ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, süreci farklı boyutlara taşıyacağa benziyor. Topraklarında Japonların, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmesine neden olan Pearl-Harbur baskınından sonra, Nazi rejiminden kaçan Einstein, atom bombasını bulan Openheimer gibi yahudi bilim adamları ile kurduğu işbirliği, savaş sonrası harp, ilaç,
petrol sanayileri ve finansal alanlarda artmış, 1948’de İsrail devletinin kuruluşu ile pekişmiş, İsrail-Amerikan politikalarının uygulamalarında bölgede “Tramplen” tahtası görevini üstlenmiştir.
****
‘’Önce Amerika” sloganı ile Başkan seçilen Trump’un, hegonomik
güç olabilmek için Grönland, Kanada, Venezüella, Küba ile ilgili yaklaşımları, yeraltı ve yer üstü kaynaklarını elde etmek için her türlü baskıyı (savaş, ekonomik ve teknolojik ambargo gibi) uygulayabileceği, AB ülkeleri dahil diğer ülkeleri ABD’nin eyaletleri
gibi değerlendirmesi evrensel düzeyde gerilimi arttırmıştır.
İran’a yapılan saldırılar, dünyadaki sosyo-ekonomik dengeleri bozmuş, Çin, Rusya, Hindistan, Avrupa’daki bazı ülkeler sert tepki göstermişlerdir. Vietnam, Afganistan, Irak, Libya’da benzer politikaları uygulamaktan sabıkalı olan ABD’nin bu tutumu bir nükleer savaş olasılığını da gündeme getirmiştir.
****
Amerika, Rusya, Çin, Hindistan aralarında “Bilek Güreşi” yaparken, ABD darbeyi hiç beklemediği bir yerden yiyebilir. Nükleer güce sahip olan Kuzey Kore Başkanı Nim Song-un, “Amerika topraklarında savaşın tahribatını görmeden saldırganlığı önlenemez” görüşü ile Pasifik’te izlediği politika bir sonun başlangıcı olabilir. ”Pasifik’in Amazonu” olarak nitelendirilen kızı Kim Ju Al’ı bu görüşlerin ışığı
altında yerini devretmeye hazırlanan Nim Song-un hedefinde ABD’nin batı kıyısı eyaletleri, Japonya, Güney Kore de var.
Trump’ın küresel boyutta başlattığı, şu an Orta Doğu’da odaklandığı
“Çılgın” politikalara karşı, başka bir çılgının da çıkabileceğini düşünmek gerek.
Nükleer bir savaştan bahsederken Pasifik’le ilgili bu yaklaşımı göz
ardı etmemek gerekir.