğu Çeşme Projesi'nin kalbinde Atatürk'ün 1937 yılında tasarlamış olduğu İdeal Cumhuriyet Köyü yer alacak. Uluslararası turnuvaların ve fuarların gerçekleştirileceği spor ve fuar alanları, gastronomi, sağlık, ekoloji gibi farklı temalara odaklanan köyler ve Ege'ye has ürünlerin yetiştiği bahçeler de olacak.”

Ideal Cumhuriyet Köyü

"Çeşme’de köylü kalmadı"

Çeşme Çevre Platformu (ÇEŞÇEP) Başkanı Ahmet Güler projenin Atatürk'ün adı üzerinden toplumsal destek oluşturmayı amaçladığını belirterek şunları söyledi:

"Eski projede de Cumhuriyet Köyü vardı, yeni projede yine var. Çünkü Çeşmelilerin ve İzmirlilerin Atatürk hassasiyetini biliyorlar. Atatürk'ü bu ülkeden silmeye çalışanlar şimdi bize Cumhuriyet Köyü yapacaklarını söylüyorlar. Biz de buna inanacağız öyle mi? Çeşme'de köylü kalmadı. Hangi köylü 30-40 milyon liralık villasının önünde keçi, inek besleyip süt satacak? Bu tamamen insanların duygularına hitap etmek için kullanılan bir söylem. Bizim gördüğümüz yine bir rant ve talan projesidir."

Köylünün villaya ihtiyacı yok

Projeyi tarım politikaları açısından değerlendiren Çiftçi-Sen Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobaoğlu, köylünün ihtiyacının lüks konutlar değil, üretimi sürdürebileceği ekonomik ve sosyal destekler olduğunu ifade etti.

"Köylüye faydası olacak bir proje değil .Eğer gerçekten köyleri düşünüyorsanız önce kapatılan köy okullarını yeniden açmanız gerekir. Birçok köy okulunun binası hâlâ duruyor ama çürümeye terk edilmiş durumda. Uygulanan politikalar nedeniyle gençler zaten köyleri terk ediyor.

İzmir’de kavurucu hafta sonu: Termometreler 40 dereceyi görecek
İzmir’de kavurucu hafta sonu: Termometreler 40 dereceyi görecek
İçeriği Görüntüle

Böyle bir proje yapılacaksa zengin bir ilçede değil, gerçekten tarımsal üretimin sürdüğü köylerde yapılması gerekir. Üstelik villa projeleriyle değil; doğrudan tarımsal üretimi destekleyen, çiftçiyi güçlendiren uygulamalarla yapılmalı. Bu proje, tarım arazilerinin zenginlere peşkeş çekilmesinden başka bir anlam taşımıyor. Sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir yaklaşım söz konusu. Karaburun'da da benzerlerini gördük. Yarımada boyunca büyük villalar yapılıyor.

Tarımsal üretim yapan köylünün villaya ihtiyacı yok. Çiftçinin ihtiyacı üretim desteği, mazot desteği, çocuklarının köyü terk etmek zorunda kalmaması için açık kalan okullar ve sağlık ocaklarıdır.

Doğru proje; yoksul köylerde tarımsal üretimi destekleyecek yatırımların yapılmasıdır. Çiftçinin üretmeye devam etmesini sağlayacak politikaların uygulanmasıdır. Burada yapılan ise sadece bir vitrin düzenlemesi. Yıllardır endüstriyel tarımı teşvik eden, yoğun kimyasal ve enerji kullanımına dayalı bir üretim modeli desteklendi. Çiftçi bu sisteme alıştırıldı. Daha sonra ise bu destekler büyük ölçüde geri çekildi.

Bunun iki temel nedeni var. Birincisi, tarım ve gıda şirketlerinin üretim ve gıda piyasası üzerindeki hâkimiyetini artırmak istemeleri. İkincisi ise tarım arazilerinin amaç dışı kullanımının önünü açmak. Nitekim iki yıl üst üste ekilmeyen tarım arazilerinin kiraya verilmesine ilişkin düzenleme çıkarıldı. Bunun anlamı şu: Çiftçi zaten üretim maliyetleri nedeniyle üretim yapamıyor. Devlet de 'Sen üretemiyorsan bu arazileri şirketlere veririz' diyor. Bu şirketler ister tarımsal üretim yapar, ister başka amaçlarla kullanır.”

Çiftçiye ‘üretimden çekilin’ diyorlar

Çobaoğlu, bugün köylünün karşı karşıya olduğu tabloyu şöyle anlatıt:

“Türkiye, nadir toprak elementleri açısından önemli bir potansiyele sahip. Tarım arazilerinin bu tür faaliyetlere açılması ise yeni çevre sorunları, yeni ekolojik tahribatlar ve tarım topraklarının yok olması anlamına geliyor.

Çiftçiye gerçek anlamda destek verilmiyor. Atalık tohum kullanan üretici desteklerden yararlanamıyor, şirket tohumu kullanmaya yönlendiriliyor. Şirket tohumu kullandığında da destekler giderek azaltılıyor. Öte yandan çiftçinin kullandığı mazottan yüksek oranda ÖTV alınıyor. Oysa denizcilik sektöründe kullanılan mazotta böyle bir vergi uygulanmıyor. Yıllardır mazot fiyatları sürekli arttı. Eskiden benzinden daha ucuz olan mazot bugün benzini geçti. Dünyada akaryakıt fiyatları düşerken Türkiye'de artmaya devam ediyor. Çiftçi açısından bunun anlamı çok açık: 'Artık tarım yapmayın, üretimden çekilin' deniliyor."”

Kaynak: Özge Uyanık