Günlük, ya da haftalık yazılarımı kaleme alırken dünden bugüne uzanan birçok konu başlığını gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiririm. Özellikle ailemden kalan kitapları, sonra da kendi kitaplığımı, çocuklarımın ve de son kuşak torunlarımın kitaplıklarına elim uzanır. Öyle ya, günümüz siyaseti ile ekonomik konular da deyimler ve yasalar TBMM çatısı altında durmadan "feleğin çarkı" misali döndüğünden yazdığım yazıyı defalarca okuyup, düzeltmeler yaparım. Aksi halde ne tarih ne de okurlarım beni af eder.

Daha ilkokul sıralarında iken "şair ruhlu" bir kişiliğim vardı. Ortaokul ve Liseyi İzmir Namık Kemal Lisesi'nde güçlü Türkçe ve Edebiyat hocalarımdan hayli ilham alarak bitirdim. Lisede iken mahalli bir gazetemizde spor muhabirliği yapıyordum.

****

Bu arada ilkokuldan itibaren karaladığım birçok şiirim vardı. Bunları daktiloda çoğaltıp 100 şiirimi bastırma aşamasına gelmiştim. Takdir edersiniz ki, bu durumu Özellikle rahmetli hocam Fuat Edip Baksı' ya göstermeden bastırmam da büyük saygısızlık olurdu. Nitekim ilkokulda yazdığım "Rimel" adlı şiirimi de kitabımın kapağı yapmıştım. Hocama gösterdim. Heyecanla ağzından çıkacak olumlu ve olumsuz kritikleri beklemeye başladım. Bu kadar güzel şiirin arasından niye Rimel' i seçtiğimi sormakla konuşmaya başladı. Ben de "Çünkü" diye başlayıp "Bu benim ilkokul 3. Sınıfta yazdığım, biraz da mizah kokan şiirimdi, okunun için bu adı seçtim hocam" diye bir savunma yaptım.

Fuat Edip Baksı hocam gülüyor muydu, ağlıyor muydu kestiremediğim davudi sesiyle " Hadi oradan şair oğlum!" dedikten sonra kitap taslağımı iade ederek emretti: "Oku bakalım kitabına kapak olan Rimel şiirini!" Yarı ağlamaklı olarak başladım Rimel' in dizelerini okumaya:

" Yakışıklı derler, /şu hanıma! /Geçip karşısına /seyredeler gözlerini doya, doya! / Seyrettikleri nedir, bilir misiniz? / Hanımın oğlundan alıp/gözlerine sürdüğü / Mor kalem boya!" Ve ardı arkası gelmeyen işkence dakikaları! başladı:

"Oku bakalım!", "Bir daha oku!", "Bir daha!"

****

Bıkıp usanmadan okudum!

Sonunda dayanamayan Baksı Hocam: "Oğlum, ne derlermiş hanıma?" dedikçe ben Hocam baktı k, o karışık ruh yapısı içinde anlamıyorum; o zaman "işin inceliğini açıklamak zorunda kaldı: "Oğlum, hanımlara değil, erkeğe yakışıklı derler!"

Jeton düşmüş, ama iş işten de geçmişti! Bende Hindular'ın ölülerini yakıp küllerini Ganj nehrine atığı gibi, şiirlerimi Kordon boyunda yakıp, mavi İzmir Körfezi sularına serpiştirdim!

Kıssadan hisse deyip o günden itibaren şiiri bırakıp adam gibi spor müsabakası kritikleri yapıp değerli İzmirli okurlarıma sundum.

Ondan sonrası da malumunuz olduğu gibi, Gazete dokuz Eylül'ün bu sayfalarında köşe yazılarımı sizlere denetlenmiş, yani tashih edilerek sunmaya gayret ediyorum. Eğer kusurum olmuşsa af edin...

Clive Cussler' in dediği gibi "Bitirmek için yarını, başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz."

****

A Milli Futbol takımımız FİFA Dünya klasmanında 3 basamak atlayarak 22. Sıraya yerleşti. 24 Yıl sonra Amerika biletini aldı. Dolayısı ile 24 yıllık hasrette bitti.

Değerli okurlarım, sevgili dostlarım gelecek hafta yine bu köşemde sizlerle buluşmak umuduyla selam ve sevgilerimi sunuyorum. Saygılarımla.