SEMİ TEKTAŞ/BEGÜM ÇATIK/İzmir Ticaret Odası (İZTO) Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı Meclis Başkanı Selami Özpoyraz idaresinde gerçekleştirildi. Konuşmasında önemli mesajlar veren Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, İzmir ekonomisine dair açıklamalarda bulundu.
“Ekonomik gelişmeleri yalnızca rakamlar üzerinden okumak yeterli değil”
Nisan ayı TÜFE verilerine değinen Özgener, “Ekonomide yaşanan değişimleri sağlıklı değerlendirebilmek için verilerin ötesine geçerek bu verileri ortaya çıkaran eğilimleri ve dönüşümleri de dikkate almak gerekiyor. Bugün ekonomik gelişmeleri yalnızca rakamlar üzerinden okumak yeterli değil. Verilerin ortaya koyduğu mevcut tabloyu değerlendirirken, aynı zamanda küresel ekonomide şekillenen yeni dengeleri, teknolojik dönüşümü ve değişen rekabet koşullarını göz önünde bulundurmamız gerektiğini düşünüyorum. Zira son dönemde açıklanan veriler, ekonomide karşı karşıya olduğumuz tabloyu tek başına büyüme ya da enflasyon rakamlarıyla açıklamanın mümkün olmadığını gösteriyor. Bugün %2,5 olarak açıklanan 2026 yılı ilk çeyrek büyüme verisi, Nisan ayı enflasyonu ve Merkez Bankası'nın Mayıs 2026 Enflasyon Raporu, enflasyon başta olmak üzere ekonomik gelişmeleri daha geniş bir perspektiften değerlendirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. Nisan ayında TÜFE aylık %4,18 arttı; enerji fiyatlarındaki yükseliş ulaştırma, konut ve gıda kalemlerine hızla yayıldı. Mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon %3,4’e yükselirken, üç aylık ortalamanın yıllandırılmış eğiliminin yaklaşık %38 seviyesine ulaşarak politika faizine yaklaştığını görüyoruz” diye konuştu.
“Enflasyon beklentilerin üzerince gerçekleşiyor”
Sanayi üretiminin ilk çeyrekte daraldığını ifade eden Özgener, “Enflasyon oranı beklentilerin üzerinde gerçekleşmeye devam ederken, büyümeden gelen sinyallerin yavaşlamaya devam etmesi önem taşıyor. Sanayi üretimi ilk çeyrekte daralırken kapasite kullanım oranı pandemi sonrası dönemin düşük seviyelerine yakın seyretti. PMI verileri, Eylül 2024’ten bu yana en düşük seviyelerine gerileyerek imalat sanayiindeki yavaşlamayı teyit ediyor. Firmalar, talep koşullarındaki zayıflamanın yanında teslimat sürelerinde uzama ve maliyet baskılarının sürdüğünü de aktarıyorlar. Bununla birlikte, ekonomik güven uzun dönem ortalamalarının altında kalırken, küresel büyümedeki yavaşlama nedeniyle ihracat pazarlarında da zayıflama bekleniyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Dönemsel kur düzeltmeleriyle enflasyon düşmez”
Özgener, “Uluslararası rekabet gücünün yalnızca kur ile belirlenemeyeceğine inanıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada; öngörülebilir düzenlemeler, hukukun üstünlüğü, kurumsal kalite, toplam faktör verimliliği, politika tutarlılığı ve güçlü stratejik yönetişim uzun vadeli yatırımların temel belirleyicileri haline geldi. İstikrarlı ve öngörülebilir bir reel kur, elbette, son derece önemli. Ancak reel kurun uzun süre aşırı değerli kalması ihracatçı sektörlerin rekabet gücünü aşındırabiliyor. Amacımız; sürekli güçlü ya da sürekli zayıf bir kura sahip olmak değil, fiyat istikrarı ile üretim kapasitesini aynı anda destekleyebilen dengeli bir reel kur yapısı oluşturmak olmalı. Buradan çıkarılması gereken sonuç, enflasyonla mücadeleden vazgeçilmesi değil; dezenflasyon sürecinin üretim kapasitesine, yatırımlara