Dünya korkunç günler geçiriyor. Sorumluları da insanlığın tutuculuğa, yobazlığa, fanatizme en meyilli sinir uçlarını kışkırtan emperyalizm ile coğrafyalarda bunlar sayesinde ayakta duran işbirlikçileridir. Bu köşeyi düzenli okuyanlar, insanlığın kenarına getirilip bırakıldığı bu yeni dünya düzenine “Neo Ortaçağ” adını verdiğimizi, olup biteni bu tahlil üstünden okuduğumuzu bilirler. Emperyalizm yeni bir sıkışmışlığı yaşıyor. Onun günümüzde en büyük ağababası Amerika’dır. Amerikan-İsrail (elbette ve her zaman olduğu gibi İngiltere ile yancıların hizalandığı) koalisyonu ile İran (şimdilik tek başına görünüyor) arasında beklenen ve hızla bölgeye yayılmakla meşgul olan savaş, 2026 yılı dünyasının hazin fotoğrafını da ortaya koyuyor.

****

Bir fotoğraf okuması yaparsak, dünyanın hali şudur:

Birleşmiş Milletler ile bağlı kuruluşları, paydaşları, iyi niyet elçileri, manifestoları, ıvırı zıvırı çöptür. O binalara, içinde dolaşanlara, elektriğine suyuna harcanan ve galiba hepimizin üç kuruş beş kuruş hakkı olan o paralara yazıktır. Avrupa Birliği denen, küresel olmasa bile kıtasal emperyal hegemonyasını, “Avro-Euro-Ekü” ya da her neyse onun dışında gösteremeyen, Amerika karşısında iki seksen uzanıveren (Viva İspanya! Bakalım “duruşunun” bedelini nasıl ödetecekler?) bir başka çöptür. Yeryüzünün düşünce, estetik, sanat, kültür, bilim, eğitim kolonlarını oluşturmanın onurunu bile koruyamayan, bu değerleri tıpkı bizdeki “sosyete oyalanmaları” benzeri tuhaflıklara çeviren, bunak bir kıtayı tanımlamaya çalışıyorum. Dünyanın insan haklarından yeşil bir şeylerine, yazı çizi-felsefe-basın-düşünce, sanat-kültür falan filan dallarındaki toplaşmalarına. Kimilerine üye, kimilerinin destekçisi olarak söyleyeyim ki, bunların da alayı çöptür.

Çünkü bir füze düşer, 200’e yakın çocuk ölür. İnsanlık onlara mezar kazarken, aynı zamanda içine gireceği utanç kuyuları, debeleneceği çöp çukurları da açar. Şimdi hepimiz, andığım ya da unuttuğum cümle üfürükten tayyare saçmalıklara, o çöp çukurlarında da mal mal birbirimize bakmaktayız.

****

Bu ahlaksız tayfasının, başımıza açtıkları belalara dair beyanları, kendilerini aklama karşısındakileri boklama çabalarını okuyor musunuz? Ne diyor mesela Trump? “Onlara nükleer bilmem ne yaptırmayacağız1” Güzel, elbette kimse senin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığın, hala ölümcül tehlikeler saçan o bombalardan üretmemeli ve atmamalı. İyi de kardeşim, sen boğazına kadar nükleer silahlara gark olmuşken, bu ne menem bir rezilliktir ki, başkasının aynı şeyi yapmasını istemiyorsun?

Elbette bütün bu kanlı garabet yanında konuşmamız gereken şeyler de var. O da, bu korkunç savaşın şimdilik tarafları olan İran, İsrail, Amerika özelinde ve eliyle, insanlığın mahvolan birikimleridir. Bu üç kadim uygarlık odağının, insanlığın bilim, felsefe, sanat ve kültür hafızasına armağan ettiği eşsiz değerleri, ortaya koydukları taşınır ya da taşınmaz varlıkları, onlar sayesinde ne muhteşem yolculuklara çıkıp bugünlere ulaştığımızı düşünecek olursak, savaşın asıl neleri mahvettiğini daha iyi görürüz. Her birinden örnekler vermeye kalksak bu gazetenin, önümüzdeki yüz sayısını bu işe ayırmamız gerekir.

****

Doğru soru şudur, bugün başımıza bu belayı açanların, hayıflandığımız konuyla bir ilgisi var mı? Doğru yanıtlara ulaşmak için de, fazla değil örneğin son 30-40 yılda yazdıklarından, çizdiklerinden, çektiklerinden ya da söylediklerinden dolayı İran’da kaç sanatçının başına neler geldi? İsrail’de anti-Siyonist tavırlarından, Filistin’e uygulanan ayrımcı politika ve uygulamalara itirazlarından ötürü, kaç sanatçı hangi muamelelere uğradı? Trump’a bakınca entelektüel anlamda büyük bir hayal kırıklığı anıtı görürüz de, yaptıklarına eylediklerine itiraz eden sanat insanlarının kaçı işsiz kalıyor, hedef gösteriliyor mesela? Diyeceğim, başımıza açılan bu yeni belayı konuşurken, bu açıdan da tümceler kurmamız gerekiyor. Çünkü birikimlerini yitirmeyi umursamayan bir yeryüzü, tüm belaları ve faillerini artık umursamıyor demektir. Oysa geleneği yarınlara taşıyanlardan Yahya Kemal ne diyor:

“Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış / Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle / Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış / Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle…”

Şiirin tamamını ve Üstadın kimden, neden, nereden söz ettiğini bulmak size kalmış. Biz yazıyı bir başka şiirle bitirelim:

“Yurtta Barış, Dünyada Barış” Gazi Mustafa Kemal Atatürk.