Özge Uyanık/ İzmir’in Buca ilçesine bağlı Bucakoop Mahallesi’nde yaşayan Bulgaristan göçmeni ailelerin evleri yıkılmaya başlandı. 1989 yılında Bulgaristan’daki asimilasyon politikaları nedeniyle Türkiye’ye göç eden, yıllar içinde alın teriyle kendilerine yeni bir yaşam kuran aileler, şimdi bir ömürlük emeklerini geride bırakmak zorunda kaldı. Yol yapımı gerekçesiyle kamulaştırılan alanda başlatılan yıkım, mahalle sakinlerinin tepkisine neden oldu.

Kamulaştırma bedellerinin evlerinin gerçek değerinin çok altında kaldığını savunan mahalle sakinleri, istinaf süreçleri devam ederken yıkım işlemlerinin başlatılmasına karşı çıktı. Yıllarca kendi elleriyle inşa ettikleri evlerinden eşyalarını toplamaya çalışan aileler, yalnızca barınma alanlarını değil, çocukluklarını, komşuluklarını ve ortak anılarını da geride bıraktıklarını anlattı.

Whatsapp Image 2026 11 05 At 17.18.59 (4)

“Demirleri birer birer alıp kolonları kendimiz döktük”

Yıllar boyunca emek vererek üç katlı bir ev inşa ettiklerini anlatan Emel Berberoğlu, yıkımın yalnızca bir yapının ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini, ailelerinin bütün birikiminin ve hatıralarının da yok olduğunu söyledi. Evin her aşamasında kendilerinin çalıştığını belirten Berberoğlu, yaşadıkları çaresizliği şu sözlerle anlattı:

“33 sene oldu. 1993-1994 yıllarından beri buradayız. O zamanlar burayı satın alıp evimizi yapmaya başladık. Sonrasında kat kat çıktık. Her şeyi bir anda yapmadık. Bulgaristan göçmeni olduğumuz için buraya geldiğimizde elimizde avucumuzda hiçbir şey yoktu. Çalıştıkça, peyderpey evimizi yaptık. İnşaatta da her şeyi kendimiz yaptık. Yeri geldi demirleri birer birer alıp kolonları döktük, duvarlarını kendimiz ördük, tuğlalarını taşıdık, kumunu kendimiz getirdik. Evin her aşamasında emeğimiz var. Penceresinden mutfak dolaplarına, çatısından diğer bütün bölümlerine kadar her şeyi kendimiz yaptık. Emeğimizin yanı sıra hatıralarımız da burada. Şimdi yıkıma geldiler. Bir yandan eşyalarımızı toplamaya çalışırken diğer yandan evdeki eski anılarımız aklımıza geliyor. Bu da bizi daha çok perişan ediyor.”

Whatsapp Image 2026 11 05 At 17.18.59 (2)

“Çocuklarımız, torunlarımız otursun diye kat çıktık”

Kamulaştırma sürecinde birçok ayrıntının göz ardı edildiğini savunan Berberoğlu, evlerin yasal aboneliklerinin bulunduğunu, İmar Barışı'ndan yararlandıklarını ve binanın bir bölümünde ruhsatlı iş yeri işletildiğini belirtti. Bölgede çok sayıda ailenin yaşadığını hatırlatan Berberoğlu, evlerin yalnızca kendileri için değil, gelecek kuşaklar için de yapıldığını vurguladı:

“Elimizden gelen her şeyi yaptık. Kamulaştırma kararı gelmeden önce elektrik, su ve doğalgaz aboneliklerimizi almıştık. İmar Barışı'ndan da yararlandık. Burada kiracımız var. Örneğin alt katta bir tütüncü bulunuyor ve kendisine ruhsat verildi, dükkânını işletiyor. Yani her şeyimiz yasal. Kamulaştırma kararından yaklaşık altı ay önce karşı tarafa bir bina yapıldı. O dönem yolun geniş olacağı belliydi. Madem yol genişletilecekti, karşı tarafta neden yeni bina yapılmasına izin verildi? Üstelik burada 5-6 ev, her katta ayrı aileler yaşıyor. Toplamda 25-30 kişiden fazla insanın hayatı söz konusu. En az 8-10 aile bu durumdan etkilenecek. Biz bu katları çocuklarımız, torunlarımız otursun diye yaptık. Göçmen ailelerde şöyle bir anlayış vardır: Anne baba alt katta oturur, çocuklar için de üst katlar yapılır. Biz de çocuklarımız için kat çıktık. Fazlasında gözümüz yoktu. İnsanlar yaşları ilerleyip artık rahat edecekleri dönemde böyle sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Üstelik bu kararı verenler, bizim oylarımızla seçilen insanlar. Biz 35 yıl önce Bulgaristan'dan göç edip her şeyimizi orada bırakarak buraya geldik. Tek amacımız başımızı sokacak bir ev yapmaktı.”

