KAZİM BOZKURT/Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğünün İzmir'in Menemen ilçesine bağlı Buruncuk Mahallesi'nde gerçekleştirmeyi planladığı "Batı Anadolu Jeotermal Enerji Aramaları" projesi için İzmir Valiliği tarafından "ÇED Olumlu (Kapsam Ek-2)" kararı verildi.

1693 numaralı jeotermal arama ruhsatı kapsamında açılması planlanan sondaj kuyusunun derinliği 2 bin 750 metre, proje bedeli ise 9 milyon 700 bin lira olarak açıklandı. MTA, çalışmanın 120 ila 150 gün arasında tamamlanmasını ve üç vardiya halinde toplam 36 personelin görev yapmasını öngörüyor.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin Ek-2 listesinde yer alan proje, kapsamlı bir ÇED raporu yerine Proje Tanıtım Dosyası (PTD) üzerinden değerlendirildi. Ancak MTA'nın Şubat 2026 tarihli PTD'si ve sonraki aylarda dosyaya eklenen kurum yazışmaları, sondajın çevresel etkilerine ilişkin bir dizi teknik uyarı ve açıklığa kavuşturulması gereken noktayı ortaya koydu.

DSİ'den Gediz Nehri için taşkın uyarısı

Proje dosyasındaki en dikkat çekici değerlendirmelerden biri DSİ 2. Bölge Müdürlüğüne ait. Kurum, sondaj sahasının Gediz Nehri taşkın sahasına yaklaşık 100 metre mesafede bulunduğunu belirterek olası taşkınlara karşı önlem alınmasını istedi.

Beydağ'daki kalker ocağı halkın kantarında
Beydağ'daki kalker ocağı halkın kantarında
İçeriği Görüntüle

DSİ'nin sekiz sayfalık görüşünde, sondajın yapılacağı alanın Menemen Alt Havzası Yeraltı Suyu İşletme Sahası içerisinde kaldığına da dikkat çekildi. Bölgedeki yeraltı suyu kaynaklarının korunmasını isteyen kurum, proje dosyasında hidrojeolojik değerlendirme raporuna rastlanmadığını bildirdi.

Bu kapsamda yeraltı suyunun akış yönünün, akiferlerin özelliklerinin ve su kalitesinin incelenmesi istendi. DSİ ayrıca, hidrojeolojik etüt sonuçlarına göre en az biri yeraltı suyu akışının yukarı yönünde, ikisi aşağı yönünde olmak üzere üç gözlem kuyusu açılmasını talep etti.

Kurumun talepleri arasında arsenik, bor ve ağır metallerin de bulunduğu parametreler üzerinden su kalitesinin izlenmesi de yer aldı.

DSİ 2. Bölge Müdürlüğü, belirlediği eksiklikler giderilerek güncellenmiş proje dosyası sunulduktan sonra nihai değerlendirme yapacağını bildirdi.

DSİ Genel Müdürlüğü Yeraltısuları Dairesi Başkanlığının 12 Haziran 2026 tarihli yazısında ise MTA'nın jeotermal arama faaliyetleri ile ruhsatın yatırımcılara devredilmesinden sonraki yükümlülükler daha genel bir çerçevede ele alındı.

Bununla birlikte, DSİ 2. Bölge Müdürlüğünün Menemen'deki sondaj için istediği çalışmaların tamamlanıp tamamlanmadığı ve hangi önlemlerin arama aşamasında uygulanacağı, incelenen belgelerden kesin olarak anlaşılamıyor.

Sondajın derinliği dosyanın içinde de değişiyor

Projenin teknik bilgilerinde dikkat çeken bir başka konu ise sondaj derinliği.

MTA, PTD'nin teknik olmayan özetinde ve proje kapasitesine ilişkin bölümlerinde kuyunun 2 bin 750 metre derinliğe ineceğini belirtiyor. Buna karşılık, aynı dosyanın sondaj sıvısının yönetimine ilişkin 41. sayfasında kuyunun 2 bin 250 metre derinliğe ulaşmasından ve bu aşamada yaklaşık 80 metreküp sondaj çamuru bulunacağından söz ediliyor.

