Aslı Bekiroğlu'ndan kötü haber
Aslı Bekiroğlu'ndan kötü haber
İçeriği Görüntüle

SEMİ TEKTAŞ/Türkiye’de son 20 yılda sağlık hizmetlerine başvuru alışkanlıkları büyük ölçüde değişti. 2000’li yılların başında düşük seviyelerde olan kişi başı hekim müracaat sayısı, 2024 itibarıyla 12,2’ye yükseldi. Bu rakamla Türkiye, OECD ülkeleri arasında Güney Kore ve Japonya’nın ardından hekime en fazla başvurulan üçüncü ülke konumuna geldi. Artan başvuru sayıları sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşmasıyla ilişkilendirilirken, sağlık emekçileri ise tablonun sağlık sisteminin işleyişi açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Sevk zincirinin bulunmaması, vatandaşların basit rahatsızlıklarda dahi doğrudan hastanelere yönelmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinin geri planda kalması, tartışmaların merkezinde yer alıyor.

“’Sizi hasta edeceğiz’” anlayışını dayatan bir sistem oluştu”

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı (SDP) eleştiren Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Başak Edge Gürkan, SDP ile sağlıkta piyasalaşmanın önünün açıldığının altının çizdi. Gürkan, “2003 yılında başlayan SDP ile birlikte koruyucu sağlık hizmetleri, açık ifadeyle, geri plana itilmiş; sağlık sistemi daha çok tedavi edici hizmetlerin sunumuna yönlendirilmiştir. Oysa koruyucu sağlık hizmetleri, daha düşük maliyetlerle yurttaşların hastalanmadan önce sağlıklarını korumayı amaçlayan temel bir basamakken, tedavi edici sağlık hizmetleri daha yüksek maliyetler içermektedir. SDP ile birlikte tedavi edici sağlık hizmetlerinin ağırlık kazanması, sağlık sisteminin piyasalaşmasının ve yaşanan sorunların başlangıcı olmuştur. Aynı süreçte laboratuvar ve görüntüleme gibi hizmetler de özelleştirilmiş ve taşeron firmalara devredilmiştir. Aslında bu programla birlikte iktidar, yurttaşlara adeta “sizi hasta edeceğiz” anlayışını dayatan bir sistem oluşturmuştur. Şehir hastanelerinin açılış sürecinde hastanelere yüzde 70 doluluk, yani hasta (müşteri) garantisi verilmesi de bu yaklaşımın açık bir göstergesidir” diye konuştu.

“Ülkemizde insanlar sağlıklı yaşam koşullarına ulaşamıyor”

Türkiye’de insanların sağlıklı yaşam koşullarına ulaşamadığını ifade eden Edge Gürkan, hekim başvuru sayıları hakkında ise şu verileri paylaştı: “OECD ülkelerinde yıllık ortalama hekim başvurusu 6,5 iken, Türkiye’de her yurttaş yılda ortalama 12,2 kez hekime başvurmaktadır. Bir ülkede hekime başvuru sayısının yüksek olması; o ülkedeki insanların daha fazla hastalandığı, kendilerini daha sık hasta hissettiği, sağlık hizmetlerinin gereksiz kullanımının arttığı ve sağlık tüketiminin teşvik edildiği anlamına gelebilir. 2025 yılında her yurttaşın yılda 12,2 kez hastaneye başvurması, Sağlık Bakanı tarafından bir başarı göstergesi olarak açıklanmıştır. Ancak bir toplumun daha fazla hastaneye başvurması, sağlık sisteminin başarısını değil, aksine sistemin sorunlarını ve başarısızlığını göstermektedir. Açıklanan bu rakam, aslında “daha fazla hastalanan, daha fazla sağlık hizmeti tüketen bir toplum” tablosunu ortaya koymaktadır. Bu veriler, ülkemizde insanların doktora ulaşabildiğini ancak gerçek anlamda sağlıklı bir yaşam koşullarına ulaşamadığını göstermektedir.”