“Bize ‘İşimiz bu’ deyip geçiştiriyorlar”

Yıkım kararının ardından nereye gideceklerini bile bilmediklerini söyleyen Berberoğlu, yaşadıkları mağduriyeti yetkililere anlatmalarına rağmen sonuç alamadıklarını ifade etti

“Burada yaşadığımız hâlde hemen karşı çaprazımızda Naim Süleymanoğlu Spor Tesisi açılıyor. Bunun hangi akılla yapıldığını anlamıyorum. Şimdi nereye gideceğimiz de belli değil. Zor bela bir yer bulduk, o da bir akrabamızın bize kapısını açması sayesinde oldu. Onun dışında hiçbir düzenimiz yok. Etrafı da görüyorsunuz, her yer birbirine girmiş durumda. Önceden böyle bir durumla karşılaşacağımızı bilseydik elbette önlemimizi alırdık. Ancak mağduriyetimizi anlatmamıza rağmen hiçbir şekilde yıkımı durduramadık. Bize sadece ‘Biz işimizi yapıyoruz’ deyip geçiştiriyorlar. Komşularımız da aynı durumda.”

Whatsapp Image 2026 11 05 At 17.18.59 (1)

İzmir Adliyesi'nde siber tehditlere karşı bilinçlendirme seferberliği
İzmir Adliyesi'nde siber tehditlere karşı bilinçlendirme seferberliği
İçeriği Görüntüle

“Üç katlı evin karşılığında 100-200 bin lira aldık”

Yolun genişletilmesi kararının başka alternatiflerle çözülebileceğini savunan Berberoğlu, kamulaştırma bedellerinin de ailelerin yeni bir yaşam kurmasına yetmediğini söyledi. 2019 yılında kendilerine önerilen tutarların evlerinin karşılığını karşılamadığını belirten Berberoğlu, ödeme sürecinde hissedarlar nedeniyle ellerine geçen paranın daha da azaldığını anlattı:

“Bu kamulaştırma bir şekilde çözülebilirdi. İzmir'in birçok yerinde dar sokaklar var ve bu sokaklara tek yön uygulaması getirilerek sorun çözülüyor. Burada ise ısrarla yolun genişletileceği söyleniyor. Üstelik yolu genişletseniz bile 500 metre sonra yeniden daralıyor. Bunun hiçbir mantıklı açıklamasını göremiyorum. Bir de burada 15 katlı bina yapılacağı yönünde iddialar duyduk. Bunu duyduğumuzda zaten daha da yıkıldık. O zaman niyetin başka olduğunu düşündük. Burada insanlar yaşıyor. Biz buradan taşındıktan sonra neden komşularımızın da evlerini kaybetmesine neden olalım? Bu insanlarla 30 yıldır birlikte yaşıyoruz. Cenazemiz, düğünümüz, iyi kötü bütün anılarımız ortak. Birbirimize destek olduk, hiçbir zaman ciddi bir tartışmamız ya da sorunumuz olmadı. Şimdi sırf bu kamulaştırma nedeniyle hepimiz mağdur ediliyoruz.