DSİ 2. Bölge Müdürlüğünün teknik değerlendirmesinde de 2 bin 250 metrelik sondaj derinliği ve 80 metreküplük çamur miktarı esas alınıyor.

Böylece projenin genel tanımı ile teknik hesaplarında 500 metrelik fark ortaya çıkıyor. Farkın eski bir proje hesabından mı kaynaklandığı, yoksa belgelerdeki bir yazım hatası mı olduğu açıklanmıyor.

Mera arazisinde sondaj için yol da açılacak

Sondajın yapılacağı Buruncuk Mahallesi'ndeki 386 numaralı parsel, mera vasfı taşıyor.

MTA'nın proje dosyasında sondaj çalışmaları için 5 bin 400 metrekarelik alan kullanılacağı belirtiliyor. Ancak İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün yazışmalarında, bu alana ek olarak sondaj yolu için de mera arazisine ihtiyaç duyulduğu görülüyor.

İl Mera Komisyonunun 20 Mayıs 2026 tarihli kararında, sondaj alanına ilave olarak 1.316,397 metrekarelik yol kullanımı öngörülüyor. Böylece arama faaliyetleri için izin sürecine konu edilen toplam mera alanı 6 bin 716,397 metrekareye, başka bir ifadeyle yaklaşık 6,7 dönüme ulaşıyor.

Komisyon kararına göre söz konusu alan için 45 bin 335 lira 68 kuruş ot kaybı bedelinin tahsil edilmesi gerekiyor. Bir yıllık arama izni verilmesi ise ruhsat süresinin uzatılması, geri dönüşüm projesinin kabul edilmesi ve ilgili sözleşmenin imzalanması gibi koşullara bağlanmış durumda.

Öte yandan Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının (YİKOB) görüşünde, mevcut arama ruhsatının 6 Haziran 2026 tarihinde sona ereceği belirtiliyor.

İncelenen dosyada ruhsatın bu tarihten sonra yenilendiğini açıkça gösteren bir belge bulunmuyor. Ruhsatın güncel durumu ve mera izinlerine ilişkin koşulların yerine getirilip getirilmediği açıklığa kavuşturulmayı bekliyor.

Su tüketimi hesabında rakamlar birbirini tutmuyor

Proje dosyasında sondaj sırasında kullanılacak su miktarına ilişkin de farklı hesaplar bulunuyor.

PTD'nin ilk bölümünde toz bastırma için 45, personelin ihtiyaçları için 540, sondaj faaliyetleri için ise 975 metreküp su kullanılacağı belirtiliyor. Bu üç kalemin toplamı 1.560 metreküp olmasına rağmen dosyada 1.545 metreküp olarak yazılıyor. Toplam su tüketimi ise yaklaşık 1.600 metreküp olarak öngörülüyor.

Asıl farklılık personelin su ihtiyacına ilişkin hesaplarda ortaya çıkıyor.

Dosyanın bir bölümünde personelin günlük su tüketimi 3,6 metreküp olarak hesaplanırken, başka bir bölümde 36 personelin kişi başına günlük 228 litre su kullanacağı kabul edilerek bu miktar 8,2 metreküpe çıkarılıyor.

İkinci hesap esas alındığında, yalnızca personelin 150 günlük su ihtiyacı 1.230 metreküpü buluyor. Toz bastırma ve sondaj için öngörülen miktarlar değiştirilmediğinde ise toplam su ihtiyacı 2 bin 250 metreküpe ulaşıyor.

Bu rakam, projenin kesinleşmiş su tüketimini değil, dosyadaki ikinci personel hesabı esas alınarak ulaşılan sonucu gösteriyor. Ancak iki hesap arasındaki fark, MTA'nın öngördüğü yaklaşık 1.600 metreküplük su ihtiyacının nasıl belirlendiği sorusunu gündeme getiriyor.