“Hekimler yüksek tazminat riskleriyle karşı karşıya kalıyor”

Bazı bölümlerde muayene sürelerinin 3-5 dakikaya düştüğünü ifade eden Edge Gürkan, bu durumunda doktorların sürekli tetkik istemesine neden olduğunu ifade etti. Edge Gürkan, “Artan yoksullukla birlikte sağlıklı beslenme ve barınma gibi temel haklara erişimin zorlaştığı bir ülkede, yurttaşların daha fazla hastalanması ve hastanelere daha sık başvurması şaşırtıcı değildir. Muayene sürelerinin 3-5 dakika ile sınırlandırılması, malpraktis davaları nedeniyle hekimlerin yüksek tazminat riskleriyle karşı karşıya kalması, hekimleri daha fazla tetkik istemeye yönlendirmektedir. Bunun yanında, bazı firmaların ekonomik çıkarlarını artırmak amacıyla gereksiz ileri tetkiklerin istendiği de görülmektedir. Bunun en önemli göstergelerinden biri, MR ve BT çekim sayılarındaki yüksek artıştır. Performans ve teşvik sistemiyle birlikte hekimlere “daha fazla hasta bak, daha fazla ameliyat yap” baskısı uygulanması, sağlık sistemini içinden çıkılması zor bir noktaya taşımıştır. Bugün personel eksikliği ve artan hasta yoğunluğu nedeniyle sistem büyük ölçüde tıkanmış, sağlık hizmetlerinin nitelikli şekilde sunulması giderek zorlaşmıştır” diye konuştu.

“Sağlıkta Dönüşüm Politikalarından derhal vazgeçilmelidir”

Soruna ilişkin çözüm önerilerini sıralayan Edge Gürkan, “Çözüm önerileri ise açıktır. Sağlıkta Dönüşüm Politikalarından derhal vazgeçilmelidir. Nitekim bazı Avrupa ülkelerinde de sistemin tıkanması üzerine benzer uygulamalardan geri adım atılmıştır. Piyasalaşmış sağlık anlayışı terk edilerek kamusal bir sağlık hizmeti yeniden güçlendirilmeli, koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli kaynak ayrılarak toplumun hastalanmadan önce sağlığının korunması hedeflenmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.

“Vatandaş en ufak şikâyette hekime başvuruyor”

Artan muayene sayılarını hakkında konuşan Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, “Birinci sebep şu: Vatandaş bilinçli değil. Bilinçli olmadığı için her konuda hastaneye gidiyor. En küçük şeylerde bile hastanelere başvuruyor. İkinci konu ise ülkemizde sevk zincirinin olmaması. Vatandaş, aile hekimine gitmeden, aile hekiminin çözebileceği basit rahatsızlıklarda bile doğrudan hastaneye gidiyor. El ağrısı, kol ağrısı gibi sorunlarda dahi hastanelere başvuruyor. Vatandaşın, acil durumlar haricinde doğrudan hastaneye gitmesi doğru değil. Elbette acil durumlarda vatandaş hastanenin acil bölümüne başvurabilir, ambulans hizmetinden yararlanabilir. Ancak bunun dışında öncelikle aile hekimine gitmesi gerekiyor. Eğer ileri bir tedavi uygulanması gerekiyorsa devlet hastanesine, eğitim araştırma hastanesine veya üniversite hastanesine yönlendirilmesi gerekiyor. Vatandaşın bilinçsiz başvuruları nedeniyle önemli sorunlar yaşanıyor. Bir eğitim araştırma hastanesine ya da üniversite hastanesine gitmemesi gereken bir vatandaş başvurduğunda, gerçekten o hizmete ihtiyacı olan vatandaşların önüne geçmiş oluyor” ifadelerini kullandı.