“İstinaf sürecimiz bitmedi, yine de yıkıma geldiler”

2019 yılında bize ödeme yapılacağı söylendi. Ancak o dönem teklif edilen 350-400 bin lirayla ancak küçük bir 1+1 ya da 2+1 ev alınabiliyordu. Biz burada üç katlı bir ev yapmışken nasıl 1+1 eve sığabilirdik? Bu mümkün değildi. İnsanlar müstakil evlerde yaşamaya alışmış. İster 2+1 ister 3+1 olsun, apartman dairelerine sığmak kolay değil. Çünkü burada kendimize ait bir düzenimiz var. Terasımız, çatımız, arka bahçemiz, garajımız var. Günümüzü geçirebildiğimiz, kendimizi oyalayabildiğimiz alanlarımız bulunuyor. Biz dört duvar arasında yaşamaya alışık değiliz. Bulgaristan'daki hayatımız da böyleydi. Bu nedenle buraya gelir gelmez herkes önce kendine bir ev yapmaya çalıştı. Zaten teklif edilen parayla hiçbir şey alınamayacağı için kabul etmedik ve hukuki sürecimiz devam etti.

2024 yılında ise bu parayı bize vermek zorunda olduklarını söylediler ve bizi mecbur bıraktılar. Ödemeler de herkese farklı miktarlarda yapıldı. Bize 400 bin, yan komşumuza 500 bin, bir başkasına 600 bin lira verildi. Evimizin ve arsamızın bedeli, bütün hissedarlar arasında paylaştırıldı. Burada 24-26 hissedar varsa para da hepsine dağıtıldı. Sonuçta insanların eline 100 bin, 150 bin, en fazla 200 bin lira gibi paralar geçti. Daha az alanlar da oldu. Bu parayla ne yapacak insanlar? Neredeyse yalnızca nakliye masrafını karşılayabilecek bir miktar bu.”

Biz hâlâ istinaf sürecimizin devam etmesi için mücadele ediyoruz. Bu konuda gerekli yerlere başvurularımızı yaptık ve yürütmenin durdurulmasını bekledik. İstinaf sürecimiz sonuçlanmadı, daha fazla ödeme yapılmadı, hiçbir sorun çözülmedi. Buna rağmen en sonunda ‘Sizi yıkacağız’ diyerek kapımıza dayandılar.”

“Daha önce başka yerlerden kaçtık, şimdi buradan da gönderiyorlar”

1994 yılından bu yana mahallede yaşadığını anlatan Beycan Berberoğlu ise ailesinin yeniden göç etmek zorunda bırakıldığını söyledi. Yıllardır yaşadıkları evlerinden çıkarılan aile, verilen kamulaştırma bedelinin yeni bir ev tutmaya dahi yetmeyeceğini belirtti:

“1994 yılında geldik buraya. O zamandan beri burada yaşıyoruz. O belediye geldi, bu belediye geldi, seçimler oldu. En sonunda yıkım buraya kadar geldi. Daha önce başka yerlerden kaçtık, buraya geldik. Şimdi buradan da bizi gönderiyorlar. Bakalım bundan sonra nereye gideceğiz. Gidecek başka bir yerimiz yok. Yine kiracı olacağız. Göçmen olduğumuz için hep kiralarda yaşadık, zaten kiracıyız. Ancak şu anda kiraların durumu ortada. Bize burada verilen para da yeni bir ev tutmamıza yetmeyecek. Bize yalnızca 170 bin lira verdiler, daha fazla ödeme yapmadılar. Durumumuz bundan ibaret. Gerçekten vahim durumdayız. Burada dört kişi yaşıyorduk. Burası zaten tamamen göçmenlerin yaşadığı bir mahalle. Gidecekleri yerler de yine göçmenlerin yaşadığı yerler olacak. Belediyenin parası yok, bir yere tek yön uygulaması bile getiremediler. Onun yerine gelip buraya müdahale ettiler. Geçen gün de buraya geldiler. Belediye geldi, o gitti, bu geldi, Büyükşehir geldi ama sonuç değişmedi. Biz göçmenler kuzu kuzu gönderildik. Bizi böyle götürdüler işte.”

“Burada yaşı ilerlemiş, taşınması daha zor olan insanlar da vardı. Yan tarafta oturanlar için de çok zor oldu. Ağlaya ağlaya evlerinden çıktılar, bazılarını hastaneye götürdüler. Durumumuz bundan ibaret. Gerçekten çok vahim durumdayız.”

Kaynak: özge uyanık