DSİ de kurum görüşünde su ihtiyacının yeniden değerlendirilmesini, kullanılacak suyun miktarının ve hangi kaynaklardan karşılanacağının belgelenmesini istiyor.

Sondaj çamurunda kimyasal katkılar da kullanılabilecek

MTA, sondaj çalışmalarında su bazlı bentonit çamuru kullanmayı planlıyor. Proje dosyasına göre 2 bin 750 metrelik sondaj boyunca yaklaşık 94 ton bentonit tüketilmesi öngörülüyor.

Ancak sondaj sıvısı yalnızca su ve bentonitten oluşmayabilecek. PTD'nin teknik bölümünde, yeraltındaki jeolojik koşullara ve sıcaklığa bağlı olarak çamura farklı katkı maddelerinin de eklenebileceği belirtiliyor.

Bu kapsamda 8 bin 500 kilogram lignosülfonat, 1.500 kilogram kostik soda, 1.500 kilogram CMC, 100 kilogram barit ve 150 kilogram Spot-W kullanımı öngörülüyor. Dosyada Spot-W'nin, sondaj takımının sıkışması durumunda petrol bazlı çözücülerle ilişkili uygulamalarda kullanılabildiği ifade ediliyor.

Sondajda ihtiyaç duyulması halinde başvurulabilecek bir başka işlem ise asitleme.

MTA, kuyunun verimini artırmak amacıyla rezervuar seviyesine en fazla yüzde 30 derişimde hidroklorik asit (HCl) enjekte edilebileceğini belirtiyor. Asit miktarı, sondaj sonrasında yapılacak teknik değerlendirme ve enjeksiyon testlerine göre belirlenecek.

Kurum, asidin kapalı sistemde rezervuara gönderileceğini, karbonatlı kayaçlarla tepkimeye girerek nötrleşeceğini ve yüzeye asidik akışkan çıkmayacağını öngörüyor.

Bununla birlikte, dosyada belirtilen pH ve elektriksel iletkenlik ölçümleri tek başına arsenik, bor veya ağır metal kirliliğinin bulunmadığını göstermeye yeterli değil. DSİ'nin daha kapsamlı su kalitesi izlemesi istemesi bu açıdan önem taşıyor.

Gürültü hesabında yürürlükten kaldırılan yönetmelik kullanılmış

Sondajın en yakın yerleşim alanı olan Buruncuk'a yaklaşık 800 metre, en yakın meskûn mahale ise 350 metre uzaklıkta yapılması planlanıyor.

MTA, kullanılacak sondaj makinesi ve diğer ekipmanlardan kaynaklanacak gürültünün yerleşim yerlerinde sınır değerlerin altında kalacağını savunuyor. Ancak PTD'nin gürültü hesabındaki bazı değerler bu değerlendirmeyle ilgili soruları beraberinde getiriyor.

Dosyanın 30. sayfasındaki tabloda, 300 metre uzaklık için hesaplanan gece gürültü değeri 61,23 dBA, 400 metre için ise 58,73 dBA olarak veriliyor.

Buna karşılık raporun dayanak aldığı 2010 tarihli Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği'nde, ticari yapılar ile gürültüye hassas kullanımların birlikte bulunduğu ve konutların yoğun olduğu alanlar için gece sınırı 55 dBA olarak gösteriliyor.

Üstelik söz konusu yönetmelik 30 Kasım 2022'de yürürlükten kaldırılarak yerine Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği getirildi.

Rapordaki değerler sahada yapılmış ölçümler değil, hesaplamalardan elde edilen sonuçlar. Bu nedenle gece değerlerinin hangi yöntemle hesaplandığı ve güncel mevzuat kapsamında nasıl değerlendirileceği açıklık kazanmış değil.

MTA, gürültü nedeniyle şikâyet yaşanması halinde sondaj alanının çevresine ses kesici paneller kurulacağını taahhüt ediyor.