“Toplum olarak hastalanıyoruz”

Yurttaşların hastalanmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade eden Doğruyol, “Bazı sağlık bakanları da zaman zaman bu konuda açıklamalar yaptı. “2025 yılında şu kadar poliklinik yapıldı, 2026 yılında bu kadar oldu” gibi ifadeler kullandılar. Ancak hiçbir sağlık bakanı poliklinik sayısıyla övünemez. Sağlık Bakanlığı’nın, devletin ve hükümetlerin asli görevi vatandaşları hasta ettikten sonra tedavi etmek değil, vatandaşların hastalanmasını önlemektir. Yani koruyucu sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaktır. Toplum olarak hastalanıyoruz. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Vatandaşlarımızın yediği, içtiği, giydiği, hatta yaşadığı ortam bile sağlık üzerinde etkili oluyor. Devletin, hükümetin ve Sağlık Bakanlığı’nın temel görevi vatandaşın sağlığını korumaktır. Ancak bizde sistem tam tersinden ilerliyor. Vatandaşı hasta olmadan korumak yerine, hasta olduktan sonra tedavi etmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

“Doktor daha rahat sürede muayene yapmalı”

Doğruyol, “Normalde bir hastaya ayrılması gereken belirli zaman dilimleri vardır. Eğer bu sürelere uyulmazsa vatandaş kapıdan giriyor, “Şu rahatsızlığım var” diyor, doktor ilacını yazıyor ve gönderiyor. Bu şekilde sağlıklı bir hizmet verilmesi mümkün değil. Siz hastayı kapıdan alıp “Rahatsızlığım var” dediğinde sadece ilaç yazıp gönderirseniz bundan verim alma şansınız yok. Eğer hastanelerde doktorlarımızın hastalara ayırdığı zaman genişlerse hem hekimlerimiz daha sağlıklı çalışır hem de vatandaşlarımız daha kaliteli sağlık hizmeti alır. Biz bunları yapmadığımız için maalesef hem hekim arkadaşlarımızı zor durumda bırakıyoruz hem de vatandaşlarımızın daha kaliteli sağlık hizmetine ulaşmasının önüne geçmiş oluyoruz” dedi.

“Hem sağlığımı hem de psikolojimi bozuyor”

İzmir’de yaklaşık 2 aydır randevu bulamadığını belirten Vezir Abaylı, “Reflü rahatsızlığım nedeniyle gastroenteroloji cerrahisine muayene olmak istiyorum. Yaklaşık iki aydır MHRS üzerinden gastroenteroloji cerrahisi için randevu almaya çalışıyorum; ancak hiçbir şekilde uygun randevu bulunamıyor. Böylesine büyük bir şehirde ve bu kadar çok devlet hastanesi olmasına rağmen uzun süredir randevuya ulaşamamak hem sağlığımı hem de psikolojimi olumsuz etkiliyor. Reflü şikayetlerim devam ediyor, tetkik ve tedavi sürecine başlanması gerekiyor; ancak randevu bulamadığım için ilerleyemiyorum. Gastroenteroloji cerrahisi alanında randevu planlamasının gözden geçirilmesini, kontenjanların artırılmasını ve benim gibi uzun süredir randevu alamayan hastalar için bir çözüm üretilmesini, mümkünse en kısa sürede muayene olabileceğim bir randevu imkanı sağlanmasını talep ediyorum” diye konuştu. Bir başka vatandaş olan Ayten Tekin ise MHRS üzerinden randevu alamadığını belirterek çözüm bulunmasını istiyor. Tekin, “Uzun süredir İzmir Menderes Devlet Hastanesi Kadın Doğum ve Cildiye bölümlerinden randevu almaya çalışıyorum ancak bir türlü başarılı olamıyorum. Üç ay boyunca düzenli olarak ilaç kullandım ve doktor kontrolüne tekrar gitmem gerekiyor, fakat MHRS üzerinden randevu bulamıyorum. Yaklaşık 10 gündür MHRS uygulamasından randevu almaya her denediğimde ekranda “Aradığınız klinikte alınabilir uygun randevu bulunamamıştır” uyarısı çıkıyor. Tedavime devam edilmesi ve kontrol muayenemin yapılması gerektiği halde sistemsel veya planlamayla ilgili bu sorunlar nedeniyle mağdur oluyorum. İlaç tedavim ve kontrol sürecim aksamadan devam edebilsin diye, İzmir Menderes Devlet Hastanesi Kadın Doğum ve Cildiye bölümlerine en kısa sürede randevu oluşturulmasını ve bu erişim sorununun kalıcı olarak çözülmesini istiyorum” diye konuştu.

Muhabir: SEMİ TEKTAŞ