TBMM Adalet Komisyonu bünyesinde maraton görüşmelerin ardından kabul edilerek Genel Kurul gündemine taşınan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi üzerindeki tartışmalar devam ediyor. Kamuoyunda çerçeve yasa veya süreç yasası olarak adlandırılan düzenlemeye ilişkin YENİ Parti komisyon üyesi milletvekilleri kapsamlı bir ek görüş raporu hazırlayarak Meclis Başkanlığına sundu. Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer ve Muğla Milletvekili Cumhur Uzun imzasını taşıyan metinde, toplumsal barışın yalnızca dar bir güvenlik çerçevesine sıkıştırılamayacağı ifade edildi.

Hazırlanan raporda, toplumsal huzur ve çatışmasızlık ortamının tesis edilmesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin merkezi bir rolde bulunması gerektiği savunuldu. Sürecin kalıcı bir başarıya ulaşması için parlamentonun pasif kılınmaması gerektiği vurgulanırken, bürokratik kararlara veya Milli Güvenlik Kurulu takvimlerine ihale edilen bir yaklaşımın beklenen toplumsal mutabakatı sağlayamayacağı kaydedildi.

Güvenlikçi anlayış yerine parlamenter irade talebi

Muhalefet temsilcileri tarafından kaleme alınan metnin ilk bölümünde, kanun teklifinin mevcut yapısıyla temel eksiklikler barındırdığına dikkat çekildi. Toplumsal bütünleşme ve barış arayışının sadece terör örgütünün silah bırakması parantezine hapsedilemeyeceği vurgulanarak; esas çözümün hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesi, yargı bağımsızlığının güvence altına alınması ve bireysel özgürlük alanlarının genişletilmesiyle mümkün olabileceği aktarıldı.

"Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın" kararlılığının kararlılıkla sürdürüldüğü ifade edilen değerlendirmede, Meclis iradesini devre dışı bırakan ve denetim mekanizmalarını zayıflatan bürokratik yöntemlerin geçmişte istenen sonuçları vermediği hatırlatıldı. Yargı organlarının önüne onarıcı ve kalıcı kurallar koymak yerine süreci ucu açık takvimlere ertelemenin toplumsal güveni zedelediği savunuldu.

Yerel yönetimler ve kayyum uygulamalarına sert eleştiri

Raporun ikinci ana temasını yerel demokrasi ve belediye yönetimlerine yönelik müdahaleler oluşturdu. Seçmen iradesine saygı duyulmasının demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez bir unsuru olduğu hatırlatılarak, son dönemde yaşanan görevden uzaklaştırmalar ve atamalar verilerle eleştirildi. Değerlendirmede, çok sayıda belediye başkanının idari kararlarla görevden el çektirildiği veya siyasi baskılar altında parti değiştirmek zorunda kaldığı öne sürüldü.

Ege Üniversitesi’nde “izin” tartışması: “Anayasal hak engellenemez”
Ege Üniversitesi’nde “izin” tartışması: “Anayasal hak engellenemez”
İçeriği Görüntüle

Yerel yönetimlerde seçilme hakkının koruma altına alınması gerektiği savunularak, herhangi bir nedenle boşalan belediye başkanlığı makamına yeni ismin sadece belediye meclisi üyeleri arasından seçilmesini zorunlu kılacak yasal bir düzenlemenin şart olduğu kaydedildi. Merkezi idarenin atama yoluyla yerel iradeyi ikame etmesinin, halkın sandığa olan güvenini derinden sarstığı tespiti yapıldı.

Ceza kanununda köklü reform ve adil yargılanma önerileri

Demokratikleşme adımları kapsamında Türk Ceza Kanunu ve ilgili mevzuatlarda acil değişiklik yapılması gerektiği bildirildi. İfade özgürlüğü ile siyasi eleştiri hakkının önündeki yasal engellerin kaldırılması istenen raporda, uygulama alanında tartışmalara yol açan Cumhurbaşkanına hakaret suçunun tamamen yürürlükten kaldırılması gerektiği ifade edildi.

Bunun yanı sıra toplumsal muhalefeti baskı altına aldığı iddia edilen "halkı kin ve düşmanlığa tahrik", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "örgüt propagandası ve yardım" suçlarını düzenleyen maddelerin uluslararası insan hakları standartlarına uygun şekilde yeniden ele alınması talep edildi. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmaması gerektiği belirtilirken, kamuoyunu ilgilendiren kritik davaların TRT ekranlarından canlı yayınlanarak yargıda şeffaflığın sağlanması önerisi sundu.

Kaynak: HABER MERKEZİ