Anadolu’nun binlerce yıllık tarihi mirası, ihmaller ve kaçak müdahaleler nedeniyle büyük tehdit altında. İzmir’in Kemalpaşa ile Torbalı ilçeleri arasındaki Karabel Geçidi’nde bulunan Hitit Kaya Anıtı’nda meydana gelen ağır tahribat, kültür varlıklarının korunması konusundaki eksiklikleri yeniden gündeme taşıdı. Hitit İmparatorluk Çağı’na, yaklaşık MÖ 13. yüzyıla tarihlenen Karabel Kaya Anıtı’nın üzerine kimyasal maddeler döküldüğü, kabartmanın bazı bölümlerinin kırıldığı ve alt kısmının zarar gördüğü belirtildi. Uzmanlar, yaşananları yalnızca bir tahribat değil, “binlerce yıllık kültürel hafızaya vurulmuş büyük bir darbe” olarak değerlendiriyor.
ANADOLU’NUN TARİHİ BELLEĞİ YARALANDI
Karabel Kaya Anıtı, Batı Anadolu tarihinin en önemli arkeolojik belgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Kaya üzerine işlenen savaşçı figürü ve yanında bulunan Luvi hiyeroglif yazıtları, bölgenin Hitit dönemindeki siyasi yapısına ışık tutuyor.
Anıtın, Hititlere bağlı Mira Krallığı’nın hükümdarı Tarkasnawa’ya ait olduğu biliniyor. Yazıtta yer alan ifadeler, Tarkasnawa’nın soyunu ve hükümdarlığını anlatıyor:
“Mira Ülkesi Kralı Tarkasnawa, Mira Ülkesi Kralı Alantalli’nin oğlu, Mira Ülkesi Kralı ...’nin torunudur.”
Bu yazıt, yalnızca bir hükümdarın kimliğini değil, aynı zamanda Batı Anadolu’daki Hitit egemenliğinin izlerini taşıyan eşsiz bir tarihi belge niteliği taşıyor.
HERODOT’UN DA BAHSETTİĞİ ANIT
Karabel Geçidi, antik çağlarda Efes ile Sardis arasındaki önemli geçiş noktalarından biri olarak biliniyordu. Stratejik konumu nedeniyle bölge, tarih boyunca büyük önem taşıdı.
Antik kaynaklarda da adı geçen Karabel Anıtı, geçmişte farklı yorumlara konu olmuş; ancak yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda eserin Mısır firavunu ya da Hitit merkez kralına değil, Mira Krallığı hükümdarı Tarkasnawa’ya ait olduğu ortaya çıkarılmıştı.
DAHA ÖNCE DE YOK EDİLDİ
Karabel’de yaşanan tahribat, bölgenin geçmişte yaşadığı kayıpları da yeniden hatırlattı.
1970’li yıllarda gerçekleştirilen yol çalışmaları sırasında Karabel Geçidi’nde bulunan bazı kaya yazıtlarının dinamitlerle yok edildiği biliniyor. Günümüze ulaşan son büyük kabartmanın da zarar görmesi, uzmanlar tarafından “telafisi mümkün olmayan bir kayıp” olarak değerlendiriliyor.
Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu Başkanı arkeolog Nezih Başgelen, anıtın alt bölümünün parçalandığını ve üzerine asit benzeri maddeler döküldüğünü belirterek, yaşananların ciddi bir koruma zaafı olduğunu vurguladı.
“BU BİR KORUYAMAMA ÖRNEĞİ”
Torbalı Güncel'de çıkan habere göre uzmanlara göre Karabel’de yaşananlar, yalnızca tek bir tarihi eserin değil, Türkiye’de açık alanda bulunan birçok kültür varlığının karşı karşıya olduğu tehlikeyi gösteriyor. Binlerce yıl boyunca doğal koşullara direnen kaya anıtlarının günümüzde insan müdahalesiyle zarar görmesi kabul edilemez bulunurken, eserlerin korunması için acil önlemler çağrısı yapılıyor.
Uzmanların önerileri arasında;
- Anıt çevresine 7/24 kamera ve fotokapan sistemleri kurulması,
- Düzenli güvenlik kontrolleri yapılması,
- Fiziki koruma önlemlerinin artırılması,
- Kimyasal zarar gören bölümlerde uzman ekiplerce konservasyon çalışması başlatılması,
- Kültür varlıklarına zarar verenlere yönelik cezaların caydırıcı hale getirilmesi bulunuyor.
TORBALI’NIN TARİHİ ZENGİNLİĞİ TEHDİT ALTINDA
Karabel Anıtı’nın yanı sıra Torbalı ve çevresi, Anadolu tarihinin önemli merkezlerinden biri konumunda. Bölgede bulunan Metropolis Antik Kenti, Torbalı’nın binlerce yıllık geçmişini ortaya koyan en önemli arkeolojik alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasında, Gallesion Dağı eteklerinde bulunan kentte tiyatro, meclis binası, Roma hamamları, sütunlu caddeler ve mozaikli yapılar gün yüzüne çıkarıldı.
Düzenli kazılar ve koruma çalışmaları sayesinde Metropolis, Karabel’e göre daha güvenli bir durumda bulunuyor. Ancak bölgedeki sanayileşme baskısı ve taş ocağı girişimleri, tarihi alanların çevresindeki tehditleri de gündemde tutuyor.
“MİRASIMIZA SAHİP ÇIKMAK ZORUNDAYIZ”
Uzmanlar, Karabel Kaya Anıtı’nda yaşananların yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da bir sorumluluk olduğunu vurguluyor. Yaklaşık 3 bin yıldır ayakta duran bir tarihi eserin birkaç kişinin müdahalesiyle zarar görmesinin kabul edilemez olduğunu belirten arkeologlar, “Anadolu’nun hafızası korunmazsa gelecek kuşaklara anlatacak bir tarihimiz kalmayacak” uyarısında bulunuyor.








