Herhangi bir aidiyet duygusuna, sorumluluk bilincine değil de her tarafından karaktersizlik akan bencilliğe ve betonarme bir duyarsızlığa sahipseniz, hayatı magazin gibi yaşıyorsanız; dün Vietnam sizi ne kadar ilgilendirmişse, bugün Venezuela da o kadar ilgilendiriyor demektir. Bu ilgilenme hali aynı zamanda yeryüzünün ve insanlığın ahvaline ve geleceğine dair hak, yetki ve sorumluluğun da kalitesini oluşturur.

Ne demek istediğimizi anlatmak için, ahalinin kıtalar ötesindeki olaylara ve kişilere dair düşüncelerini irdelemek, pek lüks bir talep olur. Çünkü isteyen, üç ay önce neler yaşadığımızı, sokağa çıkıp yurdum insanına sorabilir ve bir kere daha algı ve yorum kalitemizi görebilir. Çok acımasızsın diyenler çıkacaktır ve onlara yanıtımız şudur: “Ben acımasız olabilirim ama sen de gerçekleri saklayan bir yalancı ve korkaksın!” Neyse.

Olup biteni yalnızca bugüne sıkışarak ya da kısa vadeli beklentiler peşinde koşarak değil, düne dair birikim ile yarına dair öngörü, teklif ve temenniyle harmanlayarak değerlendirmek zorundayız. Biz buna “dünya görüşü” diyoruz. Emperyalizmin kasası kapitalizm ile uşaklarının, Venezuela’nın yer altı ve üstü kaynaklarına salyalar akıtarak bakması ile evrensel insanlık değerleri ve daha yaşanır bir dünya beklentisi ile sömürüye, savaşa ve vandallığa, ulusların kaderlerini belirme haklarının çiğnenmesine hayır diyenler arasında uçurum vardır. Dünya görüşü, işte o uçurumun hangi yakasında durduğumuzun ilmühaberidir.

Bu ilmühaber, korkunç sözleri ve saçma hareketleriyle “Neo Ortaçağ” patronluğuna soyunmuş kriminal Trump’ın ya da diktatörlük sarhoşluğuyla güzelim ülkesini cılk yaraya çeviren Maduro’nun yanında olmayı anlatmak zorunda değildir. Ne münasebet? Yeryüzü, onu cehenneme çevirmek isteyen manyaklar dışında da bir hayatı, geleceği, barışı, paylaşımı, kardeşliği hak ediyor. Biz hak edilenin ve edenin yanındayız.

Siz aldırmayın liboşun, rüzgârgülünün “İdeolojiler bitti!” diye saçmalamasına. İşte tam da ona bunu söyleten şeydir “dünya görüşü”, çünkü “ideolojisi” onu öyle konuşturmaktadır. Yalpalamanın, net tavır gösterememenin, cahilliğin, işine geldiği gibi davranmanı, omurgasızlığın, dönekliğin, karaktersizliğin, hele ki korkaklığın adı ne zamandan beri “ideoloji bitti” demenin kanıtı oldu? Ki bütün bu sefillik örneklerinin her birinin, senin benim midemizin kaldıramayacağı mesailere muhtaç birer “dünya görüşü", “ideoloji tercihi” olduğunu da lütfen unutmayalım.

İnsanın harbiden isyan edesi geliyor. Bu Frankoşeytan faşistler, emperyalistler, yobazlar, batının Ku Klux Klan artıkları, doğunun her gün adı değişen dinci katil çeteleri, küresel sömürü odağı tröstler, kuklaları, tetikçileri, işbirlikçileri yüzünden konuştuğumuz, uğraştığımız, kaygılandığımız şeylere bakın. Yıl 2025 yahu!

"Bu tipler kıtayı imparatorluklarına çevirip, dünyanın geri kalan kısmında neo ortaçağ tipi sömürge alanları yaratmak, çökmek, sarkmak istiyorlar" diye yeni bir tümceye başladım ki, okyanus ötesi emperyal toplaşmanın dış işleri mi ne bakanıysa, lafı kalemime tıktı: "Yeryüzünün yarısı, batı küre bizim! Bize ait olanı alacağız!" Bu saçmalıklar halen Grönland, Kolombiya, Küba falan diye sürmektedir. Bir ara Kanada diye de konuşuyorlar mıydı? Ben bu lafazanlığı, “Bir kıtayı, tek devlet yapma aç gözlülüğü” olarak adlandıracaktım ki, meğer dünyanın bir yarı küresini ele geçirmek, öteki yarı küreyi de köleleştirmek isterlermiş. Danimarka’ya “Grönland kaç para, çek mi nakit mi olsun?” diye soracak kadar zıvanadan çıkmışlar.

Bunlar birer şaka değildir. Trump ile ekibinin (Her ekip, liderine ya da başkanına benzer, cümlesinin kulağı çınlasın) egosantrik hezeyanı, megaloman zevzekliği, soap opera ya da reality show şirinliği hiç değildir. Nükleer cehennemi başlatma butonunu yanında taşıyan tiplerden söz ediyoruz.

Bu arada Trump’ın zıvanadan çıkmış “one man show” saçmalıklarını izlerken, aklınıza Şarlo’nun “dünya küresiyle top gibi oynayan Hitler” canlandırması geldi mi? Ya da Mussolini’nin mikrofon karşısında kendinden geçmiş halleri? Madara –pardon- Maduro ya da tam adıyla Nicolos Maduro Moros’un bu tiplere benzemeye çalışan zavallı danslarına, özenti şaklabanlıklarına gelince… Bu modası geçmiş Latin diktatörün ve benzerlerinin; Zapata, Bolivar, Che, Castro, Allende, Denizler ve Mahirler ve bilcümle devrimcilerle karşılaşacağı gün orada olmayı ne isterdim!

Gelelim ABD’nin Venezuela’ya çökmesine… Trump ve ekibinin yönettiği ABD’nin Venezuela haydutluğu, yeni bir dönemin kapısı açmıştır ve bu dönemde her şey temize çekilecektir.

Bana göre, Emperyalizm başta olmak üzere, iyilikten ya da kötülükten yana tüm kavramlar, değerlendirmeler, tahliller ve öngörüler çöpe atılmıştır ya da tümüyle yeniden tanımlanmalıdır. Yeryüzü, her türlü tanımın ötesine geçenler tarafından yönetilmektedir. İnsanlık, yeryüzünü dinamitlemek dâhil, her şeyi göze almışlarla muhataptır. BM başta olmak üzere, her tıynetten uluslararası örgütlenmeler, kavramlar, antlaşmalar ciddiyetini, yaptırım gücünü, saygınlığını, muhatap alınma kalibresini yitirmiştir.

Bunlar bir yana, insanlık kitaplığını, hafızasını, kazanımlarını, birikimlerini, geleceğe dair öngörü ve umut yeteneğini yitirmek gibi korkunç bir geleceğin kapısı önündedir. Bu işin şakası yoktur. Şaşıranlara şaşırmak demiştim, ona bile zamanımız yoktur.

Sürdüreceğim.