Atık havuzunun ölçüleri de farklı

Proje dosyasındaki bir başka hesap farklılığı, sondaj çamurunun depolanacağı atık havuzuyla ilgili.

PTD'nin 33. sayfasında havuz için 10 metre uzunluk, 16 metre genişlik ve 1,6 metre derinlik üzerinden 320 metreküplük hafriyat hesabı yapılıyor. Oysa belirtilen ölçülerin çarpımı 256 metreküp ediyor.

Dosyanın 41. sayfasında ise aynı havuz için bu kez 20 × 10 × 1,6 metre ölçüleri veriliyor. Bu ölçüler 320 metreküpe karşılık geliyor.

Aynı havuza ilişkin iki farklı boyutlandırma bulunması, uygulamada hangi ölçülerin esas alınacağı sorusunu gündeme getiriyor.

DSİ'nin değerlendirmesinde ise havuzun boyutlarından çok, sondaj çamurunun ve test sırasında ortaya çıkacak jeotermal akışkanın nasıl yönetileceği öne çıkıyor.

Kurum, sondaj çamuru ile test akışkanının ayrı depolanmasını ve niteliklerine uygun şekilde bertaraf edilmesini istiyor. PTD'de ise test suyu için ayrı bir depolama alanı öngörülmezken, rezervuardan çıkan suyun atık çamur havuzunda toplanacağı belirtiliyor.

Sondaj bitince sahada beton kalacak

MTA, çalışmalar tamamlandıktan sonra sondaj alanındaki makine ve ekipmanların kaldırılacağını, kazılan toprağın yeniden serilerek arazinin eski haline en yakın duruma getirileceğini belirtiyor.

Ancak PTD'ye göre çalışma sonunda lokasyon betonu ile kuyu başı koruma ünitesi sahada kalacak.

Proje kapsamında sondaj makinesinin kurulması için 30'a 30 metre büyüklüğünde beton platform hazırlanması planlanıyor. Bu platformun ne kadarının çalışma sonunda korunacağı ve mera arazisinin geri dönüşümüne ilişkin koşulların nasıl yerine getirileceği ise dosyada açık biçimde ortaya konulmuyor.

Birleşik çevresel etkiler için ayrı değerlendirme yapılmadı

MTA, sondajın kısa süreli bir arama faaliyeti olması ve kümülatif etki değerlendirmesini gerektiren bir alanda bulunmaması gerekçesiyle ayrı bir kümülatif değerlendirme yapmadı.

Bununla birlikte, Gediz Havzası'ndaki tarımsal su kullanımı, mevcut ve planlanan diğer faaliyetler ile olası jeotermal yatırımların çevre üzerindeki birleşik etkilerinin nasıl ele alındığı dosyada ayrıntılı biçimde açıklanmıyor.

Öte yandan sondajın başarılı olması durumunda ruhsatın ileride özel sektöre devredilmesinin de önü açık.

MTA, jeotermal akışkana ulaşılması halinde ruhsatın ilgili mevzuat kapsamında ihale yoluyla devredileceğini, işletme aşamasında gerekli izinlerin ise sahayı devralacak kişi veya kuruluşlar tarafından alınacağını belirtiyor.

Dolayısıyla verilen ÇED kararı, olası bir jeotermal işletmenin bütün çevresel etkilerini değil, mevcut arama faaliyetini kapsıyor. İşletme aşamasına geçilmesi halinde yatırımın niteliği, üretim kapasitesi, jeotermal akışkanın kimyasal özellikleri ve atık yönetimi gibi konuların ayrıca değerlendirilmesi gerekecek.

MTA'nın sondaj projesi için ÇED süreci olumlu sonuçlanırken, DSİ'nin su kaynaklarının korunmasına ilişkin taleplerinin nasıl karşılandığı, mera izinlerinin güncel durumu ve proje dosyasındaki teknik hesap farklılıklarının giderilip giderilmediği henüz açıklığa kavuşmuş değil.

Kaynak: HABER MERKEZİ