ve ihracata zarar vermeden yürütülmesinin elzem olduğudur. Ülkemiz; yalnızca dönemsel kur düzeltmeleriyle ne enflasyonu kalıcı olarak düşürebilir ne de sürdürülebilir bir rekabet gücü sağlayabilir. Uzun vadeli rekabet gücünün; teknoloji kullanımı, dijitalleşme, yenilikçilik, yeşil sanayileşme, ileri üretim teknikleri, lojistik kapasitesi, insani gelişim ve akıllı yetenek yönetimi üzerinden inşa edilmesi gerekiyor. Daha da önemlisi rekabet gücünün yalnızca imalat sanayii ihracatı üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor Özetlemek gerekirse; enflasyonun yalnızca parasal bir olgu, rekabet gücünün ise yalnızca kur ve maliyetlerden ibaret olduğu dönemin çoktan geride kaldığını söylemek mümkün. Ülkemiz açısından bu durum, para politikasının gerekli olmaya devam ettiğini; ancak fiyat istikrarının tek başına para politikasıyla sağlanamayacağı yeni bir döneme işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde ekonomi politikasının aynı anda üç hedefi gerçekleştirmesi büyük önem arzediyor. Bunlardan ilki; fiyat istikrarını korumak, diğer ikisi ise uluslararası rekabet gücünü sürdürmek ve yapısal reformlar yoluyla verimlilik artışını hızlandırmak. Odaklanılması gereken asıl mesele enflasyonu tek başına %30’dan %20’ye düşürmek olmamalı. Asıl yapılması gereken; dezenflasyonu sağlarken, aynı zamanda üretim kapasitemizi, ihracat niteliğimizi, yenilikçilik ekosistemimizi ve uzun vadeli büyüme potansiyelimizi güçlendirmek. Bu koşullar altında, ekonomik programın başarısının, nihayetinde bu dengeyi kurup kuramayacağımıza bağlı olduğunu öngörüyoruz” diye konuştu.
“İzmir geleceğin ekonomisine hazırlanıyor”
Özgener, “Bu dönüşümün yalnızca ülke düzeyinde değil, şehirler düzeyinde de yeni fırsatlar ve yeni rekabet alanları yarattığını değerlendiriyoruz. Bu perspektif, İzmir açısından özel önem taşıyor. Kentimizin geleneksel gücü sanayi, ihracat, tarım ve lojistikten geliyor. Bu alanların önemini koruyacağını düşünmekle birlikte, gelecekteki büyümenin giderek daha fazla sanayi ile hizmet sektörlerinin kesişim noktasında oluşacağını öngörüyoruz. İzmir; güçlü liman ve lojistik altyapısına, gelişen teknoloji ve yazılım ekosistemine, araştırma kapasitesi yüksek üniversitelere, sağlık turizmi potansiyeline, nitelikli turizm altyapısına, yenilenebilir enerji ve temiz teknoloji kümelerine ve ihracatçı sanayi ile bağlantılı mühendislik ve tasarım hizmetlerine sahip bir şehir. Bu nedenle kentimiz için asıl mesele; sanayi ile hizmetler arasında bir tercih yapmak değil, yüksek katma değer üreten ve küresel pazarlara erişebilen faaliyetleri birbirini tamamlayan güçlü bir ekosistem altında buluşturabilmektir. İzmir’i öne çıkaran unsurun, yalnızca güçlü sanayi ve ihracat altyapısı değil; lojistikten yenilenebilir enerjiye, sağlık hizmetlerinden üniversitelere ve mühendislik kapasitesine kadar uzanan güçlü birikimini aynı ekosistem içinde buluşturabilme kabiliyeti olduğuna inanıyoruz. Buna karşılık; yazılım, yapay zekâ, finansal hizmetler, girişim sermayesi ve küresel inovasyon ağları gibi alanlarda önemli bir gelişim potansiyeli de taşıyoruz. Geleceğin rekabetinin yalnızca daha fazla üretmek üzerine değil; bilgi, teknoloji ve hizmetleri üretimle bütünleştirebilen şehirler arasında yaşanacağına inanıyoruz. Haliyle, bu dönüşüm için gerekli altyapıya sahip olan şehirlerin başında da kentimiz geliyor” ifadelerini kullandı.




